Array
Geri git   .::GençMekan::. > EĞİTİM & ÖĞRETİM > Bilgi Kaynağı > Diğer Dersler

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 01-10-2007, 05:42 AM   #1 (permalink)
Profesyonel

 
ÇaLıKuŞu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2007
Bulunduğu yer: --------
Mesajlar: 11.473
Ruh Halim:
Tesekkür: 0
32 Mesajina 41 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 557
Rep Puanı: 8352
Rep Derecesi : ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.
Ünlem Edebiyat Hakkında Herşey !!!

TÜRKÇE'NİN TARİHİ GELİŞİMİ VE DEVİRLERİ


Türkçe'nin ilk devresi hakkında açık ve kesin bir bilgi yoktur. İlk devrede Ana Türkçe ve daha sonraki devresinde İlk Türkçe adı verilmektedir. Bu devrelerden bugüne örnek kalmamıştır. Ana Türkçe farazî bir devredir. İlk Türkçe devresi tarih sahnesinde görüldüğümüz zamana aittir. İlk Türkçe devresi; Büyük Hun İmparatorluğu zamanındaki Türkçe'dir. Bu devreden elimize herhangi bir örnek geçmemiştir. Hun devrinde söylenmiş bâzı şiirleri Çince metinlerden öğrenmek mümkündür. Vesikalara dayanan devre; Eski Türkçe adı verilen devrededir. Bu devrede milâdın başlangıcından II. asra kadar devam etmiştir. (Eski
Türkçe denince ilmî araştırmalarda II. asır akla gelir.) Türkçe'nin tarihî gelişmesi üç devreye ayrılmaktadır.
1- Eski Türkçe devresi : Başlangıçtan II. asra kadar.
2- Orta Türkçe devresi : II. asır - 13. asır arası.
3- Yeni Türkçe devesi : 13. asır - 20. asır arası.

1. ESKİ TÜRKÇE DEVRESİ : Bu devrenin bilinen ilk metinleri 8. yüzyılda dikilmiş olan Orhun anıtlarıdır. Bu devre de içinde ikiye ayrılır.
a) Göktürkçe : Kendi yazımız olan Göktürk alfabesi kullanılmıştır. Bugüne kadar gelen en eski metindir. Göktürk yazısı ile yazılmış anıtlardır.

b) Uygurca : İslâmiyet'ten önceki bu Eski Türkçe devresinin Göktürk yazıtlarından sonraki yazılı ürünleri Uygur Türkçesi metinleridir.
Uygur Türkleri; Göktürklerin millî yazı dillerini bırakmış İranlılarla akraba olan bir kavim Soğdların yazısını ve Mani-Buda dinlerini kabul etmişlerdir. Eski Türkçe devresinin ikinci bölümünü teşkîl eden Uygur Türkçesi ile yazılmış eserler dinî mahiyettedir.

2. ORTA TÜRKÇE DEVRESİ : Bu devrede gerek Türk dilinde gerek Türk kültüründe önemli değişmeler olmuştur. 10. asırda İslâmiyet resmen kabul edilmiş ve yazı olarak Arap harfleri alınmıştır. Bu devrede Karahanlı devletinin bulunması dolayısıyla Karahanlı Türkçesi de denmektedir. İslâmiyet'ten sonraki Türk edebiyatının ilk eseri Kutadgu Bilig'dir.
11. asırda yeni yazı dillerinin meydana gelem temayülü gösterdiği bir çağdır. Eski Türkçe devresindeki yazı dilinin ve bunun son safhası olan Uygur Türkçesi'nin bir devamı sayılmakla beraber zamanında Hakaniye Türkçesi diye adlandırılan Karahanlı Türkçesi Doğu Türkçesi yazı dilinin başlangıcı olarak da kabul edilmektedir. Doğu Batı ve Kuzey Türkçeleri olarak 13. asırdan itibaren ortaya çıkmaya başlayan yeni yazı dilleri devresi ile Eski Türkçe devresi arasındaki bu döneme; Orta Türkçe devresi veya geçiş devresi denmektedir.

3. YENİ TÜRKÇE DEVRESİ : 11. asrın yeni yazı dillerinin meydana gelme temayülü göstermeye başladığı Orta Türkçe devresini açıklarken işaret etmiştik. 13. asır sonlarına doğru Doğu ve Batı Türkçe arasında yeni ve birbirinden farklı yazı dilleri meydana gelemeye başlamıştır. Doğu Türkçesi Eski Türkçe'nin ve Karahanlı Türkçesi'nin bir devamı olarak ortaya çıkmıştır. Doğu Türkçesi Orta Asya müşterek Türkçesi demektir. Batı Türkçesi Oğuz Türkleri'nin konuşma diline dayanmaktadır. 13. asırdan itibaren yazı dili olarak kullanılmıştır. Batı Türkçesi iki koldan gelişmiştir. Bunları Osmanlı Türkçesi ve Azerî Türkçesi kabul edebiliriz. Bunlar arsındaki fark 15. asrın sonlarında görülmüştür. Daha önce her iki yazı dili de aynı özellikleri taşımıştır. Doğu Türkçesi'nin bir de Kuzey kolu vardır. 15. asra kadar devam etmiştir. Doğu Türkçesi ile ilgili Kuzey Türkçesi'ni Kıpçak Türkleri'nin kullandıkları yazı dili oluşturmuştur. Kıpçak Türkçesi mahsullerine Kuzey Afrika'da ve Mısır'da rastlanmaktadır. Daha sonra Kıpçakça Oğuzca unsurlar alarak Batı Türkçesi ile birleşmiştir. Çağatayca öncesi Doğu Türkçesi adı da verilmektedir. Çağatay Türkçesi 15. asırda edebiyat dili olarak Ali Şîr Nevaî tarafından kurulmuştur. 16. asırda Babür Şah Çağatay Türkçesi'nin büyük temsilcisidir. 17. asırda da Çağatay Türkçesi ile yazılmış bâzı eserler bulunmaktadır. Çağatay Türkçesi'nin yerine Özbek yazı dili gelmiştir. Kuzey Türkçesi olarak Kıpçak Türkçesi'nden sonra Kırım ve Kazan Türkçesi'nin devam ettiğini görüyoruz. Batı Türkçesi iki koldan gelişmiş ve böylece bir edebiyat oluşmuştur. Osmanlı; Türkiye Türkçesi'nin tarihî devresini teşkil etmiştir.
Bugün yeni Türkiye Türkçesi kullanılmıştır. Azerî Türkçesi ise Kuzey ve Güney olmak üzere iki kolda gelişmiştir. Doğu Anadolu halk ağızları lehçe itibari ile Azeri Türkçesi'ne yakındır. Böylece Teni Türkçe devresi 13. asırdan 1908'e kadar gelmiştir. Bunun kolları Osmanlı ve Azerî Türkçesi Çağatay öncesi ve Çağatayca Kıpçak Türkçesi ve Kazan Türkçesi'dir. Yeni Türkçe devresi bugünkü modern hâlini almıştır.

__________________________________________________ ________________________
ESKİ TÜRK EDEBİYATI



XIII. asırdan sonra Türk cemiyet hayatında çeşitli zümre ve çevrelerin teşekkülü değişik edebî mahsullerin ortaya çıkmasına sebep olmuştu. Saray konak medrese çevrelerinde ve bunlara yakın topluluklarda okumuşlara mahsus yeni bir edebiyat doğmaya başlamıştı. Kaynağını ve örneğini daha çok İran edebiyatından alan İslâm kültürünün bütün kollarından belenen Türk ruhunun hususiyetlerini aksettiren ve mahallî çizgileri veren bu edebiyat 600 yıldan fazla devam etmiş ve canlılığını kaybetmekle beraber günümüze kadar gelmiştir.
Yüksek zümre edebiyatı denen ve asırlar boyunca dil ve muhteva bakımından örnek teşkil ettiği ve okullarda okutulduğu için "klasik" kabul edilen bu edebiyat umumiyetle Divan edebiyatı ismiyle tanınmıştır. Bu suretle adlandırılmasına sebep bu edebiyatın daha çok manzum eserlerden meydana gelmesi ve şiir kitaplarına "divan" denmesidir.
Divan şiiri Anadolu'da XIII. asırda Selçuklular zamanında Hoca Dehhânî ile başlamıştır. XIV. asırda Ahmedî Şeyhoğlu Ahmed-i Dâî gibi şairlere sahip bulunan bu edebiyatın ilk büyük üstadı XV. asırda yaşamış olan Şeyhî'dir. Fatih devrinde Ahmet Paşa ve daha sonra Necâtî'yi yetiştiren Divan şiiri XVI. asırda Zâtî Bâkî Hayâlî Taşlıcalı Yahya Nev'î Fuzûlî Rûhî-i Bağdâdî Hâkanî XVII. asırda Şeyhülislâm Yahya Nef'î Nâilî Necâtî Nev'î-zâde Atâî Nâbî Sâbit. XVIII. asırda Nedim Şeyh Galib Râgıb Paşa XIX. asırda Yenişehirli Avni Ziya Paşa gibi büyük sanatkârların eserleriyle fevkalâde bir gelişme göstermiştir.
İslâm kültürü kaynağından beslenen ve bilhassa başlangıçta İran edebiyatını örnek alan Divan edebiyatımız muhteva itibariyle çok çeşitli unsurlara dayanmaktadır. Divan edebiyatının iç zenginliğini ve özünü teşkil eden ve bugün onu iyi anlamak için bilinmesi gereken bu eski kültür ve bilgi malzemesi şunlardır :
1- Dinî inançlar (âyet ve hadisler)
2- İslâmî ilimler (tefsir kelâm fıkıh)
3- İslâm tarihi
4- Tasavvuf ve remizleri
5- İran mitolojisi (şahsiyetler ve hâdiseler)
6- Peygamber kıssaları mûcizeler efsaneler rivayetler
7- Tarihî efsanevî mitolojik şahsiyetler ve hâdiseler
8- Çağın ilimleri (hikmet kimya hendese tıp vs.)
9- Türk tarihi ve millî kültür unsurları
10- Devrin edebiyat anlayışı ve edebî bilgileri (belâgat)
11- Dil malzemesi (deyimler atasözleri; Arapça ve Farsça kelimeler şekiller tamlamalar birleşik sıfatlar vs.).
__________________________________________________ ________________________
II.MEŞRUTİYET SONRASI TÜRK EDEBİYATI



II. Meşrutiyetten sonra Servet-i Fünun mecmuası etrafında kendilerine Fecr-i Ati adını veren yeni bir nesil toplanmıştır. Kısa ömürlü olan bu topluluk Servet-i Füsunculardan daha sade bir dil kullanmış sembolizm empresyonizm ve romantizm gibi akımları eserlerine uygulamışlar Avrupa Edebiyat ile Milli Edebiyat arasında bağ oluşturmuşlardır. Aruz'la şiir yazan Fecr-i Ati şairlerinden tanınmış ve orijinali Ahmet Hacim'dir. Başlangıçta Fecr-i Ati roman ve hikayecisi olan Yakup Kadri Karaosmanoğlu Refik Halit Karay ise gerçek kişiliklerini Milli Edebiyat akımı içerisinde göstermişlerdir. Fecr-i Ati topluluğu dışında kalan İstiklal Marşı şairi Mehmet Akif Ersoy Yahya Kemal Beyatlı kendi şiir anlayışlarına göre eserler veren ve daha sonra Milli Edebiyat akımına katılan şairlerdir. Modern Türk Edebiyatını yaratma amacıyla kurulan Tanzimat Servet-i Fünun ve Fecr-i Ati toplulukları büyük hamleler yapmakla beraber ruhta büyük ölçüde Fransız sanatına bağlı dil ve üslupta Osmanlıcaydı sürdüren milli kimlik ve kişiliğe ulaşamamış bir edebiyat vücuda getirmişlerdir. Osmanlı imparatorluğunun dağılışı sırasında Türk aydınlarının büyük bir
bölümü ümmete bağlı Osmanlıcılığın terk edilerek milliyetçiliğin benimsenmesinin memleketin geleceği için gerekli olduğuna inanıyorlardı. Bu inanç sonucunda Türkçülük ve Milliyetçilik akımları doğmuş her sahada milli kimlik ve kimlik arayışları başlamıştır. Türk Dili Türk Vezni Türk Zevki ve Kültürü ile Milli konuları Milli Ülküleri işleyen Türk Edebiyatı ihtiyacı ve özlemi sonucunda 1911-1923 yılları arasında Milli Edebiyat akımı doğmuştur. Bir kısmı daha sonra Cumhuriyet dönemi yazar ve şairleri arasında da yer alan bu edebiyatın temsilcilerinin en önemlileri Ziya Gökalp Ömer Seyfettin Mehmet Emin Yurdakul Yusuf Ziya Ortaç Faruk Nafiz Çamlıbel Enis Behiç Kor yürek Kemalettin Kamu Aka Gündüz Yakup Kadri Karaosmanoğlu Halide Edip Adıvar Refik Halit karay Reşat Nuri Güntekin Ahmet Hikmet Müftüoğlu Necip Fazıl Kısakürek Halide Nusret Zorlutuna Şükufe Nihal Peyami Safa Ahmet Hamdi Tanpınar'dır. Cumhuriyet kültür ideoloji edebiyat alanlarında Milli Edebiyatçıları hemen bütünüyle devralmıştır. Milli Edebiyat akımının özellikleri cumhuriyetin ilk on yılının da bir özeti olmaktadır. Bu çerçeve içerisinde Milli Edebiyat akımının ilkeleri de şu şekilde belirtilebilir : Dilde yalınlık halk edebiyatı şiir biçimlerinden yararlanma ve hece ölçüsü konu seçiminde yerlilik. Yalın bir dille yazma konularını hayattan ülke şartlarından seçme ve milli kaynaklara yönelme ilkelerinde birlenilmiştir. İslamcı Osmanlıcı gelenekçi görüşlere sahip yazarlardan bireysel eğilimli yazarlara kadar tüm edebiyatçılara açık bir bütünlük mevcuttur. Çünkü artık söz konusu olan Milli Edebiyat akımı kavramı değil Milli Edebiyat dönemidir. Bu akım dilde ve duyuşta 1911-1915 dönemi milliyetçilik fikirlerinin ön planda olduğu roman hikaye tiyatro eseri ve şiirler verilmesine yol açmıştır.
Türk milletine mensup olma şuuru tarih içinde devamlılık düşüncesi kendi kalarak Batılılaşma inancı 1911-1923 yılları arasındaki akımın temelleridir. Bu dönemin bariz özelliği Türk Romantizminin edebi tezahürlerini göstermesidir. Adını 1912'den itibaren duyurmakla beraber asıl şöhretini Milli Mücadele Devrinde kazanan Yahya Kemal Beyatlı ölümüne kadar saf şiir peşinde koşmuş bir mısra kuyumcusudur. İslamcı şair olarak tanınan başta İstanbul'da olmak üzere çeşitli şehir ve ülkelerin geri kalmışlığını çaresizliğini aydınların yabancı amacını anlatan Mehmet Akif Ersoy'un Safahat (Safhalar) adlı şiir kitabı hem aydınlar hem de geniş halk yığınları üzerinde büyük etki yapmıştır. Gerek Mehmet Akif Ersoy gerekse Yahya Kemal Beyatlı şiir dili ile konuşma dili arasındaki uzlaşmalığı ve Türk diline zor uyan aruzun engellerini ortadan kaldırıp yaşayan Türkçe ile başarılı şiirler yazmışlardır. Yahya Kemal Beyatlı sadece bir şair olarak değil medeniyet ve kültür araştırıcılığı çok çeşitli fikri ve edebi zenginlikleri şahsında toplamış sohbetleri ile çığır açmış bir edebiyatçı olarak da tanınır. Birinci Dünya Savaşı ve Türk Kurtuluş savaşından sonra Türkiye'de meydana gelen en önemli olay tarihe karışan Osmanlı Devletiyle birlikte onun dayandığı müesseseler sosyal tabaka hayat felsefesi dil ve üslubun ortadan kalkarak yeni bir rejime zihniyete ve sosyal düzene dayanan yeni bir devletin kurulmasıdır. Cumhuriyet devri halk iradesine dayanan parlamento rejimini getirdi. Bu rejimi kuran ilk nesil Kurtuluş savaşını kazanan subaylar İkinci Meşrutiyet devrinde yetişen münevverlerdir. Hem büyük bir kumandan hem de kültür ve medeniyet konularında ileri görüşlü olan Mustafa Kemal Atatürkbu münevverlerle birlikte Türkiye'nin sosyal iktisadi ve kültürel yapısını değiştiren inkılapları gerçekleştirdi. Cumhuriyet devri edebiyatının ilk dönem eserleri bu siyasi sosyal ve kültürel çerçevenin etkilerini taşır. Cumhuriyet kuruluşunu hazırlayan milliyetçilik ideolojisi içinde doğan Milli Edebiyat akımı Cumhuriyetin ilk yıllarında en olgun eserlerini verdi. Cumhuriyet rejimi ve bu devirde meydana getirilen sosyal ve iktisadi müesseseler üstünde başlarında büyük Türk sosyolog ve düşünürü Ziya Gökalp'in bulunduğu Türkçü ve Milliyetçi münevver zümre etkili oldu. Gökalp'in Türkiye ve Türkler için şekillendirdiği düşünceler başta Atatürk olmak üzere Cumhuriyeti kuran birinci neslin dünya görüşünün kaynağını teşkil etti. 1880 yıllarından sonra doğan II. Meşrutiyeti Balkan savaşını ve Kurtuluş savaşını gören ve modern Türkiye Cumhuriyetinin aydın tabakasını meydana getiren nesil felaketlerle olgunlaşmış ve zenginleşmiş hayat tecrübesine sahiptir. Halka ulaşabilmek ve onunla bütünleşebilmek için onun dilini kullanmak gerektiğine bu nesilden yazarlar eserlerinde konuşma dilini kullandılar. Halk dilini kullanırken gençlik yıllarında hayran oldukları Edebiyat-ı Cedide (Yeni Edebiyat) yazarlarının ince zevkini günlük dile aktardılar. Genç Kalemler Dergisinde başlayan bu çalışmalar başlangıçta Edebiyat-ı Cedide topluluğunda yer alan ve II. Meşrutiyet devrinde Türkçülük akımına katılan Ahmet Hikmet Müftüoğlu devrinin ilk dönem şairleri Türkçülerin yaygınlaştırdığı sade dil ve hece veznini kullandılar. Memleket gerçekleri ve bir ölçüde günlük hayat şiir konuları arasına girdi. Mütareke yıllarında şöhret kazanan hececiler Orhan Seyfi Orhon (1890-1972) ve Yusuf Ziya Ortaç'dan (1896-1967) sonra yetişen Faruk Nafiz Çamlıbel (1898-1973) ile Kemalettin Kamu (1901-1948) Anadolu'yu ve vasat insan tipini şiire soktular. Hece vezni ile serbest tarzda şiirler yazan Enis Behiç Koryürek'in (1892-1949) şiirleri tarihi ve milli heyecanları yansıtır. Kendine has üslubu vatan coğrafya ve tarihini İstanbul dekoruyla canlandıran Yahya Kemal Beyatlı (1884-1958) hem şiirde hem de nesirde çok başarılı örnekler veren çok yönlü bir edebiyatçıdır.
Genç yaşında Rusya'ya giden ve oradan Marksist ve materyalist bir inançla dönen Nazım Hikmet Ran (1902-1963) Türkçe'nin estetiğini Mayakovski tesirleri taşıyan yeni bir tarzda kullanarak ihtilalci şiirler yazdı. 1960'lı yıllardan sonra Türk Edebiyatı içinde yaygınlaşan sosyalist akımının başlangıcı bu şiirler oldu. Ahmet Muhip Dıranas şiiri tamamen estetik olarak kabul eden şairlerdendir. Aynı nesilden olan Arif Nihat Asya (1904-1976) üslup ve ruh yönünden zenginliğini şiirlerine aksettiren orijinal bir şairdir. Türk Edebiyatında küçük klasik hikaye yazma geleneğinin kurucusu ve en başarılı temsilcisi olan Ömer Seyfettin'in (1884-1920) hikaye kitapları 144 baskı yaparken kendisi en çok okunan yazar oldu. Sait Faik Abasıyanık (1906-1948) ve Sabahattin Ali'nin 1935 yılından sonra yayınladıkları hikayeler birbirinden farklı iki yeni çığır açtı. Sait Faik konuları İstanbul'da geçen ve şahsi izlenimlerine dayanan şiir duygusuyla dolu hikayeler yazdı. Materyalist bir dünya görüşüne sahip olan Sabahattin Ali dış tasvirlere ve sade olaylara fazla önem veren hikayeler yazdı. Bu iki yazarla birlikte 1960'lı yıllardan sonra yoğunlaşan günlük hayat ve olayların düşünce ve beklentilerin edebiyata akması başladı. 1940-1945 yılları arasında Türkiye II. Dünya Savaşına katılmamakla birlikte siyasisosyalkültürel bakımdan büyük değişikliklere uğradı. İdeolojik yönden Nazizm ve Faşizme karşı açılmış olan bu savaş bütün dünyada olduğu gibi Türkiye'de de batılı demokrasiye ve sosyalist akımlara üstünlük sağladı. Türkiye bu yeni kuvvetler dengesi içinde Tanzimat'tan beri yöneldiği Batı medeniyetini ve örnek aldığı Batı demokrasisini tercih etti. Demokrasiye bağlı hürriyet ve tenkitle beraber sosyalist ve Marksist görüşler de Türkiye'ye girdi. Şiirlerini 1941 yılında Garip adlı kitapta toplayan Orhan Veli Kanık'a ve onunla aynı tarzı paylaşan Melih Cevdet Andan ve Oktay Rıfat Garipçiler adıyla anıldılar ve Türk şiirlerinde yeni bir akım meydana getirdiler. Bu akımın esası şiiri öteden beri vazgeçilmez unsurlar sayılan vezin kafiye ve benzetmelerden sıyırarak duyuların yalın ifadesi haline getirmekti. Orhan Veli bu tarzda yazdığı başarılı şiirlerle kendisinden sonrakileri büyük ölçüde etkiledi. Cahit Sıtkı Tarancı (1910-1956) aynı sadeliği vezin ve kafiyeyi kullanarak sağladı. Tarancı mısra içindeki belirli durakları kaldırarak veya değiştirerek hece vezninde yenilik yaptı. Bu neslin dünya görüşü Andre Gide'in tesiri ile varlık ötesi geçmiş ve gelecek tasavvurları olmaksızın anlık duyumlara dayanıyordu. Sait Faik'in eserleri de dahil olmak üzere bu grubun eserlerinde yaşama sevinci hakimdir. Serbest şiir hızla yayılmış Asaf Halet Çelebi Fazıl Hüsnü Dağlarca Behçet Necatigil gibi başarılı temsilciler yetişmiştir. Asaf Halet Çelebi bazı şiirlerinde doğu mistisizmi ile tasavvufu birleştirdi. İlk şiirlerinde serbest çağrışımlara yer veren Fazıl Hüsnü Dağlarca şuur altının karanlık akımlarını ifade eden sembollerle dolu orijinal şiirler yazdı. Behçet Necatigil şiirlerinde büyük şehir hayatı içinde ezilmiş ve kaybolmuş insanın kırık karanlık dolaşık duygularını anlattı. Şiirlerinde ahengi ihmal eden Necatigil divan şiirinde olduğu gibi gittikçe derinleşen bir arka planı işlemiştir. 1950 yılından itibaren Türk yazar ve şairlerinin büyük bir kısmı hayat görüşlerini "toplumsal gerçekçilik" adıyla edebiyata uyguladılar. Bu dönemde Batıdan gelen varoluşculuk ve gerçeküstücülük akımları da hayata bakış tarzıyla beraber eserlerinin kompozisyon ve üslubunu da değiştirdi. Son kırk yıllık Türk Edebiyatı Batıdan gelen akımlar sosyalist dünya görüşü milli ve dini yaklaşımlar ve çok partili dönemde çeşitlenen politik tercihler doğrultusunda fevkalade çeşitlilik göstermekte edebiyat çok kere vasıta gibi kullanılmakta ve yeni arayışlar içinde görünmektedir. Kısa zaman içinde büyük şöhret kazanan veya adını pek az duyurabilen yazar ve şairlerin Cumhuriyet terkibi paralelinde kurulmakta olan yeni edebiyat geleneklerine katkıda bulunmakla beraber bunlar hakkında içinde yaşarken objektif tenkitler yapmak ve edebiyat tarihindeki yerlerinin belirlenmesi mümkün olamamaktadır. Özellikle 1960'lı yıllardan sonra gelişen kadın yazar ve şairlerin sayılarının artmış olması feminist akımın da diğer pek çok akım gibi Türk Edebiyatı içinde yer almasını sağlamıştır. 1850-1986 yılları arasında isimleri en çok duyulan ve okunan roman ve hikayeciler şöyle sıralanabilir : Halide Nusret Zorlutuna Nihal Atsız Safiye Erol Tarık Dursun K. Attila İlhan Yaşar Kemal Orhan Kemal Kemal Tahir Tarık Buğra Mustafa Necati Sepetçioğlu Firuzan Adalet Ağaoğlu Sevgi Soysal Tomris Uyar Emine Işınsu Sevinç Çokum Selim İleri Cevat Şakir (Halikarnas Balıkçısı) Bekir Büyükarkın Necati Cumalı Haldun taner Mustafa Kutlu Muhtar Tevfikoğlu Bahaettin Özkişi Durali Yılmaz Rasim Özdenören Şevket Bulut.
Bu dönemin şairleri: Behçet Kemal Çağlar Necati Cumalı Ümit yaşar Oğuzcan Bekir Sıtkı Erdoğan Atilla İlhan Yavuz Bülent Bakiler Mehmet Çınarlı Mustafa Necati Karaer Munis Faik Ozansoy Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu İlhan Geçer İlhan Geçer Bedri Rahmi Eyüpoğlu Turgut Uyar Sezai Karakoç Bahaettin Karakoç'tur.
ÇaLıKuŞu isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-10-2007, 05:45 AM   #2 (permalink)
Profesyonel

 
ÇaLıKuŞu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2007
Bulunduğu yer: --------
Mesajlar: 11.473
Ruh Halim:
Tesekkür: 0
32 Mesajina 41 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 557
Rep Puanı: 8352
Rep Derecesi : ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.
Standart

DİVAN EDEBİYATI

Türk edebiyatı XIV.asırdan Tanzimat dönemine kadar doğu medeniyetinin dolayısıyla beş yüz yıl İran ve Arap edebiyatlarının etkisi altında yaşamıştır. Çünkü Orta Asya kültür çevresinden Anadolu bozkırına yerleşip İslam dinini kabul eden Türkler ister istemez Müslüman doğu kültürleri ile temasa geçmişler Arap ve İranlıları edebiyat alanında örnek almışlardır. Anayurt'tan bir bütün olarak getirilen Türk edebiyatı Anadolu'da halk ve divan edebiyatı olarak gelişmiştir. Halk edebiyatı saz ve tekke şairlerinin elinde halk arasında yaşarken saray çevresini dolduranlar da divan edebiyatının gelişmesini sağlamışlardır.

İran şairlerinin eserlerini taklitten başka bir şey olan divan edebiyatı ümmet çağındaki dini hayatı yansıtan her yönüyle bir saray edebiyatı hüviyetini taşımıştır. Bu edebiyatın en çok kullanılan edebi türü şiirdir. Olaylar ve hikayeler bile şiir olarak yazıldığından bunun dışındaki edebi türlerin gelişmesini önlemiştir. Gazelleri kasideleri mesnevi ve hikayeleri gerçek ve temelsiz inançları kapsayan eserleriyle yaşadığı devrin bir aynasıdır. Bu çağda başka türlü bir hayat ve edebiyat söz konusu olamaz. Halinden memnun Osmanlı toplumu henüz değişme ve yenileşme diya bir problemle karşı karşıya gelmemiştir.
Divan şiirine altın çağını yaşatan Ali Şir Nevai Fuzuli Baki Nedim Nef'i Şeyh Galip gibi şairler bile konu bakımından kadın aşk hikayeleri şarap tasavvuf tabiat v.s. gibi temalar içinde sıkışıp kalmışlardır. Gerek bu içine kapanmış Osmanlı toplum düzeni gerek toplumun içinde yaşadığı zevkleri yansıtan bu edebiyat aşağı yukarı beş asır devam etmiştir. Bu bakımdan yüzyıllarca kalıplaşmış bir şekil ve anlatım düzeni içinde donup kalan ve asırlarca şairden şaire keyfi olarak Fars ve Arap dillerinin etkisinde kelen divan edebiyatına aruzla yazılan ve medrese öğrenimi görmüş yüksek tabakaya özgü bir edebiyattır diyebiliriz. Daha açıkçası sosyal olaylara karşı ilgisiz kalmış divan şairleri padişahların hükümet ricalinin keyfine göre kaside ve gazeller yazmaktan başka iş yapmamışlardır.
Divan edebiyatı aslında halkın yabancı olmadığı aşk ölüm kıskançlık gibi insancıl duyguları da işlemiştir. Ama ne var ki kullanılan dil yüzünden halktan kopmuş halka inememiştir. Çünkü halkın konuştuğu Türkçe ile divan edebiyatının İran ve Arap dillerinin sözcükleri ile dolu ağdalı terkipli dili arasında uçurum vardı. İşte divan şairlerinin kullandığı dil sayesinde Tanzimat hatta Cumhuriyet dönemine kadar süren bir zevk ayrılığı meydana gelmiştir. Ayrıca yüksek tabaka Araplardan gelen aruz vezniyle şiirler yazarken halk ve tekke edebiyatlarında ise Türklerin İslam medeniyet dairesine girmeden önce kullandıkları hece vezni hakimiyetini sürdürmeye devam etmiştir.
Şu halde divan edebiyatının devam ettiği beş asırlık bir zaman şeridi içinde gerek dil gerek vezin bakımından ayrı ama halkın benimseyip gönlünde yaşattığı ikinci bir edebiyat ta birlikte yaşamıştır. Hatta yan yana ve iç içe. Ama divan edebiyatı hiçbir zaman ne halktan yana olmuş ne de halk tarafından kabul edilmiştir. Sarayla halk arasındaki bu zevk ayrılığı yüzyıllarca sürüp gitmiştir.
Bu zümre edebiyatının medrese kültürü ve doğu zevkine bağlılığı yüzünden ne bir Türk nesri meydana gelmiş ne bir Türk grameri ve sözlüğü ortaya çıkarılmıştır.
Saray ile halk arasındaki bu ikiliğin ve zevk ayrılığının meydana gelmesini Agah Sırrı Levent iki sebebe dayandırmaktadır.
1- Türk padişahları gösterişli ve tantanalı saraylara kurulduktan sonra göz kamaştırıcı bir hayat yaşamaya başlamışlardı. Bu görkemli saray hayatında yabancı ve Türk şairler hakanlara sundukları kasidelerle bol ihsanlar elde etmişlerdir. Bunun sonucunda ise halkın içinde yaşayan milli gelenekler bir yana itilerek sarayla halkın arası açılmıştır. Arap ve Fars dillerinin revaç görmesi sonucu Türk dili adeta bir yana itilmiştir.
2- Öğrenimini Arapça yapan medreseler de kültür yönünden halkı ikiye ayırmışlardır.

Bu devirde halkın dilini kullanıp onun içine kadar inenler sadece görüşlerini yaymak için uğraşan ve bir nevi Anadolu'nun iç aydınlığı diyebileceğimiz tarikat sahipleri ile bölge bölge dolaşarak halk arasında bugün bile etkilerini sürdüren halk şairleri olmuşlardır.
__________________________________________________ ________________________
TANZİMAT EDEBİYATI
Prof. Ahmet Hamdi Tanpınar;Tanzimat ve ondan sonra gelişen edebi cereyanları inceleyebilmek için Türk toplumunu etkilemiş bir kaç realite üzerinde durmak gerektiğini belirtir. Zira Tanzimat edebiyatı bir medeniyet değişmesinin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bunu gözden uzak tutmamak gerekir.
Tanzimat ve sonrası dönemlerde Türk toplumunu etkileyen sosyal ve kültürel olaylar aynı zamanda edebiyatımızın da değişmesi ve yenileşmesine ortam hazırlamıştır. Bu önemli olaylar şunlardır:
1- 1839'da ilan edilen Tanzimat Fermanı
2- 1876 ve 1908 birinci ve ikinci meşrutiyet denemeleri.
3- 1918 imparatorluğun dağılışı ile 1923'te Cumhuriyet ilanı ve Ankara'nın başkent oluşu.
Bu önemli siyasi olaylar ve demokrasi denemelerinin her biri genellikle bir edebi hareketin başlangıcı ve gelişme ortamı olmuşlardır.
19. asır Osmanlı İmparatorluğu'nun gerileme ve çöküş devridir. Büyük fetihler artık gerilerde kalmıştır. Ordular yenilgilerden kurtulamaz olmuştur.III. Selim devrinde ilk kez orduda yapılan ıslahat hareketleri ile Avrupa'nın teknik ve kültürel üstünlüğü anlaşılmış ve imparatorluk yönünü batıya çevirmek zorunda kalmıştır.
İşte Tanzimat edebiyatına verilen isimde 3 Kasım 1839'da Reşit Paşa tarafından ilan edilen ve Gülhane Hattı Hümayunu da denilen yenileşme beratının yürürlüğe konmuş olmasından doğmuştur. Bu olay daha sonraları Tanzimat Fermanı olarak adlandırılacakgerek siyasi alanda gerek edebi ve toplumsal hayatta batıya yönelmenin resmi bir belgesi sayılacaktır. Edebiyat Tarihçilerimizde 1839 yılını Tanzimat edebiyatının başlangıcı olarak kabul edeceklerdir.
Tanzimat dönemiyle yeni açılan mekteplerde öğretimin Türkçe'ye dönmesi gazeteciliğin başlaması ve garp etkisiyle beraber gelişen milli şuur sonucunda yepyeni bir ortam doğmuştur. Tanzimat edebiyatı dediğimiz edebi yenileşme ister istemez toplum bünyesinde ki bu değişmelereuyanan yeni fikir akımlarına paralel olarak ortaya çıkmışyeni bir medeniyet değişiminin sonucu olarak gelişmiştir. Tanzimat dönemiyle birlikte edebiyatımızda sosyal ve siyasal konular günlük olaylar tartışma alanına çekilmiştir.
Tanzimat edebiyatının ilk nesli olan ŞinasiZiya PaşaNamık Kemal'in amaç bakımından gayretleri aşağı yukarı aynıdır. Bu ilk nesil birbiri ardından ve birbirlerini bütünleyen çalışmalarıyla Türkiye'de siyasi Tanzimat devriyle ölçülmeyecek kadar geniş bir aydınlar sınıfı yetiştirmişlerdir. Asıl yaptıkları iş ise Türkçe'nin gelişmesine gösterdikleri çaba olmuştur. Bilhassa Şinasi'nin (1826-1871) çıkarmış olduğu Tasvir-i Efkar gazetesi çevresinde uyandırdığı halkçı dil hareketi ve peşinden gelenlerin getirdiği yeni edebiyat anlayışı bunda önemli bir rol oynamıştır. Aynı zamanda Tanzimat edebiyatının kurucusu sayılan Şinasi şiirde ilk defa eski şekiller içinde yeni kavramları kullanmıştır. Namık Kemal ise daima geniş yankılar uyandıran eserler yazmışneslinin en gür sesli şairi ve dava adamı olarak görülmüştür.Ziya Paşa divan şiiri geleneğini sürdürmesine rağmensiyasi ve sosyal düşüncelerhalk dilinin yazı dili olmasını savunan fikirleriyle arkadaşlarının ortak ülkülerine katılmıştır.
Tüm bu yapılmak istenenlere rağmen Tanzimatçılar beş asır devam eden divan edebiyatı geleneğinden tam olarak kurtulamamışlardır. Bu ilk neslin genel sanat felsefesi “toplum içinvatan içinhürriyet ve halk için sanat” anlayışı olmuştur.
Tanzimat edebiyatının birinciler kadar kavgacı olmayan ikinci nesli diyebileceğimiz HamitEkrem ve Samipaşazade Sezai gibilere gelince;bunlar ustalarının izinde yürümekle berabersiyasi ortamın ve devlet yönetimindeki baskının Tanzimat'ın ilk yıllarına oranla ağırlaşması sonucu “Toplum için sanat” felsefesini bırakıp “Sanat için sanat” görüşünü benimsemişlerdir.
Tanzimat Edebiyatının bu iki nesli arasında Namık KemalŞinasiAbdülhak Hamit gibi güçlü temsilcileri yetişmiş olmasına rağmen o yıllarda son çırpınışlarını gösteren eski edebiyatlatutunmaya çalışan yeni edebiyat boğuşma halindedir.Bu devirde okuyan ve yazan kitle arasında eski edebiyata bağlı olanlar hala kabarıktır.Buna rağmen yeni neslin görüşleri bilhassa bizim için tamamen yeni olan gazete yazılarıromantiyatroeleştiri gibi nesir çeşitlerinde daha kısa zamanda ve kolayca zafere erişir.

Tanzimat Edebiyatının Genel Özellikleri:

a. Tanzimat edebiyatı sanatçıları Divan edebiyatında bulunan şiir tarih mektup v.b gibi edebiyat türlerini Batı anlayışına göre yenileştirmişler; ayrıca Divan edebiyatında hiç bulunmayan makale tiyatro roman hikaye anı eleştirme v.b. gibi yeni edebiyat türleri getirmişlerdir.

b. Tanzimat edebiyatının özellikle ilk devirlerinde yetişen sanatçıların çoğu (Ziya Paşa Namık Kemal v.b...) Montesquieu Rousseau Voltaire v.b. gibi Fransız devrimci yazarlarının etkisi altında kalarak makale ve şiirlerinde zulme haksızlığa hırsızlığa. geriliğe karşı şiddetli bir dille mücadeleye girişmişler; vatan millet hürriyet. hak adalet kanun meşrutiyet. v.b. gibi kavramları memlekete yaymaya çalışmışlar “toplum için sanat” anlayışını benimsemişlerdir. Tanzimat edebiyatının ikinci devrinde yetişen sanatçılar ise (Recai-zâde Mahmut Ekrem Abdülhak Hâmit Sami Paşa-zâde Sezai v.b.) toplum işlerine daha az karışmışlar “sanat için sanat” anlayışını benimser görünmüşlerdir.
c. Çoğu Fransız edebiyatını örnek olarak alan bu sanatçıların bir kısmı Klasisizm (Şinasi Ahmet Vefik Paşa Ali Bey v.b.).bir kısmı da Realizm (Recai-zâde Mahmut Ekrem Sami Paşa*zâde Sezai Nabi-zâde Nâzım v.b.) akımlarının etkisi altında eserler vermişlerdir.
ç. Tanzimat edebiyatı Divan edebiyatının tersine olarak seçkin kişiler için değil halk için meydana getirilen bir edebiyat olmak iddiasıyla ortaya çıkmıştır. Bu görüşü benimseyen sanatçılar (Şinasi Ziya Paşa Namık Kemal Ahmet Mithat Ali Bey v.b.) özellikle makale tiyatro anı kısmen de roman türlerinde bu yolda eserler vermişlerdir. Tanzimat edebiyatının ikinci devrinde yetişen bazı sanatçılar ise (Recai-zâde Mahmut Ekrem Abdülhak Hamit v.b.) bu amaçtan uzaklaşmış görünmektedirler.
d. Bu görüşün bir sonucu olarak dilin sadeleşmesi konuşma dilinin yazı dili haline gelmesi düşüncesi savunulmuştur. Tanzimat edebiyatının başlıca sanatçıları (Şinasi Ziya Paşa Namık Kemal Ahmet Mithat Ahmet Cevdet Paşa Şemseddin Sami v.b.) dil konusunda böyle düşünmekle birlikte hiçbiri eski alışkanlıklarından kurtulup da büsbütün konuşma diliyle yazmış değildir. Sade dil daha çok tiyatro; anı mektup bir dereceye kadar da makale ve romanlarda kullanılmıştır. Tanzimat edebiyatının ikinci devrinde yetişen sanatçıların bir kısmı ise ( Recai-zâde Mahmut Ekrem Sami Paşa-zâde Sezai özellikle Abdülhak Hamit) konuşma dilinden epey uzaklaşmışlardır.
e. Tanzimat edebiyatında en önemli yenilik nesirde anlatımın kuruluşunda görülmüştür. Bu edebiyatta söz hüneri göstermek değil birtakım düşünceleri halka yaymak amacı güdüldüğünden “seci” ler atılmış asıl düşünce ile ilgisi bulunmayan doldurma sözlere yer verilmemiş düşünceler sayfalarca süren uzun cümleler yerine kısa cümlelerle anlatılmaya çalışılmıştır.
f. Tanzimat edebiyatı nazmında şiirin konusu genişletilmiş günlük hayatla ilgili her türlü olay duygu ve düşünce şiir konusu olarak seçilmiştir;
İlk zamanlarda Divan edebiyatı nazım biçimlerinin dışına pek çıkılmamış yeni düşünceler eski biçimler içinde söylenmiş (Ziya Paşa Namık Kemal v.b.) ise de sonraları eski biçimler büsbütün bırakılarak yeni biçimler kullanılmaya başlanmıştır (Recai-zâde Mahmut Ekrem özellikle Abdülhak Hamit vb.) ; yeni nazım biçimleri ilkin Fransızca'dan yapılan manzum çevirilerde görülmüş telif şiirlerde çok sonra kullanılmıştır; beyitlerin başlı başına birer bütün olmasıyla yetinilmeyip bütün mısralar aralarında bir anlam bağı bulunmasına Divan şiirindeki “parça güzelliği” anlayışı yer yine şiirin baştan sona kadar belli bir düşünce etrafında gelişmesine; yani “konu birliği” ne ve “bütün güzelliği” ne önem verilmiştir: genel olarak aruz vezni kullanılmakla birlikte Türk'lerin tabiî ve ulusal vezninin hece vezni olduğu anlaşılmış bu vezinle yazmaya tarafçılık edilmiş (Ziya Paşa Namık Kemal Ahmet Cevdet Paşa v.b) fakat bu istek geniş bir akım halini alamamış sadece birkaç sanatçı (Ethem Pertev Paşa Ziya Paşa Namık Kemal Ahmet Vefik Paşa Abdülhak Hâmit Recai-zâde Mahmut Ekrem v.b.) tarafından girişilen birkaç deneme ile yetinilmiştir.
__________________________________________________ ________________________
ÇaLıKuŞu isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-10-2007, 05:47 AM   #3 (permalink)
Profesyonel

 
ÇaLıKuŞu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2007
Bulunduğu yer: --------
Mesajlar: 11.473
Ruh Halim:
Tesekkür: 0
32 Mesajina 41 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 557
Rep Puanı: 8352
Rep Derecesi : ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.
Standart

EDEBİYAT-I CEDİDE (SERVET-İ FÜNUN EDEBİYATI)
Edebiyat-ı Cedide II.Abdülhamit (hük. 1878-1909) devrinde Servet-i Fünun dergisi çevresinde toplanan sanatçıların Batı edebiyatı yolunda meydana getirdikleri bir edebiyat hareketidir.
Bu edebiyat 1896'dan 1901'e kadar sürmüştür. Recai-zâde Mahmut Ekrem 1895 sonunda Malûmat adlı bir dergide yazan Muallim Naci izleyicileriyle kafiyenin göz için mi kulak için mi olduğu tartışmasına girişmiş ve bu gazeteye karşı cevaplarının bir kısmım Ser*vet-i Fünun dergisinde yayınlamıştır. Servet-i Fünun Recai-zâde'nin Mekteb-i Mülkiye'den öğrencisi olan Ahmet İhsan Tokgöz tarafından 1891 yılından beri çıkarılmakta idi. Recai-zâde bunu bir edebiyat dergisi hâline getirmek için Ahmet İhsan‘la anlaşmış ve kendisinin Mekteb-i Sultanî (Galatasaray Lisesi) den öğrencisi olan Tevfik Fikret'i derginin “kısm-ı.edebî ser-muharrirliği” ne getirmiştir. O sırada Mektep ve başka dergilerde yazan ve Recai-zâde tarafını tutan başka gençlerin de 1896'da bu dergi çevresinde toplanmasıyla “Edebiyat-ı Cedide” topluluğu meydana gelmiştir.
Edebiyat-ı Cedide'nin başlıca özellikleri şu noktalar üzerinde toplanabilir:

a. Edebiyat-i Cedide sanatçıları Batı uygarlığına özellikle Fransa'ya hayranlık göstermişler Türkiye'nin Avrupalaşma yoluyla yükseleceğine inanmışlar orada sanat bilim ne buldularsa Türkiye'ye aktarmaya çalışmışlar; laik bir zihniyeti benimsemişler ve daima dindışı şiirler yazmışlardır.
b. Devlet ve siyaset konularına dokunmak vatan hürriyet istikIâl inkılap v.b. gibi sözcük ve kavramları kullanmak yasak olduğu için açıkça toplumsal yazılar yazmak olanağı bulunamamış ancak aşk merhamet v.b. gibi suya sabuna dokunmayan temalar üzerinde dolaşılmıştır. (Edebiyat-ı Cedide sanatçıları bu yüzden daha sonraki devirlerde memleketi yansıtmamak ve ulusal olmamakla suçlandırılmışlardır).
c. Çağdaş Fransız edebiyatı örnek tutulmuş hikâye ve romanda Realizm ve Naturalizm şiirde Parnasizm ve Sembolizm akımlarının etkisi altında kalmıştır; Parnasyenlerin etkisiyle “sanat
sanat içindir” görüşü benimsenmiştir. (Fikret “toplum için sanat” anlayışıyla de eserler vermiştir).
ç. Tanzimat sanatçılarının tersine olarak halka seslenmek düşünülmemiş havasa mahsus bir edebiyat meydana getirilmiştir ; kendilerinin de söylediği gibi ; “Servet-i Fünun edebiyatı umuma avâma mahsus değildir”.
d.Bu düşünüşün bir sonucu olarak dil konusunda da Tanzimat sanatçılarından daha geri bir anlayışla konuşma dilinden büsbütün uzaklaşılmış yazı dilinde o zamana kadar kullanılanlardan başka Arap ve Farsça sözcükleri karıştırarak Türkçe'de kullanılmayan birtakım yeni sözcükler (nahcir [av] şegaf [çılgınca sevgi] tirâje [alâimisema gökkuşağı] vb.) bulunup çıkarılmış; Batı ede*biyatından alınan yeni kavramlar Fars dilinin kurallarıyla kurulmuş birtakım yeni isim ve sıfat tamlamaları (sâât-ı semen-fâm [yasemin renkli saatler] lerziş-i bârid [soğuk titreme] v.b...) ve yeni bileşik sıfatlar (tehi-baht [boş talihli] şikeste-reng [kırık renkli] v.b...) ile karşılanmış: aynen Fransızca'da görü*len birtakım yeni deyim ve söyleyişler de (el sıkmak dest-i izdivacını talep etmek v.b.) Türkçe'ye aktarılmış nesirde Fransızca'nın sözdizimi Türk diline uydurulmaya çalışılmıştır.
e. Benzetmelerle yüklü olan süslü bir dille yazmak yerli yersiz ah! oh! gibi ünlemlere fazla yer vermek. ve bağlacını sık sık kullanmak bir düşünceyi kuvvet*lendirmek veya ondan dönmek maksadıyla söz arasına evet evt! hayır hayır! gibi sözcükler sıkıştırmak ikide bir güzelim! meleğim! gibi hitaplarda bulunmak Edebiyat-ı Cedide üslubunun başlıca zayıf yapmacıklı yanıdır.
f. Hikâye ve roman türünde teknik kuvvetlenmiş (mesela süs için yazılan gereksiz tasvirler ve konu dışı bilgi vermeleri vak'anın yürüyüşü durdurulmamış serde yazarın kişiliği gizlenmiştir) ; Fransız realist ve natüralist yazarlarının eserleri örnek tutulmuş; bunun sonucu olarak hep hayatta görülen ya da görülmesi olanağı bulunan olay ve kişiler anlatılmıştır; vak'alar çok defa İstanbul'da geçirilmiştir. (Abdülhamit devrinde memlekette gezi özgürlüğü olmadığı için yazarlar memleketin İstanbul dışındaki yerlerini tanımıyorlardı).
Türk Edebiyatı'nın bu devrine Servet-i Fünun Devri denilmesi bu edebi hareketin Servet-i Fünun Dergisinde gerçekleşmesi ile ilgilidir.Divan edebiyatına karşı kurulmasına karşı çalışılan Avrupai Türk edebiyatını ifade için kullanılmasına Tanzimat devrinde başlanmış olan Edebiyat-ı Cedide teriminin de bu harekete ad olması ise hareketin bu terimi tamamiyle benimseyip kendi hakkında da pek sık kullanmasındadır.
Edebiyat-ı Cedide'yi meydana getirenler:Şair olarakTevfik FikretCenap ŞahabettinHüseyin SuatAli EkremAhmet ReşitSüleyman NazifCelal Sahir. Hikayeci ve romancı olarak:Halit ZiyaMehmet RaufHüseyin CahitAhmet Hikmet.
17 Mart 1891'de İstanbul'da Ahmet İhsan tarafından çıkarılmasına başlanılan Servet-i Fünun isminden de anlaşılacağı gibi başlangıçta daha çok fenni yazılara yer veren bir dergiydi. Tevfik Fikret'in yazı işleri müdürlüğüne gelmesinden sonra tam bir edebiyat ve sanat dergisi olmaya başladı. Bu dönemde her türlü yayın büyük bir kontrolbasın sıkı bir sansür altında idi.
Dergi kısa zamanda gerek şekilce ve gerekse duyuş ve hayaller bakımından tamamıyla Avrupai şiirlerhikayelerromanlarla dolmaya başladı.Türk şiirine Fransız şiirinden birçok yeni hayaller getirildi.Bunları ifade için yeni tamlamalar kullanıldı.Sözlüklerden yeni yeni Farsça ve Arapça kelimeler çıkarıldı.Böylece konuşma dilinden iyice uzaklaşıldı.1898 Yılının sonlarında Servet-i Fünuncular eski edebiyatı tutanlara karşı mücadeleyi kazanmıştır.
Yazarların kendi aralarında bazı anlaşmazlıklar ortaya çıktı.Zaten sanat anlayışında esaslar bakımından birleşmekle beraber bunların uygulanmasında öteden beri aralarında bazı görüş ayrılıkları vardı.1901 Yılının başlarında idari bir mesele yüzünden Ahmet İhsan ile Tevfik Fikret'in arasıda anlaşmazlıklar çıktı.Tevfik Fikret'in dergiden ayrılması üzerine Servet-i Fünun ciddi bir bulanımın içine düştü.Dergi II. Abdülhamit tarafından kapatıldı ve sorumluları mahkemeye verildi.Mahkeme tarafından şuçsuz bulundan Servet-i Fünun 5 Aralık 1901'de tekrar yayınlanmaya başladı.Ama kısa bir süre sonra tekrar dağıldı.Servet-i Fünuncular II.Meşrutiyet'e kadar pek az şey yayınladılar. Bu tarihten sonra tekrar ortaya çıktılarsa da şartlar değişmiş ve yeni bir nesil yetişmişti. Servet-i Fünuncular çalışmalarına ayrı ayrı dergilerde ve dağınık bir şekilde sürdürdüler ise de hiçbir zaman tekrar bir araya gelemediler.
Edebiyat-ı Cedide'nin başlıca sanatçıları şunlardır:
Şairler: Tevfik Fikret Cenap Şahabettin Hüseyin Siret Özsever Hüseyin Suat Yalçın A. Nadir (Ali Ekrem Bolayir) Süleyman Nesip (Süleyman Paşa-zâ*de Sami) İbrahim Cehdi (Süleyman Nazif) H..Nâzım (Ahmet Reşit Rey) Faik Ali Ozansoy Celâl Sahir Erozan v.b...
Nesirciler: Halit Ziya Uşaklıgil Mehmet Rauf Hüseyin Cahit Yalçın Müftüoğlu Ahmet Hikmet Safve*t Ziya. v.b...
__________________________________________________ ________________________
FECRİ ATİ EDEBİYATI
24 Temmuz 1908'de ilan edilen II. Meşrutiyet'ten sonra ülkede canlı ve hareketli bir edebiyat hayatı başlamıştır. Edebiyatta ki bu canlılık aslında ülkede II.Meşrutiyet'in getirdiği özgürlük ortamı içinde her türlü fikrin serbestçe tartışılabilir hale gelmiş olmasındandır.II.Meşrutiyet'in ilanından sonraki devirde edebiyatımız biraz da Abdülhamid'in baskılı rejiminden kurtularak imparatorluğu çepeçevre saran siyasi olayların içine girmiştir.

Bu yılların edebiyat ortamında edebiyata hevesli İstanbul gençlerinden bir grup 1909 da Fecri Ati adında bir topluluk kurarlar. Ülküleri Servet-i Fünun topluluğuna benzeyen fakat onlardan daha ileri bir edebiyat topluluğu meydana getirmektir. Bunlarda tıpkı Edebiyatı Cedideciler gibi Servet-i Fünun dergisini kendi eser ve görüşlerini yazacak bir organ saymışlaredebiyatta yapmak istediklerini de bir bildiri ile açıklamışlardır.
Bu bildiride yeni görüşün hangi prensiplere sahip olduğu ve çizilmiş bir hedefe benzer hususlar yoktur. Edebi bir görüşün belirtilmesinden çokgenç edebiyatçıların birlikte hareket edecekleri ve topluca çalışıp yazacakları açıklanmıştır.Önemli bir prensip ortaya koyamayan ve Servet-i Fünuncular kadar etkili bir ekol olamayan Fecri Ati topluluğunun daha sonraları ortaya çıkan gaye ve prensibi şöyle özetlenebilir. “Sanatşahsi ve muhteremdir.”
Ne var ki topluluğun üyelerinin hem yaş olarak çok genç olmalarıhem kültür yönünden oldukça zayıf bulunmalarıhem de edebiyatımızda yeni bir çığır açacak önemli prensipler ortaya koyamamış bulunmaları yüzünden Milli Edebiyat Hareketi'ni savunanlarca çok kolay bertaraf edilmişlerdir.Zaten Fecri Ati topluluğu varlıklarını gösterebilmek için sık sık kendilerinden öncekileri hırpalayan eleştiriler kaleme almaktan Edebiyatı Cedideciler'in dil anlayışlarını sürdürüp bazı batı örnekleri teklifinden başka önemli bir rol oynayamamışlardır.
Ali Cenap Yöntem'in o zaman Selanik'te topluluğun muhabir azası olmasına rağmen onların fikirlerini de eleştirmesi belli bir edebi görüş birliğinin Kurulmamış olduğunu gösterir.Bu yüzden Fecri Aticiler daha fazla dayanamayıp iki yıl sonra Balkan Savaşı içinde dağılmışlardır.
Fecri Ati topluluğunun yazarları şunlardır: Celal SahirAhmet HaşimEmin BülentMehmet FuatTahsin NahitMehmet BehçetFaik AliRefik HalitYakup KadriHamdullah SuphiFazıl AhmetŞahabettin Süleyman...

Sonuç olarak bu topluluktan edebiyat tarihimize önemli bir ekol değilbir kaç tane isim kalmıştır.Yakup KadriRefik HalitAhmet Haşim ve Fuat Köprülü.Bunlardan Ahmet Haşim dışında diğerleri Milli Edebiyat akımının önemli ölçüde etkisi altında kalarakyazı hayatına devam etmişlerdir. Bilhassa Fuat Köprülüdaha sonraları yaptığı ilmi araştırmalarla Milli Edebiyat hareketinin aydınlanıp yayılmasına önemli katkılarda bulunmuştur.

Fecri Ati Edebiyatının Genel Özellikleri:

·Örnek olarak Fransız edebiyatını aldılar.
·Eserlerinde aşk ve tabiat konusunu işler.
·Duygulu ve romantik bir aşkı dile getirdiler.
·Gerçekten uzak tabiat tasvirleri yaptılar.
·Fransız sembolistlerinden etkilendiler.
·Şiirlerinde aruz veznini kullandılar.
·Serbest müstezatı geliştirerek kullanmaya devam ettiler.
·Ağır bir dil kullandılar.dil ArapçaFarsça kelime ve tamlamalarla yüklüdür.
·Herhangi bir yenilik getirememişlerdir.Serveti Fünun edebiyatının devamından öteye gidememişlerdir.
·Fecr-i Ati topluluu:Refik Halit Karay Ali Canip Yöntem Yakup Kadri Karaosmanoğlu Ahmet Haşim Celal Sahir gibi sanatçılardan oluşur.
__________________________________________________ ________________________
ÇaLıKuŞu isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-10-2007, 05:48 AM   #4 (permalink)
Profesyonel

 
ÇaLıKuŞu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2007
Bulunduğu yer: --------
Mesajlar: 11.473
Ruh Halim:
Tesekkür: 0
32 Mesajina 41 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 557
Rep Puanı: 8352
Rep Derecesi : ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.
Standart

MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİ
Meşrutiyet (1908) 'den sonra memlekette başlayan ve o devirde “Türkçülük” adı verilen milliyet hareketi “edebiyatta millî kaynaklara dönme” düşüncesinin doğmasına yol açmıştır. “Millî kaynaklara dönme” sözüyle ; dilde sadeleşme aruz vezni yerine hece veznini kullanma yerli hayatı yansıtma kastedilmiştir. Bunları gerçekleştirmeyi ülkü edinen edebiyat akımına “Millî Edebiyat” adı verilmiştir.
a. Dilde sadeleşme hareketi 1911 nisanında Selanik'te Ömer Seyfettin Ali Canip ve Ziya Gökalp tarafından çıkarılan Genç Kalemler dergisinde “Yeni Lisan” adıyla ileriye sürülmüştür. Bunlar konuşma dilini yazı dili haline getirme davasını benimsemişler “Millî edebiyat'ın millî lisan'dan doğacağı”nı (Ömer Seyfettin) söylemişlerdir. Bu hareket kısa zamanda tutunmuş ve XX. yüzyıl edebiyatının ayırıcı niteliği olmuştur.
b. Aruz vezni yerine hece veznini kullanma davası ilkin Mehmet Emin'in 1897 Yunan savaşı dolayısıyla yayınladığı Türkçe Şiirler adlı kitabı vesilesiyle ortaya sürülmüş Rıza Tevfik'in halk şiirleri yolundaki koşma ve nefesleriyle desteklenmiş ise de uzun zaman gerçekleşememiş; ancak Birinci Dünya Savaşı içinde özellikle 1917'de Servet-i Fünun dergisi tarafından “Şairler Derneği” adıyla toplanan gençler (Orhan Seyfi Yusuf Ziya Faruk Nafiz v.b.) tarafından benimsenmiştir.Bu dönemde aruz vezni de bir yandan sürüp gitmiş ve Mehmet Akif Ahmet Haşim Yahya Kemal gibi üç kuvvetli sanatçının elinde varabileceği gelişmenin en yüksek noktasına erişmiştir.
c. Yerli hayatı yansıtma davası ise yalnız birkaç şair (Mehmet Emin Mehmet Akif kimi şiirleriyle Yahya Kemal Cumhuriyet devrindeki bazı şiirleriyle Faruk Nafiz v.b.) ve daha çok hikâye ve roman yazarları tarafından benimsenmiştir.
ç. Şiir alanında hece vezninin ilk ürünlerini veren şairlerin (Mehmet Emin'den başka) hemen hepsi bir yandan aruzla yazmışlar; bir yandan da Türkçülük hareketinin ve Ziya Gökalp'in etkisiyle hece veznine yönelmişlerdir. Ne var ki bunların hece vezniyle ortaya koydukları ürünler yalnız biçim (dil vezin nazım biçimi) kaygısıyla yetinilen derinliği olmayan yalınkat manzumelerdir.
Gerçek değer taşıyan şiirler aruzun son üç ustasının “Mehmet Akif Ahmet Haşim Yahya Kemal” kaleminden çıkmıştır. Bunlardan Mehmet Akif önce Tev*fik Fikret'in uyguladığı “nazmı nesre yaklaştırma” hareketini sürdürüp geliştirmiş; Ahmet Haşim ile Yahya Kemal ise bunun tam tersi bir tutumla “şiir nesre çevrilme olanağı bulunmayan nazımdır; (...) musiki ile söz arasında sözden çok musikiye yakın ortalama bir dildir” (A.Haşim) ve “şiir nesirden bambaşka bir hüviyettedir : musikiden başka türlü bir musikidir” (Y. Kemal) görüşünü savun*muş ve uygulamışlardır. Bu üç şair bir yandan da Türk şiirinde üç ayrı akımın temsilcisi olmuşlardır : Mehmet Akif şiirde Tevfik Fikret'ten devir aldığı “Realizm” akımını geliştirmiş “hayal ile alışverişi olmadığını her ne demişse görüp de söylediğini en beğendiği mesleğin hakikat olduğunu” bildirmiş Fecr-i Âti topluluğundan gelen Ahmet Haşim Batıdan gördüğü “Sembolizm” akımını benimsemiş “dünyanın şekillerini hayal havuzunun sularında seyrettiğini; onun için dünyanın taşlarını ve bitkilerini renkli bir akis gibi gördüğünü” belirtmiş; Yahya Kemal de yine Batıda gördüğü “Romantizm” akımını benimsemiş ve bu anlayışla Divan şiiri yolunda klasik şiir denemelerine girişmiş; sade dille ve yeni nazım biçimleriyle yazdığı şiirlerinde de yine biçim kusursuzluğuna yapmacıksız ve sağlam anlatıma önem vermiştir.
Meşrutiyetten Mütareke sonuna kadar süren ve Trablusgarp Savaşı (1911) Balkan Savaşı (1912-1913) İkinci Dünya Savaşı (1914-1918) Mütareke yılları (1919-1922) gibi büyük olayları içine alan ve Osmanlı İmparatorluğunun parçalanıp yıkılmasıyla sonuçlanan bu dönemde önemli sayılan yalnız iki şair (Mehmet Emin Mehmet Akif) toplumsal konulara yönelmiş; ötekiler ortalıkta sanki hiçbir şey yokmuşçasına sadece aşk özlem v.b. gibi bireysel ve duygusal konular ve temalar üzerinde durmuşlardır.
Hikâye ve roman alanında bir bölüğü “Fecr-i Âti” topluluğundan gelen “Yakup Kadri Refik Halit) bir bölüğü bu topluluk dışında kalan (Ebubekir Hâ*zım Ömer Seyfettin Halide Edip v.b.) sanatçılar aralarındaki sanat anlayışı ve dünya görüşü ayrılıklarına rağmen yerli hayatı yansıtma konusunda birleşmiş görünüyorlar. Tanzimat ve Edebiyat-ı Cedide hikâye ve romanlarında vakaların İstanbul sınırları içinde kapalı durmasına karşılık bu devirde hikâye ve roman yurdun her köşesine açık tutulmuş her tabakadan halkın yaşayışı konu olarak ele alınmıştır. Özellikle köy ve taşra hayatını anlatan başarılı ilk örnekler (Ebubekir Hâzım: Küçük Paşa; Refik Halit: Memleket Hikâyeleri; Reşat Nuri: Çalıkuşu v.b.) bu devirde verilmiştir. Kimi kitapların adları dahi (Refik Halit: Memleket Hikâyeleri: Ömer Seyfettin: Yalnız Efe - Anadolu romanı; Yakup Kadri: yarım kalan Ateşten Gömlek - Anadolu romanı) sonradan “memleket edebiyatı” diye adlandırılan bu çığırı açıkça belirtir. İlkin edebiyatdışı bir amaçla “taşraların ne halde olduklarını köylülerin ne yaptığını ne istediğini memleketin neye muh*taç olduğunu yerinde görüp incelemek” için Tanin gazetesinin Anadolu'ya gönderdiği bir yazarının Anadolu'daki şehir kasaba ve köyleri dokuz ay (1909-1910) adım adım dolaşarak hazırladığı röportaj niteliğindeki gezi notları (Ahmet Şerif: Ana*dolu'da Tanin) ve aynı yıl içinde “Anadolu fatihaları” nı dile getirmek amacıyla yazılan fakat yayınlandığı zaman hiç de ilgi uyandırmadığı halde Cumhuriyet devrinde dikkati çeken bir roman (Ebubekir Hâzım: Küçük Paşa) ile açılan bu çığır; Refik Halit'in Anadolu sürgününden getirdiği hikâyeler “Memleket Hikâyeleri” ile geniş bir ilgi görmüş; Kurtuluş Savaşı yıllarında ise Anadolu insanının çetin alınyazısı üzerine eğilme hareketi (Halide Edip: Dağa Çıkan Kurt Ateşten Gömlek / Yaban Millî Savaş Hikâyeleri) artık zorunlu ve yaygın bir hal almıştır.
Gözleme dayanan bu yerli hayatı yansıtma isteğinin sonucu olarak çoğu yazalar Realizm (Ömer Seyfettin Yakup Kadri Refik Halit Reşat Nuri Memduh Şevket v.b) hatta kimileri Natüralizm (Bekir Fahri Selâhattin Enis kimi hikâyeleriyle F. Celâlettin kimi romanlarıyla Osman Cemal v.b.) ilkelerini benimsemişlerdir
Çoğu Fransız (Yakup Kadri Refik Halit Reşat Nuri Peyami Sata Abdülhak Şinasi) kimisi İngiliz (Hailde Edip) kimisi Rus (Memduh Şevke) edebiyatlarının etkisi altında kalan bu devir sanatçılarının bir bölüğü de Hüseyin Rahmi ve Ahmet Rasim yolunu sürdürmüşlerdir (Ercüment Ekrem Sermet Muhtar Osman Cemal kimi hikâyeleriyle F. Celâlettin).
Parti kavgalarının kızıştığı Meşrutiyet ve Mütareke devirlerinde okuyucunun mizaha ve toplumsal yergiye düşkünlük göstermesi bir çok yazarın (Ömer Seyfettin Refik Halit Ercüment Ekrem Sermet Muhtar Osman Cemal Reşat Nuri F. Celalettin v.b) mizaha eğilim göstermesine yol açmıştır.
Tiyatro alanındaki verim hikâye ve roman kadar başarılı sayılamaz. Ger*çi Meşrutiyetin ilânıyla birlikte birçok tiyatro topluluğu ortaya çıkmış; hattâ bir de tiyatro okulu açılıp ilk resmî tiyatro (Dârülbedayi-i Osmanî) kurulmuş; bunlar eser yetiştirmek için pek çok yazar o alanda birtakım denemelere girişmiş ise de bunların çoğu başarı çizgisinin çok altındadır. çeviri ve uyarlama arasında bir tek çevirmenin (İbnürrefik Ahmet Nuri) uyarlamaları belli bir değer çizgisinin üstüne çıkmıştır.
Bu devrin başlıca yazar ve sanatçıları şunlardır:
Bilim yolunda: Ziya Gökalp. Fuat Köprülü. v.b.
Şiir alanında : (Aruz vezniyle) Mehmet Akif Ahmet Haşim Yahya Kemal Beyatlı v.s.
(Hece vezniyle) Mehmet Emin Yurdakul Rıza Tevfik Bölükbaşı Halit Fahri Ozansoy Enis Behiç Koryürek Orhan Seyfi Orhon Yusuf Ziya Ortaç Faruk Nafiz Çamlıbel v.b.(Bunlardan Ahmet Haşim fıkra ve gezi notları; Yahya Kemal makale; Halit Fahri Yusuf Ziya Faruk Nafiz man*zum oyun da yazmışlardır.)
Hikaye ve roman alanında: Ebubekir Hâzım Tepeyran Ömer Seyfettin Halide Edip Adıvar Yakup Kadri Karaosmanoğlu Refik Halit Karay Ercüment Ekrem Talu Selâhattin Enis F. Cemâlettin Osman Cemal Kaygılı Reşat Nuri Güntekin Peya*mi Safa Memduh Şevket Esendal Halikarnas Balıkçısı Sermet Muhtar Alus Abdülhak Şinasi Hisar Mahmut Yesari. v.b.
(Bunlardan Ömer Seyfettin Yakup Kadri Refik Halit Reşat Nuri Sermet Muhtar Mahmut Yesari oyun da yazmışlardır. İçlerinde anı yazanlar da vardır: Ebubekir Hâzım Ömer Seyfettin Halide Edip Yakup Kadri Refik Halit Memduh Şevket Halikarnas Balıkçısı. Bir çoğu fıkra ve makale de yazılmıştır.)
Tiyatro alanında: Musahip-zâde Celâl İbnürrefik Ahmet Nuri v.b.
Gezi ve röportaj alanında: Ahmet Şerif.
Röportaj - Mülâkat alanında: Ruşen Eşref Ünaydın.
Gezi anı deneme fıkra makale alanlarında: Falih Rıfkı Atay vb.
ÇaLıKuŞu isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-10-2007, 05:50 AM   #5 (permalink)
Profesyonel

 
ÇaLıKuŞu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2007
Bulunduğu yer: --------
Mesajlar: 11.473
Ruh Halim:
Tesekkür: 0
32 Mesajina 41 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 557
Rep Puanı: 8352
Rep Derecesi : ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.
Standart

EDEBİ AKIMLAR
TANIM

Belli bir tarihsel süreçte edebiyatı tür ve yazarın milliyeti bakımından herhangi bir ayrım olmadan şekilsel ve içeriksel olarak etkileyen belli üslup duygu ve düşünce dizisidir. Belli başlı edebi akımlar klasizm romantizm (coşumculuk) parnasizm (sanat sanat içindir) naturalizm (doğalcılık) sembolizm (simgecilik) idealizm (ünanimizm) realizm (gerçekçilik) fütürizm (gelecekçilik) dadaizm gerçeküstücülük (sürrealizm) letrizm (harfçilik) varoluşçuluk (egzistansiyalizm) personalizm (kişilikçilik) olarak sıralanabilir.


--------------------------------------------------------------------------------


KLASİZM



Edebiyatta eski Yunan ve Roma sanatını temel alan tarihselci yaklaşım ve estetik tutumdur. Yeniden doğuş diye adlandırılan Rönesans döneminde gelişmiştir. Bu akımın izleri bir önceki dönemde Rebelais ve Montaigne’de hatta Aristoteles’tedir. Klasizmin temel öğeleri kendi içinde soyluluk akılcılık uyum açıklık sınırlılık evrensellik idealizm denge ölçülülük güzellik görkemliliktir. Yani bir eserin klasik sayılabilmesi için bu özellikleri barındırması gerekmektedir. Kısaca klasik bir eser bir üslubun en yetkin ve en uyumlu ifadesini bulduğu eserdir. Klasizm temellerini Rönesans aristokrasisinden alır. Klasizm bir bakıma aristokrasinin akımıdır.


--------------------------------------------------------------------------------

ROMANTİZM



18. yüzyılın sonunda başlar ve 19. yüzyılın ortalarına kadar sürer. Kendisinden önceki klasizme bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Önce ön-romantizm dönemi denilen gelişmeler yaşanmıştır. Bu gelişmelerin en önemlisi halkın beğenisinin klasizmin görkemli katı soylu idealize edilmiş ve yüce anlatım biçiminden daha yalın ve içten ve doğal anlatım biçimlerine kaymış olmasıydı. Romantizm klasizmin düzenlilik uyumluluk dengelilik akılcılık ve idealleştirme gibi özelliklerine bir başkaldırı niteliğindedir. Romantizm doğduğu çağın akılcılığı ve maddeciliğine tepki olarak bireye öznelliğe akıl dışılığa düş gücüne kişiselliğe kendiliğindenciliğe ve aşkınlığa yani sınırları zorlayıp geçmeye önem verir. Tarisel olarak bu dönemde gelişen orta soylu sınıfın yani burjuvazinin duygu düşünce ve yaşam tarzını ön plana çıkarır.
Soyluların zarif sanat biçimlerini yapay ve aşırı incelikli bulan bu yeni sınıf duygusal açıdan kendisine yakın hissettiği daha gerçekçi sanat biçimlerinden yanaydı. Böylece romantizm gelişme ve yaygınlaşma şansı buldu.
Romantizmin en önemli habercisi Fransız filozof ve yazar Jean Jacques Rousseau’dur. Ama İngiliz yazarlar William Wordsworth ve Samuel Taylor Coleridge’nin 1790 yılında birlikte yayınladığı Lirik Balatlar adlı eser romantizmin bildirgesi sayılır. Yine İngiltere’de William Blake Almanya’da Friedrich Hölderlin Johann Wolfgang von Goethe Jean Paul Novalis Fransa’da Chateaubriand ve Madame de Stael romantizmin ilk temsilcileridir. Victor Hugo Alphonse de Lamartine Alfred de Vigny Nodier Soumet Deschamp Alfred de Musset romantik akımın önemli yazarlarıdır.


--------------------------------------------------------------------------------

REALİZM (GERÇEKCİLİK)



Bir estetik kavram olarak 19. yüzyıl ortalarında Fransa’da ortaya çıkmıştır. Nasıl ki romantizm klasizme bir başkaldırı niteliğinde ise gerçekçilik yani realizm hem klasizme hem de romantizme bir başkaldırıdır. Amaç sanatı klasik ve romantik akımların yapaylığından kurtarmak çağdaş eserler üretmek ve konularını öncelikle yüksek sınıflar ve temalarla ilgili değil toplumsal sınıflar ve temalar arasından seçmekti. Realizmin amacı günlük yaşamın önyargısız bilimsel bir tutumla incelenmesi ve edebi eserlerin bir bilim adamının klinik bulgularına benzer nesnel bir bakış açısıyla ortaya konmasıdır. Örneğin realizmin iki güçlü temsilcisi Gustave Flaubert’in Madame Bovary adlı romanı ile Emile Zola’nın Nana adlı romanında cinsellik ve şiddet edebi bir mikroskop altında incelenerek olanca çıplaklığıyla ortaya konulmuştur. Realizm felsefesinin altında güçlü bir felsefi belirlenimcilik yatar. Fransız edebiyatında Flaubert ile Zola’nın yanısıra Honore de Balzac Stendhal Rusya’da Lev Tolstoy Ivan Turgenyev Fyodor Dostoyevski İngiltere’de Charles Dickens ve Anthony Trollope Amerika’da Theodore Dreiser İrlanda'da James Joyce realizmin önemli temsilcileridir. Realizm 20. yüzyıl romanının gelişimini de önemli ölçüde etkilemiştir.


--------------------------------------------------------------------------------

PARNASİZM



Adını Louis Xavier de Richard ile Catulle Mendes’in hazırlayıp Alphonse Lemerre’in bastığı Le Parnasse Contemporain (Çağdaş Parnasçılık) adlı eserden alır. Klasizm romantizm ve realizmin bütününe tepkili bir akımdır. 1830’lu yıllarda ortaya çıkmıştır. Temel kuramı "sanat sanat içindir" diye özetlenebilir. Aslında realizmin katı toplumculuğu ve gerçekçiliğine bir karşı çıkıştır. Daha çok şiirde kendini gösterir. Sanatsal biçim ve sanatsal içerik kaygısı ön plandadır. Bu akımın etkisindeki edebi eserlerde ölçülü ve nesnel bir anlatım teknik kusursuzluk ve kesin betimlemeler kullanılır. Parnas şiir için "biçimciliği amaçlayan" şiir de denebilir. Parnasizm bir yönüyle kendisinden sonraki doğalcılığa kaynak olmuştur. Zengin bir dil zengin bir biçim zengin ve yoğun bir duygusallık işlenir. Theophile Gautier’in şiirlerini Theodore de Banville Leconte de Lisle izlemiştir. Parnasizm edebiyat tarihinde Leconte de Lisle ile özdeşleştirilir.


--------------------------------------------------------------------------------

DOĞALCILIK (Natüralizm)

19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında etkili olmuştur. Doğa bilimlerinin özellikle de Darwinci doğa anlayışının ilke ve yöntemlerinin edebiyata uyarlanmasıyla gelişmiştir. Edebiyatta gerçekçilik geleneğini daha da ileri götüren doğalcılar gerçekleri ahlaksal yargılardan seçici bir bakıştan uzak bir tutum ve tam bir bağlılıkla anlatmayı amaçlar. Doğalcılık bilimsel belirlenimciliği benimsemesiyle gerçekçilikten ayrılır. Doğalcı yazarlar insanı ahlaksal ve akılsal nitelikleriyle değil rastlantısal ve fizyolojik özellileriyle ele alır. Doğalcı yaklaşıma göre çevrenin ve kalıtımın ürünü olan bireyler dıştan gelen toplumsal ve ekonomik baskılar altında ezilir içten gelen güçlü içgüdüsel dürtülerle davranırlar. Yazgılarını belirleyebilme gücünden yoksun oldukları için yaptıklarından sorumlu değillerdir.
Doğalcılığın kuramsal temelini Hippolyte Taine’in Historei de la Litterature Anglaise (İngiliz edebiyatı tarihi) adlı eseri oluşturur. İlk doğalcı roman Goncourt Kardeşler’in bir hizmetçi kızın yaşamını konu alan Germinie Lacarteux adlı yapıtıdır. Ama Emile Zola’nın Le Roman Experimental (Deneysel Roman) adlı eseri akımın edebi bildirgesi sayılır. Zola’nın yanısıra Guy de Maupassant J. K. Huysmans Leon Hennique Henry Ceard Paul Alexis Alphonse Daudet doğalcı eserler veren yazarlardır.


--------------------------------------------------------------------------------

SEMBOLİZM (Simgecilik)

19. yüzyılın sonlarında Fransa’da ortaya çıkmış ve 20. yüzyıl edebiyatını önemli ölçüde etkilemiştir. Bireyin duygusal yaşantısını dolaysız bir anlatım yerine simgelerle yüklü ve örtük bir dille anlatmayı amaçlar. Simgecilik geleneksel Fransız şiirini hem teknik hem de tema açısından belirleyen katı kurallara bir tepki olarak başladı. Simgeciler şiiri açıklayıcı işlevinden ve kalıplaşmış bir hitabetten kurtarmayı şiirle insanın yaşantısındaki anlık ve geçici duyguları betimlemeyi amaçladı. Simgeciler dile getirilmesi güç sezgi ve izlenimleri canlandırmaya şairin ruhsal durumunu ve gerçekliğin belirsiz ve karmaşık birliğini dolaylı biçimde yansıtacak özgür ve kişisel eğretileme ve imgeler aracılığıyla varoluşun gizemini aktarmaya çalıştılar.
Simgeci şiirin başlıca temsilcileri Charles Baudelaire’nin şiir ve görüşlerinden fazlaca etkilenen Fransız Stephane Mallarme Paul Verlaine Arthur Rimbaud’dur. Sembolik yazarlar arasında Jules Laforgue Henry de Regnier Rene Ghil Gustave Kahn Belçikalı Emile Verhaeren ABD’li Stuart Merrill Francis Viele Griffin yer alır.


--------------------------------------------------------------------------------


İDEALİZM

Dünyayı ve varoluşu bilinç ve düşünceye öncelik vererek açıklama öğretisinin temel olduğu felsefi akımın edebiyattaki uzantısıdır. İdealist felsefenin tüm özellikleri edebi eserlerde de görülür. 20. yüzyılın başlarında ortaya çıkmıştır. Bireyci dünya görüşü ve simgecilik akımına bir tepki olarak doğmuştur. Çağcıl yaşamın artık makineleşen toplumları ve alabildiğine serpilip gelişen kentleriyle bireyi topluluk içinde yaşamaya zorladığını vurgulayan idealizm bir arada yaşamanın yarattığı ortak kanı ve duyguları dile getirmeyi amaçlamaktadır.
Topluluk bilincini ve bu bilince göre bireyin varoluşunu yaşamı belli belirsiz yönlendiren kimi tinsel gerçekleri betimlemeyi ön planda tutar. En büyük temsilcisi Fransız yazar Jules Romains’tir. Bu akımın temelleri Romains’le Chenneviere’nin yazdığı Petit Traite de Versification (Şiir üzerine küçük inceleme) ve Georges Duhamel’le Charles Vildrac’ın kaleme aldığı Notes su la Technique Poetique (Şiir tekniği üzerine notlar) adlı eserlerde ortaya konulmuştur.


--------------------------------------------------------------------------------

GELECEKÇİLİK (Fütürizm)

20. yüzyılın başlarında İtalya’da ortaya çıkmıştır. Edebiyatta devrim ve dinamizmi vurgulayan akım olarak değerlendirilir. İtalyan şair romancı oyun yazarı ve yayın yönetmeni Filippo Tommaso Marinetti’nin 1909’de Paris’te Le Figaro gazetesinde yayınladığı bildiri gelecekçiliğin manifestosu oldu. Bildiride "Bizler müzeleri kütüphaneleri yerle bir edip ahlakçılık feminizm ve bütün yararcı korkaklıklarla savaşacağız" deniyordu. Bu geçmişin bütünüyle reddi demekti. Aynı bildiride "Biz dünyadaki gerçekten sağlıklı tek şeyi yani savaşa ve ölüme götüren güzel düşünceleri yüceltiyoruz" sözleri siyasal alanda o dönemde gelişen faşizmden yana bir tavrın da açık göstergesiydi.
Gelecekçiliğin kurucusu Marinetti Avrupa’da birçok yazarı etkiledi. Rusya’da Velemir Hlebinikov ve Mayakovski gelecekçiliğe yöneldi. Rus gelecekçiler kendi bildirgelerini yayınladı. Puşkin Tolstoy Dostoyevski reddedildi. Şiirde sokak dilinin kullanılması istendi. 1917 Ekim devriminden sonra da gelecekçi akım güçlendi. Mayakovski’nin ölümüne kadar etkisini sürdürdü. İtalya’daki gelecekçiler ilk şiir antolojisini 1912’de yayınladı. Gelecekçilik faşizm ile özdeşleşti. Ve 1920’lerin ortalarına doğru etkisini yitirdi. Eserlerinde mantıklı cümleler kurmayı reddeden gelecekçilerin parolası "sozcüklere özgürlük"tü. Ezra Pound D. H. Lawrence ve Giovanni Papini bu akımdan etkilenen yazarlardır


--------------------------------------------------------------------------------

DADAİZM

Jean Arp Richard Hülsenbeck Tristan Tzara Marcel Janco ve Emmy Hennings’in aralarında bulunduğu bir grup genç sanatçı ve savaş karşıtı 1916 yılında Zürih’te Hugo Ball’in açtığı cafe’de toplandı. Fransızca’da oyuncak tahta at anlamına gelen "Dada" akımın ismi olarak seçildi. Bildirisi de burada açıklandı. Bu akım dünyanın insanların yıkılışından umutsuzluğa düşmüş hiçbir şeyin sağlam ve sürekli olduğuna inanmayan bir felsefi yapıdan etkilenir. 1. Dünya Savaşı’nın ardından gelen boğuntu ve dengesizliğin akımıdır. Dada’cı yazarlar Kamuoyunu şaşkınlığa düşürmek ve sarsmak istiyorlardı. Yapıtlarında alışılmış estetikçiliğe karşı çıkıyor burjuva değerlerinin tiksinçliğini vurguluyorlardı.
Toplumda yerleşmiş anlam ve düzen kavramlarına karşı çıkarak dil ve biçimde yeni deneylere giriştiler. Çıkardıkları çok sayıda derginin içinde en önemlisi 1919-1924 arasında yayınlanan ve Andre Breton Louis Aragon Philippe Soupauld Paul Eluard ile Georges Ribemont-Dessaignes’in yazılarının yer aldığı Litterature'dü. Dadacılık 1922 sonrasında etkinliğini yitirmeye başladı. Dadacılar gerçeküstücülüğe yöneldi.


--------------------------------------------------------------------------------

GERÇEKÜSTÜCÜLÜK (Sürrealizm)

Avrupa’da bir ve 2’nci dünya savaşları arasında gelişti. Bu akım temelini akılcılığı yadsıyan ve karşı-sanat için çalışan ilk dadacıların eserlerinden alır. 1924’te "Manifeste du Surrealisme"i (Gerçeküstülük bildirgesi) hazırlayan şair Andre Breton’a göre gerçeküstücülük bilinç ile bilinç dışını birleştiren bir yoldur. Ve bu bütünleşme içinde düşsel dünya ile gerçek yaşam "mutlak gerçek" ya da "gerçeküstü" anlamda iç içe geçiyordu. Sigmund Freud’un kuramlarından etkilenin Breton için bilinçdışı düş gücünün temel kaynağı deha ise bu bilinçdışı dünyasına girebilme yeteneği idi.
Breton’un yanısıra Louis Aragon Benjamen Peret otomatik yazı yöntemleri üzerinde deneyler yaptılar. Kendi deyimleriyle "gerçeküstü dünyanın düşsel imgelerini geliştirmeye" başladılar. Bu şairlerin dizelerindeki sözcükler mantıksal bir sıra izlemek yerine bilinçdışı psikolojik süreçlerle bir araya geldiği için insanı irkiltiyordu. Gerçeküstücülük yöntemli bir araştırma ile deneyi ön planda tutuyor insanın kendi kendisini irdeleyip çözümlemesinde sanatın yol gösterici bir araç olduğunu vurguluyordu.
1925’ten sonra gerçeküstücüler dağılmaya başka akımlara yönelmeye başladı. Ama resimden sinemaya tiyatroya kadar bir çok sanat dalını derinden etkiledi. Andre Breton’un yanısıra P. J. Jouve Pierre Reverdy Robert Desnos Louis Aragon Paul Eluard Antonin Arnaud Raymond Queneau Philippe Soupault Arthur Cravan Rene Char gerçeküstücülük akımının önemli isimleridir.


--------------------------------------------------------------------------------

HARFÇİLİK (Letrizm)

Öncülüğünü Romen asıllı şair Isidore Isou'nun yaptığı 2’nci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan bir akımdır. Şiirde en küçük birim olarak sözcükleri değil harfleri temel alır. Bu yolla da yeni bir şiir ve yeni bir müzik yazmayı amaçlayan bir karşı-akım niteliğindedir. Isou’ya göre "harf olmayan ya da harf olmayacak hiç bir şey tinsel olarak da var olamaz." Harfçilik edebiyatın yanısıra sinemayı dansı müziği ve resmi de etkilemiştir. Çıkış noktaları "sesleri sözcükleri imgeleri aynı anda topluca bir araya getirecek yeni anlatım yollarının araştırılması"dır. Francois Dufrene Maurice Lemaitre gibi şairler bu akımın önemli isimleridir.


--------------------------------------------------------------------------------

VAROLUŞÇULUK (Egzistansiyalizm)

Yirminci yüzyılın ilk yarısının sonlarına doğru Fransa’da ortaya çıktı. Öncelikle bir felsefi akımdır. En önemli temsilcileri Martin Heidegger Karl Jaspers Jean-Paul Sartre Gabriel Marcel ve Maurice Merleau-Ponty olmuştur. Felsefi bakımdan temelleri ise bunlardan önce Nietzsche Kierkegaard ve Husserl gibi düşünürler tarafından atılmıştır. Varoluşçuluk 4 temel fikri savunur:
1. Varoluş her zaman tek ve bireyseldir. Bu görüş bilinç tin us ve düşünceye öncelik veren idealizm biçimlerinin karşıtıdır.
2. Varoluş öncelikle varoluş sorununu içinde taşır ve dolayısıyla varlık'ın anlamının araştırılmasını da içerir.
3. Varoluş insanın içinden bir tanesini seçebileceği bir olanaklar bütünüdür. Bu görüş her türlü gerekirciliğin karşıtıdır.
4. İnsanın önündeki olanaklar bütünü öteki insanlarla ve nesnelerle ilişkilerinden oluştuğundan varoluş her zaman bir "dünyada var olma"dır. Bir başka deyişle insan her zaman seçimini sınırlayan ve koşullandıran somut tarihsel bir durum içindedir.
Varoluşçuluğun etkileri çağdaş kültürün çeşitli alanlarında görüldü. Kierkegaard’ı izleyen Franz Kafka Das Schools Şato Der Prozess Dava adlı eserlerinde insanın varoluşunu bir türlü ulaşamadığı istikrarlı güvenli ve parlak bir gerçeklik arayışı olarak betimledi. Çağdaş varoluşçuluğun özgün temaları Sartre’ın oyunları ve romanlarında Simone de Beauvoir’in yapıtlarında Albert Camus’nün roman ve oyunlarında özellikle de L’Homme Revolte (Başkaldıran İnsan) adlı denemesinde işlendi.


--------------------------------------------------------------------------------

KİŞİSELCİLİK

Kişiselcilik soyut düşüncülükle özdekçiliğin karşısına tinsel gerçekliği sözü geçen iki bakış açısının da parçalara böldüğü birliği yeniden yaratacak sürekli çabayı koyar. Kişiselcilik Descartes'in "Düşünüyorum öyleyse varım" (Cogito ergo sum) geleneği içinde yer alır. Kişiselciliğin ana yapısı şöyle özetlenebilir: Kişilik bilinç kendi yargısını özgürce belirleme amaçlara yönelme zamanın akışına karşı öz kimliğini sürdürme ve değerlere bağlanma gibi temel özellikleri nedeniyle bütün gerçekliğin dokusunu oluşturur.
Felsefi yönden Gottfried Wilhelm Leibniz bu akımın kurucusu George Berkeley de başlıca kaynaklarından biri olarak kabul edilir. Edebiyatta en önemli savunucusu Emmanuel Mounier’dir.

__________________________________________________ ________________________
ÇaLıKuŞu isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-10-2007, 05:56 AM   #6 (permalink)
Profesyonel

 
ÇaLıKuŞu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2007
Bulunduğu yer: --------
Mesajlar: 11.473
Ruh Halim:
Tesekkür: 0
32 Mesajina 41 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 557
Rep Puanı: 8352
Rep Derecesi : ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.
Standart

\\\....EDEBİYAT TERİMLERİ....///
Abstre: Bir kitabın özeti.

Acaib-i Seb'a-i Alem: Dünyanın Yedi Harikası. Piramitler/ Mısır Asma Bahçeler/ Babil Artemis Tapınağı/ Efes Zeus Heykeli/ Olimpus Mozeleum/ Bodrum Fener/ ıskenderiye Helyos heykeli/ Rodos.

Akrostiş: Mısra başlarının ilk harfleri yukarıdan aşağıya bir özel adı gösteren şiir.

Alegori: Bir duyguyu düşünceyi kavramı ya da varlığı başka bir varlık yardımıyla sembolize edip gösterme sanatı.

Anagram: Harfdeş.

Anakiklik: tersinden okununca gene aynı anlamı veren söz ya da cümle.

Asonans: Yarım kafiye.

Barok: Aşırı derecede süslü sanat tutumu.

Biyografi: Bir insanın hayatını anlatan eser.

Burlesk: Kaba aşırı ve bayağı komiklik.

Cinas: Yazılışı söylenişi bir anlamı ayrı olan iki sözcüğü birarada bulundurma sanatı.

Darb-ı Mesel: Atasözü

Didaktik: Amacı birşey öğretmek olan eser.

Egzistansiyalizm: Varoluşçuluk.

Ekspresyonizm: Dışavurumculuk.

Empresyonizm: ızlenimcilik.

Entimizm: ıçtencilik.

Epigrafi: yazıtları inceleyen bilim.

Epilog: Son deyiş.

Epizod: Bir hikayede şiirde asıl olaya karışan ikinci derecede önemli bir olay.

Etimoloji: Kelimelerin hangi kökten geldiğini inceleyen bilim.

Fars: Komedinin sanat yönü yoksul kaba bir türü.

Fütürizm: Gelecekçilik.

Galat-ı Meşhur: yaygın yanlış.

Haile: Tragedya.

Hamaset: Kahramanlık.

Itnab: Gereksiz yere sözü uzatma.

İcaz: Az sözle çok şey anlatabilmek.

İntak: Hayvanları ya da cansız cisimleri konuşturma.

İroni: Tersini söyleyerek alay etme.

İstiare: ığretileme.

Kinaye: Bir sözün hem gerçek hem de mecazi anlamıyla kullanılması.

Klasik: Eski Yunan ve Latin sanat ve edebiyatıyla ilgili.

Lirizm: ınsan duygularının çok etkili ve coşkun olarak anlatılması.

Martaval: Hıdırellez sabahı mani küpünden niyet edip mani çekerek niyet sahibine okumak.

Mazmun: Anlam kavram.

Mecaz: Bir sözün asıl anlamından başka bir anlamda kullanılması.

Nazire: Bir şairin çok beğendiği başka birine ait bir şiiri model alarak yazdığı şiir.

Nesir: düz yazı.

Nihilizm: Hiççilik.

Pesimizm: Kötümserlik.

Pitoresk: ınsan aklında resim gibi bir hayal uyandırabilen söz ya da yazı.

Pragmatizm: Faydacılık.

Prolog: Öndeyiş.

Pürizm: Dilde arıcılık.

Salname: Yıllık.

Semantik: kelimelerin anlamlarını araştıran bilim.

Septisizm: şüphecilik.

Te'lif: Eser yazmak.

Teşbih: Benzetme sanatı.

Tevriye: Bir sözü iki anlamda kullanma sanatı.

Verizm: Doğruculuk.

Vodvil: Bir tür komedi.
__________________________________________________ ________________________
ÇaLıKuŞu isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-10-2007, 06:01 AM   #7 (permalink)
Profesyonel

 
ÇaLıKuŞu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2007
Bulunduğu yer: --------
Mesajlar: 11.473
Ruh Halim:
Tesekkür: 0
32 Mesajina 41 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 557
Rep Puanı: 8352
Rep Derecesi : ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.
Standart

BATI EDEBİYÂTI
Giriş
Bilinen en eski dönemlerden günümüze kadar Batılı ulusların nazım ve düzyazı türlerinde ortaya koydukları edebî ürünlerin tümüne birden Batı edebiyatı adı veri-lir. Batılı uluslar temelde aynı uygarlığa Batı uygarlığına bağlı oldukları için düşünüş ve duyuş tarzları da pek çok noktada ortak özellikler göstermektedir. Bu bakımdan genel bir kavram olarak Batı edebiyatından söz edilebilir. Bu ünitede Batılı ulusların edebiyatları dönemlerine ve ayrı ayrı edebî anlayışlarına ve akımlara göre incelenerek sonuçta Batı edebiyatı adlı bütüne ulaşılacaktır.
2. Klâsik Batı Edebiyatı
En eski zamanlardan Rönesans dönemine kadar Batı edebiyatı Yunan ve Lâtin edebiyatlarıyla temsil edilmiştir. Batılı ulusların yazı dilleri ve millî edebiyatları ise aşağı yukarı Rönesans döneminde ortaya çıkmıştır. Onun için batı edebiyatının ilk örnekleri Yunan ve Lâtin edebî metinleridir.
2.1. Yunan Edebiyatı
Yunan edebiyatı birkaç dönemde incelenebilir:
2.1.1. I. Dönem (M.Ö. IX. - VII. yy.)
M.Ö. IX-VIII. yüzyıllarda Homeros ve Hesiodos gibi iki büyük şair yetiştirmiş olan Yunan edebiyatının en önemli türü şiirdir. Şiirler vezinli ancak kafiyesizdir. Şiir türleri içinde de en çok görülen destan (epik şiir) dır. Destan nedir ?Bir milletin ortak tarihinde önemli izler bırakan savaş doğal afet türeyiş ölüm büyük başarı ya da yenilgileri ve bu olaylarda önemli rol oynamış büyük kahramanların hayatlarını manzum hikâyeler hâlinde anlatan metinlere destan de-nir.Ulusların ortak bilinçlerinde yaşayan destanlarda olay ve kişiler genellikle mitolojik ve menkıbevî nitelikte olağanüstü bir karaktere sahiptir. Homeros M.Ö. IX. yüzyılda yaşamış Hem Yunan edebiyatının hem de dünya ede-biyatının en büyük destan şairlerinden biridir. İzmir'de doğmuş ve İonia bölgesinde yaşamıştır. İlyada ve Odysseia adlı iki destanı vardır. Bu destanlar Yunanlıların temel kültürel kaynakları arasında yer alır. İlyada destanında Yunanlıların Troia'lılarla 10 yıl savaşıp sonunda onları yenmeleri anlatılır. Odysseia destanında ise İthaka adasının kralı olan Odysseus'un 10 yıl süren Troia Savaşı dönüşünde yolda karşılaştığı olaylar ve ülkesine döndüğünde kendisinin yokluğunda olan bitenler anlatılır. Bu destanlarda mitolojik tanrıların insanlarla olan değişik ilişki biçimlerine insanların ve tanrıların duygu düşünce hayal özlem tutku öfke kin ve sevinçlerine olağanüstü ve tarihsel birtakım olaylara yer verilir. Hesiodos M.Ö.VIII. yüzyılda Askra kasabasında yaşamıştır. Didaktik (eğitici-öğ-retici) şiir türünün kurucularındandır. Şiirleriyle halka adaletli davranma iyilik yapma çok çalışma gibi olumlu değerleri aşılamaya öğüt vermeye çalışmıştır. Hesiodos'un İşler ve Günahlar Theogonia adlı iki eseri vardır.
2.1.2. II. Dönem (M.Ö. VII. - VI. yy.)
M.Ö. VI. yy. da yaşamış olan Sappho bu dönemin ünlü ozanlarındandır. Midilli adasında doğmuş genç kızların eğitimi için çalışmıştır; zengin bir ailenin kızıdır.170 parçadan oluşan şiirlerinde en çok aşk temasını işlemiştir. Yunan edebiyatının önde gelen lirik şairlerindendir. M.Ö. VI. yy.da yaşamış olan Aisopos (Ezop) Anadolu'da Phrigia'da doğmuş Mısır Asya Yunanistan'a seyahatler yapmış; tanrı Apollon'a karşı geldiği için uçuruma yuvarlanarak öldürülmüştür. Gezdiği Doğu ülkelerinden öğrendiklerinden gözlemlerinden edindiği materyallerle düzyazı tarzında fabl (masal) lar yazmıştır. Tek eserinin adı Fabllar olup fabl türünün kurucusudur.Fabl nedir?Kişileri insan gibi konuşup davranan hayvan bitki ve cansız varlıklardan olu-şan kıssadan hisse çıkarıp ders vermeyi amaçlayan masaldan kısa öykülere denir. Bu dönemin diğer önemli şairleri arasında Alkalos (M.Ö. VII. yy.) ve Anakreon (M.Ö. VI. yy.) sayılabilir.
2.1.3. III. Dönem (M.Ö. VII. - VI. yy.)
Yunan edebiyatı en parlak ürünlerini M.Ö. V.-IV. yüzyıllarda vermiştir. Aiskhylos (M.Ö. 525-456) dönemin en büyük tragedya şairidir. İlk defa tragedyanın aktör sayısını ikiye çıkararak koro yerine diyaloğu ön plâna geçirmiştir. Maskeaktörün yüzünü saklayan bir alet olmaktan çıkıp onun karakterini de yansıtır olmuştur. Eserlerinde tanrıların belirleyici gücüne önem vermiş; dünyayı ve insanları tanrıların olması gerektiği gibi iyi bir şekilde yönettiği tanrılara isyan edenlerin cezalandırılması gerektiği tezini savunarak yerleşik düzeni gelenekleri ve toplum ahlâkını benimsemiştir. Ona göre insanlar tanrılar tarafından belirlenen alınyazılarını kabullenmek zorundadırlar. Ele geçen yedi tragedyası şunlardır : Yalvaran Kızlar Persler Thebai'ye Karşı Yediler Zincire Vurulmuş Prometheus Oresteia trilogia Agamemnon Kheephoroi Eeumenides.
Sophokles (M.Ö. 495-406) de tragedyayı geliştirerek oyuncu sayısını 3'e korodaki şarkıcıların sayısını da 12'den 15'e çıkarmış; trilogia denilen üçleme yazma biçimini kaldırmıştır. Aiskhylos'un tragedyalarında insanlar tanrılara boyun eğmek zorunda iken Sophokles'in eserlerinde insanlar alınyazıları ve tanrılarla mücadele ederler. Ancak sonunda yenilen insanlar olur. Elde Kral Oidipus Oidipus Kolonos'ta Antigone Aias Elektra Trakhisli Kadınlar ve Philoktetes adlı yedi eseri bulunmaktadır.Üçüncü büyük tragedya şairi olan Euripides (M.Ö. 480-406) insan-tanrı mücadelesi yerine insanın kendi kendisiyle olan mücadelesine yer vermiştir. İnsan kendi ihtiraslarıyla mücadele hâlindedir ancak yenik çıkar. Başlıca eserleri şunlardır : Medeia Hippolytos İphigeneia Aulis'te phigeneia Tauris'te Orestes Elektra Hekabe Andromakhe.İlk büyük komedya şairi Aristophanes (M.Ö. 445-385) 'tir. Aristophanes gelenekçi bir anlayışa sahip olup sanat siyaset ve felsefe alanlarında yapılan yeniliklere ve yenilikçilere saldırmıştır. En önemli komedileri : Atlılar Eşek Arıları Kuşlar Kurbağalar Bulutlar Barış Lysistrate.
2.1.4. IV. Dönem (M.Ö. III. - II. yy.)
Büyük kütüphanelerin meşhur sanatçı ve bilginlerin bulunduğu İskenderiye "İskenderiye Çağı" da denen bu döneme damgasını vurmuştur. Pastoral nazım türünün kurucusu olan Theokritos (M.Ö. III. yy.) yazdığı kısa şiirlerinde doğa sevgisini işlemiştir. Şiirlerine Eidyllia (kısa şiirler) adı verilmiştir. Pek çok ülke gezmiş olan Herodotos (M.Ö. 482-425) tarih türünün kurucusu olup Tarih adlı eserinde gezdiği ülkeler ve halkları hakkında bilgi vermiştir. Hitabet türünde Demosthenes (M.Ö. 385-322); felsefede ise Sokrates (M.Ö. 470-399) Eflatun (M.Ö.429-347) ve Aristoteles (M.Ö. 384-322) dönemin önde gelen isimlerin-dendir.
2.1.5. V. Dönem (M.Ö. II.-M.S.II. yy.)
"Yunan-Lâtin Çağı" adı verilen Roma egemenliğinin sürdüğü bu dönemde en önemli yazar biyografi yazarı olan Plutarkhos (46-120)'tur. Paralel Hayatlar adlı eserinde eski Yunan kültürünü canlandırmaya ahlâk ve insanlık dersi vermeye çalışmıştır.
2.2. Lâtin Edebiyatı
Romalılar Yunanistan'ı M.Ö. 250'li yıllarda siyasî anlamda egemenlikleri altına aldıktan sonra Lâtin edebiyatı daha çok Roma'da Yunan kültür ve edebiyatının etkisiyle ve taklidiyle oluşmuştur. Eski Atina'da Yunan sanatçıları daha özgür ortamlarda ürün veriyorlardı. Onlar kendi dönemlerinde yaşayan kişileri yöneticileri serbestçe hicvedip eleştirebiliyorlardı. Ancak Roma'da Lâtin komedya şairleri bu bakımdan özgür değillerdi.Lâtin edebiyatının ilk önemli sanatçıları arasında tragedya şairi Ennius (M.Ö. 240-170) komedya şairi Plautus (M. Ö.184) ve Terentius (M.Ö. 159) yer alır. Bunlar Yunan sanatçılarını örnek almışlardır. Daha sonra Lucretius (M.Ö. 98-53) didaktik nazım Catullus(M.Ö. 78-54) lirik nazım türünde ; Vergilius (M.Ö. 70-19) pastoral epik ve didaktik nazım; Horatius (M.Ö. 64-8) lirik ve didaktik nazım; Ovidius (M.Ö. 43-M.S. 18) lirik nazım türlerinde ve mitolojide ; Cicero (M.Ö.106-43) hitabet türünde; Sallustius (M.Ö. 86-34) Titus Livius (M.Ö. 59-M.S. 19) ve Tacitus (54-129) tarih yazıcılığında; Seneca (M.Ö. 4-M.S. 65) da felsefe ve tragedyada önde gelen isimlerdendir.
3. Alman Edebiyatı
3.1. Rönesans Dönemi Alman Edebiyatı
Bu dönemde Luther (1483-1546) İncil'i Latinceden Almancaya çevirerek edebî Almanca için önemli bir zemin hazırlamış oldu.
3.1. Romantik (Coşumcu) Dönem Alman Edebiyatı
Goethe (1749-1832) özellikle şiir ve romanlarıyla romantizm akımını başarılı bir şekilde temsil etmiştir. Lirizme aşk maceralarına halk edebiyatı unsurlarına ve birtakım felsefî yorumlara yer vermiştir. Başlıca şiirleri Roma Eyejileri ve Divan adlı eserlerinde toplanmıştır. En önemli tiyatro eseri Faust en önemli romanı da Genç Werther'in Acıları adını taşır.Alman edebiyatının diğer önemli romantik sanatçıları arasında Schiller (1759-1805) Schlegel Kardeşler (Wilhelm 1767-1845 Friedrich 1772-1829) Heine (1798-1856) gibi şairler; Hoffmann (1776-1822) gibi romancılar; Kleist (1777-1811) Hebbel (1813-1883) gibi tiyatrocular sayılabilir.
3. Gerçekçi (Realist) Dönemde Alman Edebiyatı
Alman edebiyatında Fontane (1819-1898) Storm (1817-1888) Hauptmann (1862-1946) gerçekçi yazarlar arasında gösterilir.Gerçekleri olduğu gibi yansıtmanın üzerinde durmuşlardır. Günlük olayları ve ayrıcalığı olmayan kişileri işlemişlerdir. Günlük konuşma dilini kullanmışlar ve abartılı coşkulardan kaçınmışlardır. Bütünü görmeyi ve düşündürmeyi amaçlamışlardır.
3.4. 20. Yüzyıl Alman Edebiyatı
Şiir türünde bu yüzyılda Alman edebiyatının en önemli şairlerinden birisi Rainer Maria Rilke(1875-1926)'dir. En çok aşk ölüm tabiat gibi temalara yer vermiş; lirik bir üslûbu benimsemiş ve Alman halk şarkıları geleneğine ait unsurlardan yararlanma yoluna gitmiştir.Roman türünde Thomas Mann (1875-1955) Hesse (1877) tiyatro türünde ise Brecht (1898-1956) belli başlı yazarlar arasında yer alırlar.
3.5. 20 Yüzyıl Avusturya Edebiyatı
Önde gelen bir yazar Franz Kafka (1833-1924)'dır. O da varoluşçu yazarlar gibi insanın saçma ve kötü bir dünyadaki trajedisine bunalımlarına kişinin çağına ailesine işine yabancılaşması temalarına yer vermiştir. Onun en önemli teması "yabancılaşma"dır. Başlıca Eserleri: Değişim (1915) Hüküm (1916) Ceza Sömürgesi (1919) Bir Taşra Doktoru (1920) Dava Şato Amerika.
4. Amerikan Edebiyatı
4.1. Romantik Dönem Amerikan Edebiyatı
Amerikan edebiyatında ilk büyük sanatçılar bu dönemde yetişmeye başlamıştır.Moby Dick romanlarıyla Herman Melville (1819-1891) şiirleriyle Edgar A. Poe (1809-1849) ve Walt Whitman (1816-1892); şiir ve denemeleriyle R. W. Emerson(1803-1882) başlıca romantik sanatçılardandırlar.
4.2. Gerçekçi Dönem Amerikan Edebiyatı
Gerçekçilik önce romantizmle iç içe görünür. Nathaniel Hawthorne(1804-1864) ve Moby Dick romanıyla tanınan Melville romantizmi ve gerçekçiliği eserlerinde dengeli biçimde kullanan yazarlardır. Gerçekçilik akımını daha sonra sürdüren öteki yazarlar Hanry James (1843-1916) Louise May Alcott (1832-1898)'tur.
4.3. 20. Yüzyıl Amerikan Edebiyatı
20. yüzyılda Amerika'da özellikle roman ve hikâye türlerinde daha çok ürün verilmiştir.Mark Twain(1835-1910) Tom Sawyer'in Maceraları(1876) Missisippi'de Hayat(1833) gibi eserlerinde daha çok mizahî bir üslûbu benimsemiştir. O'henry (1862-1910) ise küçük hikâye türünde büyük bir üne sahiptir. Olaylarda sürpriz unsuruna ve yalın bir anlatıma önem verir.Jack London (1876-1916) Vahşetin Çağrısı (1903) Uçurum Halkı (1903) ve Martin Eden (1909) gibi romanlarının konularını daha çok kendi yaşantılarından ya da çevresinden almıştır.John Steinbeck (1902-1968) toplumcu gerçekçi bir Amerikan yazarıdır. Yoksul ve sömürülmüş kitlelerin işçilerin sorunlarına bireysel ve sosyal dünyalarına eğilmiştir. Daha çok California çevresine yer vermiştir. Başlıca romanları şunlardır: Ke-nar Mahalle (1935) Farelere ve İnsanlara Dair (1937) Gazap Üzümleri (1939) Sardalya Sokağı (1945).Ernest Hemingway (1898-1961) de ezilen yığınların sorunları adalet baskıyla boyun eğmeme gibi konuların yanında uluslararası savaşların kötülüğü tabiatın güzelliği ve yaşama sevinci temalarına ağırlık vermiştir. Başlıca romanları: Bahar Selleri (1926) Güneş Gene Doğar (1926) Silâhlara Veda (1929) Çanlar Kimin İçin Çalıyor (1940) İhtiyar Adam ve Deniz (1953).Şiir türünde ise en önemli Amerikan şairlerinden biri olan Ezra Pound (1885-1972)tüm dünya milletlerinin kültürlerinden yararlanma yoluna gitmiş ve imgecilik (imajizm) akımının öncüleri arasında yer almıştır. Ayrıca I. Dünya Savaşı yıllarında faşizmi desteklemesiyle ünlüdür.
5. Fransız Edebiyatı
5.1. Rönesans Dönemi Fransız Edebiyatı
Villon (1431 ?) Ortaçağın sonlarında ve Rönesans’a geçiş süreci içinde yaşamış önemli Fransız şairlerinden birisidir. Şiirleri Küçük Vasiyetname ve Büyük Vasiyetname adlı kitaplarda toplanmıştır.Asıl yeni Fransız şiiri XVI. yüzyılda Lâtinceyi bırakıp Fransızca ile şiir yazma davasını güden ve La Pleiade adındaki edebiyat okulunu kuran yedi şairin şiirleriyle başlar. Bu grubun en önemli şairlerinden birisi Ronsard (1524-1585)'dır. Başlıca eserleri Aşklar Odlar Egloglar adlarını taşır. Bu dönemin önde gelen Fransız romancısı Rabelais (1490-1553)'dir. Gargantua ve Pantagruel adlı romanları ünlüdür.Rönesans dönemi Fransız edebiyatının en önemli ismi hiç şüphesiz deneme türü-nün öncüsü Montaigne (1533-1592)'dir. Denemeler adlı eserinde yer alan metinlerinde Hristiyanlıktan ve geleneksel düşünce biçimlerinden farklı olarak bağımsız insan düşüncesini ortaya koyan örneklere yer vermiştir. İnsan ve toplumla ilgili hemen her konuda alışılmışın dışında yeni yaklaşımlar getirmiştir.
5.2. Klâsik Dönem Fransız Edebiyatı
Pierre Corneille (1606-1684) Klâsisizmin ilkelerini uygulayan ilk büyük tragedya şairidir. Onun oyunlarındaki kişilerin tutkularıyla görevleri çatışır. Ancak sonunda güçlü iradeleriyle tutkularını bastırırlar. En önemli eserleri Le Cid Horace Cinnave Polyeucte'tür.İkinci önemli tragedya şairi Jean Racine (1639-699)'dir. Racine'in oyun kişileri tut-kularının yazgılarının ve tanrıların esir olurlar. Başlıca eserleri And Romaque İphige-nie Phedre'dir.
Moliere (1622-1673) ise komedya alanında başarılı ürünler vermiştir. Toplum ve insandaki gülünç âdetleri çirkin ve kötü huyları kusurları sergileyerek güldürerek düşündürmeyi eğlendirerek öğretmeyi amaç edinmiştir. Başlıca eserleri şunlardır:Gülünç Kibarlar. Kadınlar Mektebi. Zorla Evlenme Tartuffe Don Juan Zoraki HekimCimri Hastalık Hastası.La Fontaine (1621-1695) özellikle Aisopos'tan yararlanarak yazdığı fabllarıyla ünlüdür. En önemli eseri Fabllar'dır. La Rochefoucauld (1613-1680) özdeyiş (vecize) Boileau (1636-1711) eleştiri türü-nün Descartes(1596-1650) ve Pascal(1623-1662) felsefe alanının önde gelen isimlerindendir.
5.3. Romantik Dönem Fransız Edebiyatı
En önemli romantik sanatçı Victor Hugo (1802-1885)'dur. O Cromwell adlı dramının önsözünde romantizmin temel ilkelerini ortaya koymuştur. Şiir roman ve oyunlarında tabiat özgürlük vatan milliyetçilik gibi temalara yer vermiştir. Sefiller adlı romanında seçkin sınıftan olmayan halktan ve toplum dışında kalmış insanların da dünyalarına duygu ve düşüncelerine yer vermiştir.Hugo'nun yanında Lamartine (1790-1869) ve Musset (1810-1857) de şiir türünde etkili olmuş şairlerdendirler.

5.4. Gerçekçi Dönem Fransız Edebiyatı
Honore de Balzac (1799-1850) her ne kadar romantik edebiyat döneminde yaşamış olsa da gerçekçiliğin (realizmin) müjdecisi olmuştur. Balzac kişileri ve toplumu enince ayrıntılılarıyla incelemiş olayları ve olguları eleştirel bir tutumla sergilemiş insanlar arası ilişkileri dikkatli bir gözle gözlemleyerek romanlarını yazmıştır. En önemli romanları: Goriot Baba ve Vadideki Zambak'tır.
Gerçekçiliğin müjdecilerinden bir başka yazar da Henri Beyle Stendhal (1783-1842)'dir. O da gördüklerini olduğu gibi süslemeden yalın bir dil ve üslûpla aktar-mıştır. İnsanı içinde yaşadığı sosyal çevreden koparmadan vermiştir. Stendhal'e göre "roman yol boyunca gezdirilen bir ayna olup gördüklerini aynen yansıtır". Başlıca romanları: Kırmızı ve Siyah Parma Manastırı.
Gustave Flaubert (1821-1880) romanlarında gözlemlediklerini kendi duygu ve düşüncelerine yer vermeden sergilemeye hayatı olduğu gibi aktarmaya çalışmıştır.En önemli romanı Madam Bovary'dir.
Guy de Maupassant (1850-1893) da özellikle küçük hikâye türünde gerçekçi ürünler vermiştir. Hikâye türünde klâsik kurguya dayalı "Maupassant tarzı hikâye" denilen bir çığır açmıştır. Yani hikâye sürükleyici bir merak unsuru barındırır. Girişgelişme sonuç bağlamında devam edip etkili çarpıcı ve vurucu bir sonla biter. Bu tarz hikâyede "olay" unsuruna önem verilir.Emile Zola(1840-1902) müspet bilimlerin deneysel olguculuğunu edebiyata uyar-layarak doğalcılık (natüralizm) adı verilen gerçekçiliğin farklı bir anlayışını başlatmıştır.Doğalcılığın (natüralizm) temel ilkesi şudur: Gerekirciliğe (determinizm) göre nasıl müspet bilimlerde aynı koşullar aynı sonuçları doğurursa kişiler ve toplumlar da içinde bulundukları doğal ve sosyal çevrelerinin ürünüdürler. Yani bir kişinin karakterinde kimlik ve kişiliğinde doğuştan getirdiği biyolojik ve fizyolojik özelliklerinin yanında sosyal çevresinden aldığı eğitim ve kültür de belirleyici rol oynar. Zola bu yöntemi uygulayarak Meyhane Germinal gibi deneysel roman denilen örnekler vermiştir.19. yüzyıl Fransa'sının en büyük ozanlarından Charles Baudehireise sembolizmin ve gerçeküstücülüğün öncüsü olmuştur.

5.5. 20. Yüzyıl Fransız Edebiyatı
Alman filozofu Heidegger'in ortaya attığı varoluşçu felsefeyi bu yüzyılda bazı Fransız yazarları edebiyata uyarlamışlardır. Varoluşçu düşünce kısaca şöyle ifade edilebilir: İnsan dünyaya geldikten sonra kendi varlığını gerçekleştirir kendi özgün kişiliğini özünü bilincini kendisi oluşturur. İnsana kendisinden başka yol gösterebilecek kimse yoktur. Onun için özgürdür.
Jean Paul Sartre(1905-1980) insan doğasının en önemli unsurlarından biri olan öz-gürlük kavramını işlemiş insan özgürlüğünün yasak ve yasalarla sınırlandırılamayacağını öne sürmüştür. Başlıca eserleri romanda Bulantı (1938) Özgürlük Yolları(1945); hikâyede Duvar (1930); Oyun: Sinekler (1942) Saygılı Yosma (1945) Kirli Eller (1948) dir.
Yine varoluşçu bir romancı olan Albert Camus (1913-1960) ise daha çok saçma kav-ramını irdelemiştir. Ona göre insanın içinde yaşadığı evren saçma mantıksız akıldışı ve anlamsız bir yapıya sahiptir. Dolayısıyla insan hayatı da saçmadır. İnsan hayatının anlamı ancak saçmalık ve haksızlıklara başkaldırarak ortaya çıkar. İnsan salt doğruluk iyilik dostluk barış adalet için yaşamalıdır. Başlıca eserleri romanda: Yabancı (1942) Veba (1947) Düşüş (1956); tiyatroda: Yanlışlık (1944) Caligula' (1945)dır.
Simone de Beauvoir (1908-1986) varoluşçu açıdan kadının sosyal siyasî ve cinsel sorunları üzerinde durmuştur. Aynı zamanda feminist hareketin de öncülerinden-dir. Başlıca eserleri şunlardır: Konuk Kız (1943) Mandarenler (1954).Andre Malraux (1901-1976) İnsanlık Durumu Büyük Yol Umut Melekle Savaş gibi eserlerinde olumsuz koşulların hâkim olduğu güler yüzlü cehennemin de insanın yalnızlığını kaderiyle baş başa kaldığı dramatik macerasını anlatır.

6. İspanyol Edebiyatı
6.1. Rönesans Dönemi İspanyol Edebiyatı
İspanyol yazarlar Rönesans devrinde daha çok roman ve tiyatro türlerinde eser vermişlerdir. Rojas Celestina (1499 ve 1526) adlı romanında pek çok engeller sebebiyle kavuşamayan iki sevgilinin başından geçenleri konu edinir. Hem İspanya'da hem de Avrupa'da gerçek dışı kişilerin kahramanlıklarını ve aşklarını konu edinen abartılı pek çok şövalye romanı yazılmıştır. Ayrıca çobanların gerçek dışı aşk ilişkilerini konu edinen çoban romanları da yazılmıştır.İspanya'nın bu dönemdeki en önemli roman yazarı Cervantes (1547-1616)'tir.
Cervantes'in Don Kişot (1605) adlı romanı modern romanın başlangıcı sayılmaktadır.Cervantes gerçekle hayalin çatışması temeline kurulu olan romanda şövalyeliğin eleştirisi ve yergisinin yanında insan gerçeğinin pek çok boyutlarına yer verir.Tiyatroda ise Lope de Vega (1562-1635) en önemli isimdir.

6.2. Gerçekçi Dönem İspanyol Edebiyatı
En önemli realist yazar Miguel de Unamuno(1864-1936)'dur. Yaşamanın amacı insanın sonsuzluk ve ölümsüzlük arzusu gibi temalara ağırlık vermiştir. Sis adlı romanı önemlidir.

6.3. 20. Yüzyıl İspanyol Edebiyatı
Bu yüzyılın en önemli iki şairi Juan Ramon Jimenez (1881) ve Federico GarciaLorca (1899-1936)'dır. Jimenez'in şiirlerinde eski Endülüs İslâm uygarlığının kalıntılarının izlerine rastlamak mümkündür. Şiirde mısranın önemsizliğine inanır. Manzum hikâyelere ve mensur şiire önem vermiştir. Lorca halk kültür ve edebiyatından folklordan yararlanmıştır.

7. İngiliz Edebiyatı
7.1. Rönesans Dönemi İngiliz Edebiyatı
İngilizcenin yazı diline dönüşmesinde büyük katkıları olan ve Canterbury Hikâyeleri adlı eseri bulunan Chaucer (1340-1400) İngiliz edebiyatında Rönesans’a zemin hazırlayan yazarlardan birisidir."Elizabeth Dönemi "adı verilen XVI. yüzyılda tiyatro ve şiir türlerinde önemli eserler ortaya konmuştur.
Rönesans dönemi İngiliz edebiyatının en önemli tiyatro yazarı Shakespeare(1564-1616)'dir. Shakespeare dram ve komedya türlerinde hem nazım hem düzyazı hem de her iki-sini birlikte kullanarak başarılı oyunlar yazmıştır. Oyunlarının tamamı beşer perdeden oluşur. Kin aşk dostluk yükselme öç alma gibi hemen hemen tüm insanî boyutları derinlemesine irdelemiştir. Başlıca dramları arasında Romeo ve Juliet Hamlet Macbeth Othello Kral Lear; en önemli komedyaları arasında da Venedik TaciriYanlışlıklar Komedyası sayılabilir.Marlowe (1564-1593) ve Ben Jonson (1573-1637) da dönemin önemli tiyatro yazarları arasında yer alırlar.İlk büyük İngiliz şairi olan Edmund Spenser (1552-1599) ise pastoral türde yazdığı şiirlerini Çoban Takvimi alegorik bir destanını da Peri Kraliçesi adlı eserlerinde topladı. Tasvir ve ruh çözümlemelerinde başarılı olan ve üslûba önem veren dönemin son büyük şairi John Milton (1608-1674)'un en önemli eseri Kaybolmuş Cennet adlı konusunu Tevrat'tan aldığı dinî destanıdır.Montaigne gibi deneme türünde başarılı ürünler veren Bacon (1561-1626)'un en önemli eseri ise Denemeler'dir.

7.2. Klâsik Dönem İngiliz Edebiyatı
Klâsisizm akımı İngiltere'de çok kısa sürmüştür. Bu akımın İngiliz edebiyatında iki önemli temsilcisi vardır: Şiir ve oyunlarıyla Drydon (1631-1700) ve şiirleriyle Pope (1688-1744).

7.3. Romantik Dönem İngiliz Edebiyatı
İngiltere'nin kuzeybatısında yer alan göller bölgesinde bir süre yaşamış olan ve bundan dolayı kendilerine "Gölcüler" denilen Wordsworth (1770-1850) Coleridge (1772-1834) gibi sanatçılar ayrıca Lord Byron (1788-1824) Shelley (1792-1822)ve Keats (1795-1821) gibi şairler bu akımın başlıca temsilcileri arasında yer alırlar.

7.4. 20. Yüzyıl İngiliz Edebiyatı
20. yüzyılda İngiliz edebiyatı en çok roman türünde başarılı ürünler vermiştir. J. Conrad (1857-1941) macera ve deniz romanları yazmıştır. İrlandalı romancı James Joyce (1882-1941) ise klâsik roman kurallarını bir tarafa bırakarak modern roman tarzının örneklerini vermiştir. Kronolojik zaman akışını değil insanın bilinçaltının belirlediği zaman sistemini esas almıştır. İnsanın iç dünyasını kendi mantıkî gerçekliği içinde olduğu gibi sunmaya çalışır. Bir olaydan başka bir olaya bir zamandan başka bir zamana atlar kalemini çağrışımların emrine verir bazen dilin gramatikal sistemini bozar başka dillerden alıntılar yapar kahramanların iç konuşmalarına geniş yer verir. Onun romanları alışılmış klâsik roman kurgusuna uymaz.Dublinler (1914) adlı eserinde on beş hikâye yer almaktadır. Üçü çocukluk dördü genlik dördü orta yaşlılık dördü de sosyal hayatla ilgilidir. Kitap bütün bir roman olarak da okunabilir. Diğer önemli eseri ise Ulysses (1922) adlı romanıdır. O bu romanında Dublin özelinde çağdaş dünyanın bir destanını verirken asıl olarak modern bireyin zihinsel hayatını tüm yoğunluğu ve düşünce karmaşıklığı ile sunmak-tadır. Eserleri genellikle Dublin kenti etrafında yoğunlaşır.
V. Woolf (1882-1941) önemli bir İngiliz kadın roman yazarıdır. O da James Joyce gibi bilinç akımı tekniğine başvurmuştur. "Acı" ve "yalnızlık" "kadın sorunları" temalarına ağırlık vermiştir. Romanlarında insan zihninin herhangi bir günde algıladığı şeyleri aktarmaya çalışır. Eserlerinin başlıcaları Jacob'ın Odası (1922) Perde Arkası(1941) Mrs. Dalloway Orlando Dalgalar Yıllar'dır.

8. İtalyan Edebiyatı
8.1. Rönesans Döneminde İtalyan Edebiyatı
Rönesans’ın ilk önemli temsilcilerinden biri Dante (1265-1321)’dir. Yazı dilini halkın diliyle oluşturmuş olan Dante İtalyan edebiyatının kurucusu sayılır.Rönesans’ın ilk temsilcilerinden biri de lirik şiirin en büyük ozanlarından olan Petrarca (1304-1374) dır. Dante gibi o da Laura adlı bir kadına âşık olmuş ve hemen hemen tüm şiirlerinden bu kadının aşkını terennüm etmiştir. Halkın konuşma diliyle Laura’nın aşkı için yazılmış şiirleri Canzoniere (Türküler) adı altında toplanmıştır.Bunların çoğu sone tarzındadır. Boccacio (1313-1375) küçük hikâye tarzının önde gelen bir yazarı olarak tanınmıştır. Hikâyelerinde dinî konular yerine insanın sorunlarına insanların türlü durumlarına: tutku öfke sevinç kötülük gibi değişik boyutlarına yer vermiştir. Başlıca eseri Decameron (On Gün) adını taşır. Bu kitabında veba hastalığından kaçıp sığındıkları evde on kişinin anlatmış olduğu yüz hikâye yer alır.Bunlardan başka destan türünde Ariosto (1474-1533) ve Tasso (1544-1595) iki önemli isimdir. Bunlar konularını Ortaçağdan almış olmalarına rağmen işleyiş şekil ve teknik bakımından klâsik kurallara bağlı kalmış Yunan ve Lâtin edebiyatlarını örnek almışlardır. Ariosto'nın Çılgın Orlondo Tasso'nun Kutarılmış Kudüs adlı destanları ünlüdür. Ayrıca iktidarın korunması konusunu işlediği Prens adlı eseriyle Macchiavelli(1469-1527) adlı siyaset yazarını da anmak gerekir.

8.2. Klâsik Dönemde İtalyan Edebiyatı
XVII. yüzyılda girdiği gerileme döneminin ardından İtalyan edebiyatında 18. yüz-yılda klâsisizmin etkileri kendini gösterir. Klâsisizme bağlı ürün veren üç önemli sanatçı vardır: Goldoni (1707-1793) komedya Alfieri (1749-1803) tragedya Parini (1729-1799) ise yergi türünde yazmışlardır.

8.3. Romantik Dönemde İtalyan Edebiyatı
Güldürüde Carlo Goldoni(1707-1793) romanda Alessandro Manzoni(1785-1873)anı türünde Silvio Pellico(1788-1854) ve şiirde Giacoma Leopardi (1798-1837) başlıca romantik sanatçılardandır. Manzoni şiir ve oyun türlerinde de ürün vermekle birlikte en önemli eseri bir romandır: Nişanlılar. Leopardi ise hüznü acıyı doğa sevgisini anlatan karamsar şiirleriyle tanınır.

8.4. 20. Yüzyıl İtalyan Edebiyatı
Fillippo Marinetti (1876) Avrupa ülkelerinde de etkisi görülen fütürizm akımının kurucusudur.Fütürizm akımına göre modern zamanların makine ve onun hız sistemine bağlı kalarak çağın ve geleceğin hızlı ve dinamik yaşanması gerekir.Makine çağının hız ve dinamizmi fütürizmin itici gücü olmuştur. Şiirde mısraların düzenlenişi ve müzikal yapısı fabrika işleyişini sistemini ve makine seslerini çağrıştırmalıdır.
20. yüzyıl İtalyan edebiyatının öncülerinden sayılan Alberto Morario yapıtlarında genel olarak orta sınıfı işlediğini görürüz. Bu sınıfın içinde bulunduğu ahlâk çökün-tüsünü kişinin bencilliği yüzünden yalnız kalışını anlatır

9. Rus Edebiyatı
9.1. Klâsik Dönem Rus Edebiyatı
Kantemir (1708-1744) ve Lomonosov (1711-1765) şiir türünde Krilov (1768-1844)fabl türünde Fonvizin (1744-1792) de komedya türünde bu akımı Rusya'da tem-sil etmişlerdir.

9.2. Romantik Dönem Rus Edebiyatı
Hemen hemen her edebî türde eser vermiş olan Puşkin (1799-1837) en önemli romantik Rus sanatçısıdır. Puşkin romantizmi (coşumculuk) Rus halkının yaşamından yerel renkler alarak zenginleştirmiştir. Ayrıca canlandırdığı kişilikleri eleştirel bir tutumla vermesi; insanın bencilliğini çıkarcılığını insan ile toplum arasındaki ilişkiyi anlatması nedeniyle gerçekçiliğin hazırlayıcısı sayılmıştır. En ünlü eserleri Bahçesaray Çeşmesi Çingeneler Yüzbaşının Kızı Maça Kızı'dır.

9.3. Gerçekçi Dönem Rus Edebiyatı
Realizm akımı Fransız edebiyatından sonra en önemli sanatçılarını Rus edebiyatından yetiştirmiştir. Nikoloi Gogol (1809-1852) özellikle yergi üslûbuyla toplumunun kokuşmuş bozulmuş yöntemlerini eleştirmiştir. Müfettiş adlı oyunu ve Ölü Canlar adlı romanı ünlüdür.
Fiodor Mihayloviç Dostoyevski (1822-1881) ise toplumdan çok birey olarak insanın ruh dünyasını hem tabiî hem de sosyal çevresi içinde en ince ayrıntılarına kadar sergiler. Psikolojik tahlilleri oldukça başarılıdır. Suç ve Ceza Karamazov KardeşlerÖlü Bir Evden Anılar en ünlü romanlarıdır.
Bir başka önemli realist yazar Lev Nikoleyeviç Tolstoy(1828-1910) özellikle köylülerin dünyasını yazmıştır. Başlıca romanları: Harp ve Sulh Anna Karenina Hacı Murat.
Anton Çehov (1860-1904) daha çok hikâye ve tiyatro türlerinden ürün vermiştir.Hikâye türünde "Çehov tarzı hikâye" denilen bir çığır açmıştır.Bu tarz hikâyede giriş gelişme sonuç gibi kronolojik bir düzenlemeye itibar edil-mez; bir anı bir durumu ortamı hayatın bir kesitini olayların en çarpıcı yanını etkili bir şekilde vermeyi amaçlar. Üslûpta şiirsellik ve deneme türünü andıran bir anlatı-mı vardır. "Olay" yerine "durum" öğesine ağırlık verilir. Hikâyelerinden seçmeler 4cilt hâlinde MEB'da yayımlanmıştı. En önemli oyunları ise Vişne Bahçesi Vanya Dayıve Martı'dır.Diğer önemli Rus realist yazarlar arasında İvan Turgenyev (1818-1883) ve Maksim Gorki (1868-1936) sayılabilir.

9.4. 20. Yüzyıl Rus Edebiyatı
Fütürüzmin Rus edebiyatındaki önemli temsilcisi Mayakovski (1893-1930) olmuştur. Şiirde Pasternak (1890-1960); hikâye ve romanda ise Zoşçenko (1895-1958)Şolohov (1905) ve Soljenitsin (1918) önde gelen sanatçılar arasında yer alırlar.

Özet
Batı uygarlığını oluşturdukları için Batılı ulusların düşünüş ve duyuş tarzları temelde ortak özelliklere dayanmaktadır. Bu yüzden Batı edebiyatı adıyla genel bir kavram ortaya çıkmıştır. Batı edebiyatı Batılı ulusların nazım ve düzyazı türlerinde yarattıkları edebî ürünlerden oluşur.Batı edebiyatının başlangıcı Klâsik Batı edebiyatını oluşturan Yunan ve Lâtin edebi-yatlarına dayanır. Rönesans’a birlikte ulusların edebiyatı Alman edebiyatı Fransız edebiyatı İspanyol edebiyatı İngiliz edebiyatı İtalyan edebiyatı gibi adlarla kendi başlarına gelişimlerini sürdürürler.Amerikan ve Avusturya edebiyatlarında ise ilk büyük sanatçılar 19. yüzyılda yetişmeye başlamıştır.Batı edebiyatını oluşturan ulusların edebiyatları Rönesans klâsik romantik gerçekçi ve 20.yüzyıl olmak üzere birbirini izleyen dönemler içinde ele alınabilir
ÇaLıKuŞu isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-10-2007, 06:02 AM   #8 (permalink)
Profesyonel

 
ÇaLıKuŞu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2007
Bulunduğu yer: --------
Mesajlar: 11.473
Ruh Halim:
Tesekkür: 0
32 Mesajina 41 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 557
Rep Puanı: 8352
Rep Derecesi : ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.
Standart

Halk Edebiyatı

Türk Halk edebiyatı XIII. yüzyıldan başlayarak Anadolu'da başlıca iki kolda eserler vermiştir. Bunlardan biri tasavvuf inanış ve düşünüşleriyle meydana gelen Halk Tasavvuf Edebiyatıdır ki buna Tekke edebiyatı demek de doğrudur.
İkincisi en önemli eser ve şairlerini bu bölümde göreceğiniz din dışı halk edebiyatıdır. Bu manada halk edebiyatı İslam inanışlarına bağlı kalmak onun hey canlarını da yaşatmakla birlikte genel olarak aşk şiirleri tabiat şiirleri destanlar aşk ve kahramanlık hikâyeleri söyleyen ve daha başka sosyal konularda eser veren bir edebiyattır. Aynı edebiyat aynı konular ve vakalarla bir halk tiyatrosu da meydana getirmiştir.
Tasavvuf edebiyatı XIII. yüzyılda Anadolu'da Mevlana Celâleddin Rumî gibi yüksek zümrenin büyük sofileri elinde ve Fars diliyle eserler vermekte idi. Mevlâna'nın oğlu Sultan Veled de yine Farsça ile yazdığı eserlerine bazı Türkçe kısımlar eklemişti.
Fakat XIII. yüzyıl Anadolu'sunda Tasavvuf felsefesini o zamana kadar görülmemiş derecede güzel bir Türk diliyle Türk vezin şekil ve kafiyeleriyle söyleyerek yeni yurtta halk diliyle büyük bir tasavvuf edebiyatı kuran Ünlü şair Yunus. Emre'dir.

YUNUS EMRE (1238?-1320?):
Yunus Emre yedi yüzyıldan beri Türk halkı arasında bir dinî destan kahramanı şöhretiyle yaşayan ve sevilen şairdir. Anadolu halkı onun hayatı şahsiyeti ve şiirleri çevresinde çeşit çeşit menkıbeler söylemiş; güzel şiirlerinin ancak ilâhî bir kaynaktan alınan ilhamla söylendiği inancına varmıştır.
Bu sebeple onun çok az bildiğimiz gerçek hayatıyla ölçülemeyecek kadar geniş ve zengin bir destanî hayatı vardır. Yunus Emre'nin saf bir toprak adamı olduğu hayatının ilk çağlarında rençberlikle yaşadığı söylenir. Allaha varma yollarını Hacı Bektaş Veli'den öğrenme fırsatını saflığı yüzünden kaçırdığı sonra Tapduk Emre'nin tekkesine koşarak uzun yıllar bu tekkenin hizmetinde bulunduğu anlatılır; yıllarca bu tekkeye düz ve kuru odun taşıdığı yıllarca seyahat ettiği ve bir gün kilidi açılıp dili çözülerek duyulmamış derecede güzel şiirler ilâhîler söylemeye başladığı hikâye edilir.
İşte her menkıbenin bir parça da hakikat taşıdığı düşünülerek gerek bu destanlardan gerek Yunus'un kendi şiirlerinden ve ele geçen yazılı belgelerden çıkarılan bilgilere göre Yunus'un büyük hayatı şöylece özetlenir:
Yunus Emre Anadolu'ya Horasan illeri'nden gelmiş bir aileye mensuptur. Şair XIII. yüzyılın ikinci yarısında ve XIV. yüzyıl başında Orta Anadolu’da yaşamış bir Türkmen dervişi idi
İlim âlemi yıllardan beri onun hayatını nerede doğup nerede öldüğünü araş*tırıyor. Halbuki bu büyük şairin Anadolu'da dokuz yerde mezarı vardır. Bir tek vücudun birden fazla yerde gömülü olması daha bazı din uluları için de düşünülmüştür. Her şehir her köy Yunus'un kendi topraklarında gömülü olmasını istemiş ona kendi bağrında bir makam hazırlamış herhangi bir mezarın onun mezarı olabileceği hayaline kapılmıştır.
Yine menkıbelerden ve şiirlerinden öğrendiğimize göre Yunus Mevlâna Ce*lâleddin Rumî ile Hacı Bektaş Veli ile ve XIII. yüzyılın diğer büyük Anadolu sofilerinden Saltuk Baba Barak Baba Tapduk Baba gibi şahsiyetlerle görüşmüş bun*lardan Tapduk Baba'ya müritlik yapmıştır.
“Mescidde medresede çok ibâdet eyledüm”

gibi sözler söylediği halde bu büyük şairin medrese öğrenimi görüp görmediği bilinemiyor.
ESERLERİ: Yunus’un Risâlet-ün-Nushiyye adlı öğretici bir mesnevisi vardır. Aruzla yazılan bu eser bize şairin bir mürşit sıfatıyla da çalışmış olabileceğini düşündürüyor. Onun asıl ölmez eseri büyük bir aşk ve düşünüş heyecanı ile söylediği şiirlerini bir araya toplayan Divan’ıdır.Yunus divanında aruz vezniyle ve gazel şeklin*de söylenmiş şiirler de vardır fakat şair ilahilerinin çoğunu ve en güzellerini hece ile ve dörtlüklerle söylemiştir.



EDEBİ ŞAHSİYETİ
Yunus Emre Türk düşünüş edebiyatının en büyük şairlerinden biridir. Onun uzun devamlı hayat tecrübeleri varlık yokluk aşk ve Allah hakkında hummalı zihin yoruşları vardır.
İslam inanışının üzerinde durmaktan çekindiği birçok problemler Yunus'un serbest ve zeki düşüncelerine konu olmuştur. Şair duyup düşündüklerini sade bir Türkçeyle anlatmıştır
“Salınur Tûba dalları - Kur'an okur hem dilleri
Cennet bağının gülleri - Kokar Allah deyü deyü”
gibi sade basit fakat söylenilmesi güç mısralardır. Yunus Emre her nesnede her yerde Allah’ın varlığını bulan bir şairdir. O yüzden şiirlerinde genellikle mistik bir hava vardır.

DİLİ ve SANATI
Onun hiç bir yapmacığa sapmadan bir sanat kaygısına düşmeden söylediği sade külfetsiz fakat güzel şiirlerine bütün tasavvuf edebiyatında benzer şiirler bulmak kolay değildir. Yunus’un şiirlerinde tasavvufun söylenmesi güç fikir ve heyecanları berrak bir su içindeymiş gibi hemen görülür. Yunus bu şiirleri eskiden öğrendiği bazı unutulmaz şiirleri hatırlıyor onları tekrarlıyormuşçasına kolay söylemiştir.
Yunus'un şiirlerinde İslami bir duyuş ve düşünüş sistemi olan tasavvuf felse*fesi Yakın Doğu medeniyeti'nin ilhamıdır. Fakat geri kalan her şey dil vezin nazım şekli ve eşsiz bir Türkçe ile söyleyiş hemen tamamıyla millidir.

PÎR SULTAN ABDAL
XVI. yüzyıl Tekke edebiyatının coşkun ve Ünlü bir şairi de Pir Sultan Ab*dal'dır. Heyecanlı bir şair olması; halk tarafından çok tutulması; onun adının ve şiirlerinin yaşama*sını sağlayan sebeplerdendir. Pir Sultan'ın halk deyimleriyle; Sivas dolaylarına ait coğrafya isimleriyle ve günün olaylarından yankılanmış heyecanlarla süslediği şi*irler çok kere güzel ve samimidir. Ancak bu şiirlerde Yunus Emre'de okumaya alıştığımız derin ve feragat dolu ilahi aşk felsefesine aynı kuvvetle rastlamak kolay değildir. Pir Sultan'ın şiirlerinde bu şairin dünya işlerine ve dünya ihtiraslarına karışmasından doğan bir maddilik sezilir.

DEDE KORKUT HİKÂYELERİ
Dede Korkut Hikâyeleri fetih yıllarından beri Anadolu'nun doğusunda yaşayan Oğuz Türkleri'nin Gürcü'ler Abaza'lar Trabzon Rumları ile yaptıkları savaşları anlatır; eski Türk mitolojisinden hatıralar yaşatır; bu ülkelere yerleşen Oğuz Türkleri'nin kendi iç maceralarını hikâye eder. Fakat bu hikâyelerin özü sayılan temel konular Oğuz Türkleri'nin eski destanlarından alınmıştır: Bu gibi destan hatıraları yeni coğrafyada yeni tarih olaylarıyla birleşerek yeni hikâyeler haline gelmiştir. Esasen Dede Korkut Hikâyeleri bazen hikâye çehresi taşıdıkları bazen masal çeşnisi gösterdikleri halde daha çok destan adı verilecek özelliklerle söylenmiştir.

HİKÂYELERİN DİLİ
Dede Korkut Hikâyeleri Türk halk dilinin kendi kelimeleri kendi deyimleri kendi hikâye üslubuyla ne güzel eserler verebileceğini meydana koyan değerli kaynaktır. Dede Korkut Hikâyeleri yarı manzum yarı nesir diliyle söylenmiş hikâyelerdir. Ancak bu hikâyelerdeki nesirde nesirden çok nazma yakın bir ahenk vardır. Bu ahenk nesir cümlelerinin yer yer vezinli parçalarla iç kafiyeleriyle seslendirilmesinden doğmuştur. Manzum parçalarda bazen muntazam nazma bazen serbest söyleyişe yaklaşan bir çeşitlilik vardır. Muntazam mısraları 4 + 4 + 4 ya da 4 + 3 ve 4 + 4 vezinleriyle bazen de 4+ 4 + 3 ahengiyle söylenmiştir. Nesir cümlelerindeki vezinli parçalarda da yine bu vezinlerin ahengi vardır.

HİKÂYELERİN YAZARI
Bugün elimizde bulunan Kitâb-ı Dede Korkut adlı yazma eserde bir başlangıç yazısından sonra 12 ayrı hikâye vardır. Fakat müstakil maceralar gibi görünen bu hikâyelerin birleşen tarafları çoktur. Bazı hikâyelerdeki olay ve kahramanların öteki hikâyelerle ilgili olması Dede Korkut isimli bilgili Oğuz atası'nın her hikâyede ufak büyük bir vazife görmesi hikâyeleri birleştiren taraflardandır.
Hikâyelerin gerek manzum gerek mensur parçalarında böyle birbirine benzer sözler hitaplar şahıs ve tabiat tasvirleri çoktur. Hatta bazı araştırıcılar Dede *Korkut Hikâyeleri’ndeki bu söyleyiş benzerliğine dikkat ederek hikâyelerin bugün adını bilmediğimiz -çok usta- bir yazar tarafından yazıldığını ileri sürmüşlerdir.
Şu halde Dede Korkut Hikâyeleri’ni -şimdilik- Oğuz Türkleri arasında o çağların gelenekleşmiş hikâye Üslubuyla söylenen destanî halk hikâyeleri diye tanımaktayız. Bu hikâyeler XV. yüzyılın ilk yıllarında okuma yazma bilen herhangi bir meraklı belki de hikâye anlatmayı meslek edinmiş bir halk hikâyecisi tarafından bir deftere yazılarak ölümsüzleştirilmiştir. Bu hikâyeler tıpkı Türk destanları gibi bir tek şahsın değil bütün bir milletin hikâye yaratma hünerleriyle meydana gelmiş ortak halk edebiyatı verimleridir.

HİKÂYELERDE DESTAN ve MİTOLOJİ HATIRALARI
Dede Korkut Hikâyeleri'nde eski Türk destanlarından yankılar yaşadığını söylemiştik. Mesela bir kısım Dede Korkut kahramanları eski destanlardaki gibi bir canavar öldürdükleri ya da canavarlarla güreştikleri için şöhret kazanırlar; at ağaç ışık su sevgisi gibi milli destan unsurları Dede Korkut Hikâyeleri’nde de vardır. Altın gümüş bakır çelik (pulat) gibi. Türkçe maden isimleri hikâyelerde aynı Önemle anılmaktadır.

HALK EDEBİYATININ GELİŞMESİ
Anadolu'da Türk Halk Edebiyatının bu arada Halk şiirinin milli vezinler milli şekiller milli duygu ve söyleyişlerle adeta klasik bir çehre alarak gelişmesi XV.-XVII. yüzyıllarda olmuştur. XV. yüzyılda Bahşi XVI. yüzyılda Kul Mehmed Öksüz Dede Hayalî ve Köroğlu gibi tanınmış şairler yetiştiren halk şiirinin daha çok sayıda kudretli şairler elinde bir altın devri yaşadığı yüzyıl ise XVII. yüzyıldır.
Bu yüzyıllarda ellerinde sazlarla; diyar diyar dolaşıp gördükleri yurt güzelleri ve yurt güzellikleri için şiirler söyleyen saz şairleri Türkiye'de gittikçe gelişen bir Halk edebiyatının şöhretli ozanlarıydı. Saz şairleri ordularda kışlalarda hudut boylarında bazen bir Türk askeri olarak vazife alıyor; çeşitli savaş türküleri ve kahramanlık şiirleri söylüyorlardı. Aynı şairlerin türkülerinde koşma'larında des*tanlarında yaşadıkları çağın sosyal hayatından yankılar bulunuyor Türk milleti*nin tarih ve topluluk olayları karşısındaki duygu ve düşünceleri işleniyordu.
Saz şairleri halk toplantı yerlerinde çok sevilen çok aranılan kimselerdi. Ay*nı toplantılarda Halk hikâyecileri de bulunuyordu. Hikâyeciler halka eski des*tanları tekrarlıyor dini hikâyeler anlatıyor; günün sosyal hayatından alınmış ko*nuları hikâye ediyorlardı. Sosyal hayatın bozuk tarafları komik sahneleri halkın gözünden kaçınıyor halk zekâsı hikâyecilerin eliyle bunları kuvvetle karikatürize ediyordu.
Hikâyecilerin yaptığı iş bir taraftan da halk tiyatrosunda Ortaoyunu gölge oyunu (Karagöz) olarak sahneye konuluyordu.
Bütün bu Halk edebiyatı hareketleri yüksek zümre tarafından layıkıyla mühimsenmediği için onların bu söyleyişleri okuryazarlar tarafından yazıya geçirilmiyordu. Bazı mutlu tesadüflerle yazıya geçebilenlerin dışında kalan birçok şiirler ve hikâyeler ancak Türk halkının vefalı hafızasında yaşıyor birçokları da tarihin karanlığına gömülüyordu. Sazlarla birlikte söylendikleri için halk dilinde güzel sesleriyle yaşayan bu şiirlerin birçoğu yazılı edebiyata daha sonraki yüzyıllarda geçmiştir.
Halk edebiyatı XVII. yüzyılda halk şiiri halk hikâyesi halk tiyatrosu alanla*rında eserler vermiş; Halk şiirinin en büyük saz şairleri halk hikâyecileri Karagöz Orta-oyunu gibi halk tiyatroları saraylara da girerek yüksek zümre arasında ciddi bir rağbet görmeye başlamıştır.
İmparatorluğun her köşesine yayılan saz şairleri yeniçeriler sipahiler levent*ler gibi askerî topluluklar içinde; kahvehaneler bozahaneler gezinti yerleri gibi halk toplantı yerlerinde yetişiyor şiirlerini de yine buralarda söylüyorlardı. Cura çöğür tanbura gibi çeşitli sazlar çalan bu şairlerin askeri alaylara katıldıkları da oluyordu.
Bir kısım saz şairleri yalnız hece vezniyle ve milli nazım şekilleriyle şiir söylemekle yetinmiyor aruz veznini ve Divan şiirinin nazım şekillerini de kullanı*yorlardı. Bu tarz Halk şiirlerinde Divan şiirinin kelime deyim teşbih Ve kavramlarına yer verildiği görülüyor; buna karşı Divan şiiri lisanında da halk deyimlerinin yer bulduğu oluyor yüksek zümre şairlerinin halk tarzı şiirden hoşlanmaya başladıkları seziliyordu.
XVII. yüzyılın tanınmış saz şairleri içinde Kuloğlu Kâtibi Kayıkçı Kul Mus*tafa Âşık Gazi Âşık Hasan Demircioğlu gibi önemli isimler vardır. Bunlar ara*sında sivrilerek büyük şöhret yapmış en namlı şairler ise Âşık Ömer Gevheri ve Karacaoğlan'dır.
KARACAOĞLAN
Türk saz şairleri içinde tamamıyla halk zevkine bağlı kalarak şiirlerinde bu zevkin bütün inceliklerini saf ve yerli söyleyişlerini dile getiren şair Karacaoğ*lan'dır. Karacaoğlan elde edilen son bilgilere göre XVI. asrın ikinci yarısında ve XVII. asır başlarında yaşamış bir saz şairidir. Şiirlerinde Divan kültürü bulunan XVII. asır saz şairi Âşık Ömer'in Karacaoğlan'dan bahsederken onu «saçma sa*pan söz söyleyen kimse» anlamında kullandığı ozan kelimesiyle yâd ettiği bilinir. Âşık Ömer ozan kelimesini yüksek zümre dilindeki mana ile kullanmış ve ken*dinden önce yaşayarak yalnız halk tarzında söyleyen Karacaoğlan'ı küçük görmüştür. Buna mukabil Karacaoğlan (belki de kendisine divan kültürü'nü tanıta*cak bir çevrede yetişmediği için) daha çok halk nazım geleneğinin ve tarihi halk söyleyişinin bir temsilcisi olmuştur.
Gezici saz şairi hayatına uyarak diyar diyar dolaşan şair her ayrıldığı yerden yeni bir yurt güzelinin özlemini yüklenerek ayrılmış; her vardığı yerde yeni bir yurt güzeline gönül vermekte gecikmemiştir. Al veya mavi kadife şalvarlar giyen saçları dizlerine kadar uzanmış ibrişim kuşaklar sarınan; ellerinde başlarında gül ve papatya dizileri taşıyan bu yurt güzellerini Karacaoğlan öve öve bitiremez. Ağızlarının oğul balı gibi tatlı olduğunu seslerinin kumru sesi gibi nazlı olduğunu bu yerli ve milli güzelliğin farkında olarak söyler. Şair: Ela gözlerini sevdiğim dilber
Kokuya benzettim güller içinde
İnceciktir belin hilaldir kaşın
Selviye benzettim dallar içinde
gibi söyleyişleriyle ne kadar yerli ise
İndim seyran ettim Frengistanı
İlleri var bizim ile benzemez
Levin tutmuş goncaları açılmış
Gülleri var bizim güle benzemez
gibi söyleyişleriyle de o kadar millidir. Aynı şiirde. Karacaoğlan'ın bu yabancı illerde konuşulan dili yadırgayarak çok sevdiği Türkçe'ye benzemeyen bu dillerden hoşlanmadığını;
Güzelleri şarkı söyler çığrışır
fakat
Dilleri var bizim dile benzemez
diye Türkçe konuşulmayan yerleri sevmediğini ve bu duygusunu:
Vatan tutup bu yerlerde kalınmaz
İlleri var bizim ile benzemez
diye ifade eder.
ÇaLıKuŞu isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-10-2007, 06:05 AM   #9 (permalink)
Profesyonel

 
ÇaLıKuŞu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2007
Bulunduğu yer: --------
Mesajlar: 11.473
Ruh Halim:
Tesekkür: 0
32 Mesajina 41 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 557
Rep Puanı: 8352
Rep Derecesi : ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.
Standart

EDEBİYATIN VARLIGI VE AMACI
İnsanın ve toplumların kendilerini ifade edebilmelerinin en etkin yollarından biri olan ede*biyat toplum yaşantısından doğan bütün olay duygu ve düşünceleri kapsayan bir sanat dalıdır. Bu nedenle edebiyatla sosyal yapı arasında önemli bir ilgi ve etkileşim vardır. Bu ilgi ve etkileşim sonucu toplumların geçirdiği aşamalar edebiyata yansımış ve edebiyat dönemleri ile edebi akımlar oluşmuştur.

1- Edebiyatla Sosyal Yapı Arasındaki İlgi ve Etkileşim
Konumuza başlarken önce edebiyatın tanımını yapalım edebiyatla ilgili kavramları kısaca tanıtalım; sonra edebiyatla sosyal yapı arasındaki ilgi ve etkileşime değinelim.
Edebiyat insan ve toplum yaşantısından doğan bütün olay duygu düşünce ve hayal1e*rin söz ve yazı ile güzel ve etkili bir biçimde anlatılması sanatıdır.
Edebiyatla ilgili edebiyat hakkında yazılmış dil ürünlerine edebi eser denir.
Edebiyat ve edebi terimleri ustalıklı ve incelikli söz anlamına gelen Arapça edeb kökünden gelir.
Edebiyat aynı zamanda edebiyat sanatının kuralları ve ürünleri ile uğraşan bir bilim dalıdır. Bu bilim dalına Edebiyat Tarihi denir.
Edebiyat tarihi edebiyat eserlerini ve edebiyatçıları tarihi gelişim içinde inceleyen bilim dalıdır.
Edebiyat tarihlerini ve edebiyat tarihinin konusunu oluşturan edebi eserleri incelediğimiz zaman edebiyatla sosyal yapı arasında büyük bir ilgi ve etkileşim olduğunu görürüz.
Toplumların yönlendirilmesinde önemli bir katkısı olan edebiyat düşüncelerimizi geliştirir duygularımızı zenginleştirir; insanın kendini tanımasını sağlar. Evrensel bir nitelik taşıyan edebiyat aynı zamanda toplumları birbirine yaklaştırır.
Toplumların eğitiminde ve gelişmesinde önemli bir rolü olan edebiyat toplum hayatı ile yakından ilgilidir. Toplumdaki tüm gelişmeler ve değişimler de olduğu gibi edebiyata yansır. Edebi eserler kaynağını sosyal yapıdan alır.
Sonuç olarak; tüm edebiyat ürünleri toplumlaı1 etkileyerek onların gelişmelerine ve değişimlerine katkıda bulunurken; toplumların yüzyıllar boyunca geçirdiği aşamalar da edebiyat eserlerine yansır.

2- Edebiyatla Düşünce Akımları Arasındaki İlişkiler ve Edebi Akımlar
Edebiyatla sosyal yapı arasındaki ilgi ve etkileşimi evrensel bir nitelik taşıyan edebiyatın toplumları birbirine yaklaştırdığını bir önceki konuda belirttik.
Edebi eserleri incelediğimiz zaman ilk çağlarda bile toplumların birbirinden etkilendiğini görüyoruz. İlk edebiyat ürünleri olan destanlar buna en güzel örnektir.
Toplumları yönlendiren ve geliştiren tüm düşünce akımları doğrudan edebiyata yansımıştır. Sözgelimi Rönesans'ın sonucunda Eski Yunan ve Latin kaynaklarını esas alan Klasisizm Fransız Devriminin getirdiği demokrasi özgürlük insan severlik gibi kavramların or*taya çıkmasıyla Romantizm Pozitivizm (Müsbet İlim) in sonucunda ise Realizm Ortaya çıkmıştır.
Avrupa'da Rönesans'tan sonra arka arkaya ortaya çıkan ve bizim edebiyatımızda da Tan*zimat'tan sonra etkisini gösteren başlıca edebiyat akımları şunlardır: Klasizm Romantizm Rea*lizm Naturalizm Sür-realizm Parnasizm Sembolizm vb.dir.

3- Tanzimat Fermanı'ndan Günümüze Uzanan Türk Edebiyatı'nın Dönemleri
13. yüzyıldan 19.yüzyılın ortalarına kadar süren Klasik Türk edebiyatı Şeyhi Ali Şir Nevai Fuzuli Baki Nef'i Nedim gibi şairlerle birbirinden güzel eserler vermiş 19.yüzyılın orta*larında varlığını tamamlayarak yerini "Batı Edebiyatı Etkisindeki Türk Edebiyatı"na bırakmıştır.
Batı edebiyatı etkisindeki Türk edebiyatı Tanzimat'ın ilanından sonra başlar"; günümüze kadar" oluşan edebiyat dönemlerini kapsar.
Bu dönemleri şöyle sıralayabiliriz:
Batı Edebiyatı Etkisindeki Türk Edebiyatı Dönemleri
I- Tanzimat Edebiyatı (1860–1896)
a) 1. Dönem b) 2.Dönem
II- Edebiyat-ı Cedide (Servet-i Fünun) 1896–1901
III- Fecr-i Ati (1901–1911)
IV- Milli Edebiyat Akımı (1911–1918)
V- Milli Mücadele Dönemi (1918–1923)
a) 1940 Yılına kadar Türk Edebiyatı
b) Son Dönem Türk Edebiyatı
c) Günümüz Halk Edebiyatı

XIX. YÜZYIL TÜRK EDEBİYATI
19. yüzyılda Divan edebiyatı ve Halk edebiyatı yüzyıllar süren etkinliklerini yitirmiş Tan*zimat Fermanı'nın ilanından sonra (19.yüzyılın ikinci yarısında) yerlerini Batı edebiyatı etkisinde gelişen Tanzimat edebiyatına bırakmıştır.

1-XIX. Yüzyıl Türk Edebiyatı

a) Genel Özellikleri
1- 19. yüzyılda Divan edebiyatı olarak da adlandırdığımız Klasik Türk edebiyatı etkin*liğini yitirmiş şairler kendilerinden öncekileri taklitten öte gidememiş1erdir. Ancak Enderunlu Vasıf Yenişehirli Avni Keçecizade İzzet Molla gibi sanatçılarımız edebiyatımıza bazı yenilikler ge*tirerek Divan edebiyatının bir süre daha devam etmesini sağlamışlardır.
2- Bu yüzyılda Divan şairleri halkın kullandığı deyimleri sözcükleri kullanarak halk şiiri özelliklerini. Divan şiirine getirmişlerdir.
3- Buna karşılık 19.yüzyılda Halk şairleri Divan şiirinin etkisinde daha çok kalmış; bu et*kiyle aruz ölçüsünü kullanmış Arapça ve Farsça sözcük ve tamlamalara daha fazla yer vermişlerdir.
4- 19.yüzyılın ikinci yarısında Divan ve Halk edebiyatları etkisini yitirmiş yerlerini Batı edebiyatı etkisinde gelişen Tanzimat edebiyatına bırakmıştır.
5- Tanzimat edebiyatı ile birlikte toplumcu bir sanat anlayışı benimsenmiş; hak adalet özgürlük gibi kavramlar edebiyatımıza yerleşmiştir.
6- Yine Tanzimat edebiyatı ile Batı edebiyatını etkileyen Klasizm Romantizm Realizm gibi edebi akımlar bizim edebiyatımızı da etkilemiş; roman hikâye tiyatro makale gibi yeni türler ilk kez edebiyatımızda yer almıştır.

b) Manzum Eserler
19.yüzyılda Divan ve Halk edebiyatları eski etkilerini yitirmiş özellikle Divan şairleri söyleyiş yönünden güçlü şiirler ortaya koyamamışlardır.
Bu yüzyılda Divan şairleri halka yaklaşır ve halk şiirinin özelliklerinden yararlanırken; Halk şairleri de divan şiirinin söyleyiş özelliklerine yaklaşmışlardır.
Divan şairleri "mahallileşme" akımının sonucu halkın kullandığı söyleyiş özelliklerinden yararlanmış deyimleri bol bol kullanmışlardır.
Bu yüzyılın Divan şairlerinin başlıcaları Yenişehirli Avni Enderunlu Vasıf ve Keçecizade İzzet Molla'dır.
Yenişehirli A Avni Divan geleneği ile yetiştiği halde Halk şiirinden de etkilenmiştir.
Şiirlerinde Mevlana tarikatına (Mevlevilik) mensup olduğu için Tasavvufun izleri görülür
Aynı yüzyılda yaşayan Enderunlu Vasıf ise I8.yüzyıl Divan şairi olan Nedim'in tarzını devam ettirmiş; sade içten bir anlatım kullanmıştır. Şiirlerinde İstanbul'u anlatmış Nedim gibi zevk ve eğlenceden neşeden söz eden şiirler yazmıştır. Bu yüzyılın diğer Divan şairleri gibi halk söyleyişlerini kullanmıştır.
Edebiyatımızda "Mihnet-i Keşan" adlı mesnevisiyle tanınan Keçecizade İzzet Molla Divan şiirine birçok yeni kavramlar getirmiştir. "Mihnet-Keşan" konu ve tema bakımından yeni bir eserdir. Bu eserinde şair başından geçen bir olayı anlatarak psikolojik yorumlar yapmıştır.
19.yüzyılın en önemli Halk şairleri Dadaloğlu Seyrani Bayburtlu Zihni ve Erzurumlu Emrah
19.yüzyılın güçlü Halk şairlerinden Dadaloğlu Avşar Türkleri arasından yetişmiş ve onların acılarını dile getirmiştir. Şiirlerinde yiğitlik haksızlığa karşı gelmek adalet gibi kavramlarla aşk güzellik ve doğa ile ilgili konuları işlemiştir.
Bu yüzyılın önemli şairi Seyrani "taşlama"ları ile tanınır. Çevresinde gördüğü ak*saklıkları ahlaksızlıkları haksızlıkları ince bir mizahla taşlamalarında dile getirmiş devletin en üst kademelerinde bulunanları bile yanlışlarından dolayı korkmadan eleştirmiştir.
19.yüzyılda Divan tarzında da şiirler yazan ama asıl halk şiirine ait "koşma"larıyla tanınan ve sevilen şairimiz Bayburtlu Zihni iyi bir eğitim görmüştür.
Divan şiirinin etkisiyle Arapça ve Farsça sözcükleri kullanmıştır. Lirik içten bir anlatımı vardır.
Bayburtlu Zihni gibi Halk şiirine Divan şiiri öğelerini getiren bir diğer Halk şairimiz de Erzurumlu Emrah'tır. Kendisinden sonra birçok halk şairini etkileyen Erzurumlu Emrah Arapça ve Farsça sözcüklere yer vermesine rağmen Türkçeyi başarıyla kullanmış şiirlerini lirik ve içten bir anlatımla söylemiştir.

c) Mensur Eserler
Divan edebiyatında nazım hep ön planda olmuş ancak 15.yüzyıldan sonra nesir gelişmeye başlamıştır. 19.yüzyılda ise nesir türlerinin daha ön plana geçtiğini görüyoruz.
Bu yüzyılın nesir türündeki önemli eserleri Yirmi sekiz Çelebi Mehmet'in "Sefa*retname"si ile "Mütercim Asım Tarihi"dir. Mütercim Asım'ın bu kitabı yakın tarihimizi anla*tan önemli bir eserdir.

XIX. YÜZYIL DÜNYA EDEBİYATI
Avrupa'da Rönesans'la her alanda başlayan gelişmeler edebiyata da yansıdı. 17.yüzyılda kaynağını Eski Yunan ve Latin eserlerinden alan klasik b ir edebiyat anlayışı oluştu. 1789 Fransız devriminden sonra ise birbirinden farklı yeni edebiyat anlayışları ortaya çıktı. Ede*biyatta önemli gelişmeler ve büyük bir canlılık oluştu.
Avrupa'da özellikle Fransa'da başlayan bu gelişmeler daha sonra bütün dünyaya yayıldı.

1- 19.yüzyıl Dünya Edebiyatının Genel Özellikleri
Rönesans XV. ve XVI. yüzyıllarda Avrupa'nın "altın çağı" olmuştur. Bu dönemin yazar*ları öncelikle Eski Yunan ve Latin edebiyat eserlerini örnek almışlar; ancak bu örneklere Yeniçağ'ın tüm düşünce özelliklerini ve yeniliklerini de katarak çok güzel ve özgün eserler ortaya koymuşlardır.
Yaşadıkları toplumun ürünü olan edebiyatçılar ait oldukları toplumlara siyasal sosyal kültürel gelişimlerini yansıtırlar. Sanatçılar bu kavramları yansıtırken hep arayış içinde olmuşlar ve toplumda beliren eğilimlere göre bu arayışlarını sürdürmüşler. Sanatçıların toplum psikolojisine göre bu eğilimlere şekil vermesiyle yeni biçimler türler karakterler ortaya çıkmış böylece edebi akımlar oluşmuştur.
Edebiyatta görüş duyuş anlayış farklılıklarından oluşan çığırlara edebi akım denir.
Avrupa'da özellikle Fransa'da ortaya çıkan bu edebi akımlar zamanla bütün dünya ede*biyatlarını etkilemiş Tazimattan sonra da bizim edebiyatımızda etkisini göstermiştir
Edebi akımlardan Romantizm Realizm ve Sembolizm ile bu akımlardan etkilenmiş Dünya edebiyatının seçkin sanatçılarından birkaçı hakkında bilgi verelim:

2- Romantizm Edebiyat Akımı- Victor Hugo
17.yüzyılda ortaya çıkan Klasisizm akımının sanatçıyı sıkan belirli kuralları vardır.
İşte sanatçıyı sıkan bu kuralcılığa bir tepki olarak 19.yüzyılda Romantizm akımı doğmuştur.
Akıl ve sağduyuya dayanan Klasisizm'e karşılık Romantizm'de hayaller duygular ve coşkular önem kazanmıştır.
Romantizm'de kişiler çevreleri içinde ele alınmış gerçekler tüm yönüyle verilmiştir.
Romantizm akımının öncüsü ünlü Fransız yazarı Victor Hugo’dur.
Victor Hugo "Cromwell" adlı tiyatro eserinin önsözünde Romantizm'in ilkelerini belirtmiş "Hernani" dramının oynanmasından sonra da Romantizm kesin zaferini kazanmıştır.
Şiir tiyatro roman türünde eserler veren Victor Hugo eserlerinde özgürlük vatan sevgi*si demokrasi insanlık gibi toplumsal kavramları savunmuş doğaya önem vermiş insan ilişkilerindeki duygusallığı heyecanları ve coşkuyu işlemiştir.
Victor Hugo'nun anlatımı akıcı ve sürükleyicidir. Zengin ve güçlü bir söyleyişle yazmıştır.
Sefiller ve Notre Dame'nin Kamburu adlı romanları Victor Hugo'nun Dünya Klasikleri içinde yer alan çok önemli eserlerindendir

3- Realizm Edebiyat Akımı- Tolstoy-Stendhal
Realizm 19.yüzyılın ikinci yansında Romantizme tepki olarak doğmuş bir edebiyat akımıdır.
19.yüzyılda deneysel bilimlerin gelişmesiyle oluşan Realizm insanın ve toplumların hayatının bütün oluş çizgilerini nedenleriyle görmek göstermek isteyen; yani gerçeği olduğu gibi anlatmayı amaç edinen edebiyat akımıdır.
Realizm Romantizme karşı kesin Üstünlüğünü Fransız yazan Gustave Flaubert'in "Madam Bovary" adlı eseri ile kazandı.
Önce Fransa'da ortaya çıkan Realizm daha sonra bütün Dünya edebiyatlarını etkilemiştir. Honore de Balzac Guy de Maupassant Stendhal Tolstoy Dostoyevski Çehov Char*les Dickens John Steinbeck realist yazarlardandır.
Dünya edebiyatının en seçkin sanatçılarından birisi Rus yazarı Tolstoy'dur.
Dram türünde de eserleri olmasına rağmen Tolstoy'un asıl gücü romanlarındadır. Halkı çok iyi tanıyan Tolstoy romanlarında çok başarılı karakterler yarattı. Toplumdaki dengesizlikleri eşitsizlikleri memleketinin hayatını ve özelliklerini realist bir görüşle yazdığı romanlarında çok canlı bir biçimde anlattı.

Tolstoy görüşlerini keskin bir gözlem gücüyle yapmacıklıktan uzak sade ve son derece akıcı bir anlatımla dile getirdi
"Harp ve Sulh" "Diriliş" "Anna Karenina" Dünya edebiyatının seçkin örneklerindendir
Dünya edebiyatının bir diğer önemli yazarı Realizm edebi akımının öncülerinden olan
Fransız yazar Stendhal'dir.
Gezi anı deneme hikâye ve roman türlerinde eserler veren Stendhal'in en başarılı olduğu alan romandır. İlk ve en önemli eseri olan "Kırmızı ve Siyah" ilk psikolojik romandır ve Dünya edebiyatının en büyük eserlerindendir.
İnsanlar hakkında eşsiz deneyimler kazanan çevresini çok iyi gözlemleyen Stendhal bütün birikimlerini roman ve hikâyelerinde başarıyla kullandı.
Stendhal'in yalın sade gerçekçi ve etkileyici bir anlatımı vardır.

4- Parnasizm ve Sembolizm Edebiyat Akımları-Paul Verlaine
Realizm edebiyat akımının şiirdeki biçimine Parnasizm denir. Parnasizm şiirdeki gerçekçiliktir.
"Sanat için Sanat" görüşünü benimseyen Parnasyen şairler duygudan çok tasvire düşünceye biçim ve söyleyiş güzelliğine önem vermişlerdir.
Sembolizm ise 19.yüzyılın ikinci yarısında Parnasizm'e tepki olarak doğan bir diğer edebi akımıdır.
Sembolizm doğrudan doğruya anlatılması mümkün olmayan ince derin duyguların ve coşkunlukların sembollerle ve seçkin sözlerin yarattığı müzikle dile getirilmesini isteyen bir ede*biyat akımıdır.
Sembolizm'de doğa değil onun insan ruhunda bıraktığı izlenimler anlatılır. Anlam kapalıdır. Sözler anlamları ile değil yaratacakları ahenkle müzikle önemlidir.
Paul Verlaine Baudelaire Arthur Rimbaud bu akımın öncülerindendir.
ÇaLıKuŞu isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-10-2007, 06:08 AM   #10 (permalink)
Profesyonel

 
ÇaLıKuŞu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2007
Bulunduğu yer: --------
Mesajlar: 11.473
Ruh Halim:
Tesekkür: 0
32 Mesajina 41 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 557
Rep Puanı: 8352
Rep Derecesi : ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.ÇaLıKuŞu Çok ünlü.
Standart

NAMIK KEMAL!!!
"Vatan şairi" diye de anılan Namık Kemal'in toplumsal konulan ve kavramları işlediği coşkulu şiirleri; güçlü ve heyecanlı söyleyişi ile edebiyatımızda önemli bir yeri vardır.
Biz Onun vatan sevgisi özgürlük gibi toplumsal kavramları işlediği Hürriyet Kaside'sinden aldığımız örnek beyitleri inceleyeceğiz.

Hürriyet Kasidesi

1- Görüp ahkâm-ı asr-ı münharif sıdk u selametten
Çekildik izzet ü ikbal ile bab-ı hükümetten

2- Usanmaz kendini insan bilenler halka hizmetten
Mürüvvet-mend olan mazluma el çekmez ianetten

3- Felek her türlü esbab-ı cefasın toplasın gelsin
Dönersem kahpeyim millet yolunda bir azimetten

4- Ne mümkün zulm ile bîdâd ile imhâ-yı hürriyet
Çalış idrâki kaldır muktedirsen âdemiyetten

5- Ne efsunkâr imişsin ah ey didâr-ı hürriyet
Esir-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esaretten

Nâmık Kemâl
Beyitlerin Açıklaması:

1- Devrin hükümlerini doğruluktan sapmış görüp hükümetteki görevimizden değerimizi koruyarak ve şerefimizle çekildik.
2- Kendini insan bilenler halka hizmet etmekten usanmaz. İnsan sevgisiyle dolu olanlar zulüm görmüş zavallı kimselere yardım etmekten çekinmezler.
3- Felek her türlü cefa (eziyet) sebeplerini toplayıp gelsin; (eğer) millet yolundaki kararlı gidişimden dönersem kahpeyim.
4- Zulüm ve zalimlik ile özgürlüğü yok etmek mümkün değildir. Gücün yeterse in*sanlıktan düşünceyi kaldır.
5- Ey özgürlüğün güzel yüzü sen ne büyüleyici imişsin
Esirlikten kurtulduk ama bu kez de senin (özgürlüğün) esirin olduk.

Kelimeler:
âdemiyyet: İnsanlık
ahkâm: Hükümler
ahkâm-ı asr-ı münharif: Doğruluktan sapmış asrın hükümleri
azîmet: Yola çıkış gidiş kararlı gidiş
bab-ı hükümet: Hükümet kapısı
bîdad: Adaletsiz
didâr: Güzel yüz
efsunkâr: Büyüleyici
esbab-ı cefa: Cefa sebepleri
esâret: Esirlik kölelik tutsaklık
iânet: Yardım
idrâk: Düşünme yeteneği
imhâ-yı hürriyet: Hürriyeti yok etmek
muktedir olmak: Gücü yetmek
mürüvvet-mend: İnsaniyetli insanı seven.



Açıklamalar:
Bu dörtlüklerde dürüstlük onurlu olmak insan sevgisi adalet vatan ve millet sevgisi ile özgülük gibi kavramlar işlenmiştir.
Şiir beyitlerle ve aruz ölçüsü ile yazılmıştır. Nazım biçimi "kaside"dir; ancak klasik ka*sidelerdeki gibi bu beyitlerde övülen bir devlet büyüğü değil; vatan millet özgürlük gibi toplumsal kavramlardır.
Hürriyet Kaside'sinin tamamı 29 beyittir.

Namık Kemal (1840–1888)
Çocukluk ve ilk gençlik yıllarında Divan edebiyatı geleneği ile yetişen Namık Kemal Şinasi ile tanıştıktan sonra Batı sanat ve kültürüne yönelmiş halkı aydınlatmak ve eğitmek amacıyla toplumsal konuları işlemiştir.
Şinasi ile Tasvir-i Efkâr gazetesini daha sonra da Hürriyet ve İbret gazetelerini çıkarmış şiirler yazmış; roman tiyatro tarih ve eleştiri türlerinde eserler vermiştir. "Vatan-yahut-Si1istre" adlı piyesinin yankıları büyük olmuş; bunun üzerine Kıbrıs adasındaki Magosa kalesinde 38 ay (1873) hapsedilmiştir.
Tanzimat döneminin en önemli düşünce ve sanat adamlarından olan Namık Kemal ede*biyatı düşüncelerini halka yaymak için bir araç olarak kullanmıştır.
Namık Kemal'in "İntibâh" romanı edebiyatımızda ilk edebî roman olma özelliğini taşır.
__________________________________________________ _____________________
ÇaLıKuŞu isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
edebiyat, hakkinda, hersey, herseyyyyyyy


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Türkiye'de İnsan Hakları Alanında Anayasal Değişiklikler Hakkında Bilgilendirme Hâdim Hukuk 0 30-06-2009 04:38 PM
milli edebiyat döneminin genel özellikleri ve temsilcileri ~qéCéC!'02~ Türk Dili ve Edebiyatı 0 22-04-2009 03:08 PM
Çocuk Koruma Kanunu ¤ σƒєℓуα ¤ Hukuk 0 27-10-2008 03:20 PM
Türkçenin tarihi gelişimi ve devirleri AlmorA Bulunan Ödevler 2 05-10-2008 01:17 PM
Atatürk hakkında yazılmış kitaplar şuursuz Kitap Özetleri 0 12-02-2008 10:55 PM

Son Yapılan 100 Arama Kelimesi
Google Arama Kelimeleri
10 sınıf coğrafya kitabı cevapları 10. sınıf coğrafya kitabı cevapları 10. sınıf edebiyat kitabı 10.sınıf coğrafya kitabı cevapları 10.sınıf edebiyat kitabı 11.sınıf edebiyat kitabı cevapları abiye gece kıyafetleri ankara resimleri atatürk ile ilgili yazılar atatürkle ilgili yazılar beden eğitimi ısınma hareketleri beyaz show bu haftaki konukları borun kullanıldığı alanlar coğrafya 10.sınıf kitabı cevapları damar nickler damar nıckler destan özellikleri destanların özellikleri destanın özellikleri gece kıyafetleri gencmekan genç mekan gençmekan gerçek hayat hikayeleri halk edebiyatı nazım şekilleri hayat hikayeleri heyelan nasıl oluşur heyelan nedir hz. muhammedin hayatının özeti hz.muhammedin hayatının özeti iletişim sorunları ve çözüm yolları kalıtsal hastalıklar nelerdir kimyasal tepkime çeşitleri klonlama nasıl yapılır klonlama nedir nasıl yapılır mercekler ve kullanım alanları merceklerin kullanım alanları müslüman olan ünlüler nişanlık modelleri piercing modelleri polinomlarla ilgili çözümlü sorular son kez bakayım gözlerine şarkı sözü televizyonun faydaları televizyonun yararları ve zararları toprak kayması nedir türk djler çanakkale ile ilgili kompozisyon ünlü düşünür sözleri ünlü düşünürlerin sözleri ısınma hareketleri

WEZ Format +3. Şuan Saat: 05:14 PM.


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.3.0
Protected by CBACK.de CrackerTracker
Add to Google Suchmaschinenoptimierung mit Ranking-Hits Add to Google
| Tags | Gizlilik Bildirimi | Link Ekle | dC| Death Chasers Klan | Link Ekle | Sitemap | nokia oyunları | |

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500