Array
Geri git   GençMekan > EĞİTİM | ÖĞRETİM > Bilgi Kaynağı > Kitap Özetleri


İnsan ve Davranışı / Doğan CÜCELOĞLU


Konuya Davet EdilenLeR

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 24-06-2009, 03:10 AM   #1 (permalink)
°•♥•°кαя∂єℓєи°•♥•°

 
~~Dilara~~ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Bilgileri
Üyelik tarihi: Nov 2007
Bulunduğu yer: νєиÜѕ:)
Yaş: 25
Mesajlar: 55.550
Bahsedildi: 0 mesajda
Davet edildi: 0 konuda
Rep Durumu
Tecrübe Puanı: 3118
Rep Puanı: 80472
Rep Derecesi:
~~Dilara~~ Çok ünlü.~~Dilara~~ Çok ünlü.~~Dilara~~ Çok ünlü.~~Dilara~~ Çok ünlü.~~Dilara~~ Çok ünlü.~~Dilara~~ Çok ünlü.~~Dilara~~ Çok ünlü.~~Dilara~~ Çok ünlü.~~Dilara~~ Çok ünlü.~~Dilara~~ Çok ünlü.~~Dilara~~ Çok ünlü.
Arrow İnsan ve Davranışı / Doğan CÜCELOĞLU

PSİKOLOJİ BİLİMİNİN DOĞASI

Belli bir zamanda bir ailede yaşanmış ve gazetelere yansımış olan bir olayda aile reisinin cezaevinde cezasını çekerken duyduğu ‘karısının kötü yola düştüğü’ haberi bu kişiyi harekete geçiriyor ve cezaevinden firar edip karısını ve çocuklarını öldürmesiyle son buluyor.Savunma yaparkende ‘namusumu temizledim çocuklarda ortada kalmasın ...’ gibi bir haklılık çıkarıyor kendisine.
Bu olayı değişik araştırmacılar gözüyle incelediğimizde; hukukcular bu cezaevinin düzeni ve mahkumların denetimi konularını tartışma konusu yapar.Başka araştırmacı sosyo ekonomik yönden inceler.Bir başkası politik olarak değerlendirir.Dindar kişi ise dini konular üzerinden yorumlarla olayı değerlendirir.
Psikologlar ise olayı iki yönden incelerler; kişinin içindeki salgılanan enzimlerden kaynaklanan davranışlar ve dışındaki çevre ortam arkadaşları vs. gibi etkenleri değerlendirerek karar verirler.
Psikoloji insan davranışlarının altında yatan temel nedenleri bulmaya çalışan bilimsel çabadır.
Bu kitabı okumak her insana fayda sağlayacaktır.Çünkü insan davranışlarının temel nedenlerini bildiğimiz zaman onları anlamak ve anlaşmak çok kolay olacaktır. Yani şöyleki kişi elktrik uzmanı değildir ama günlük hayatta kullandığı elektrikle ilgili konuları bilir ve bilmesi de gerekir.Elektriğe çarpılıp çarpılmayacağını bilmesi gibi psikolojiyi de temelde bilmek insana kolay karar verme doğru karar verme gibi çok önemli özellikler kazandıracaktır.

DEĞİŞİK YAKLAŞIM TÜRLERİ

Basit insan davranışları bile farklı yaklaşım türleri ile açıklanabilir.Bir bardak suyu masadan alma davranışını nörobiyolojik davranışsal bilişsel yaklaşım vs. gibi yaklaşımlarla incelemek mümkündür.
Nörobiyolojik Yaklaşım
Davranışların temelinde son derece karmaşık sinirsel süreçler yer alır.İncelemeler genllikle hayvanlar üzerinde yapılmıştır.Beynin elektrotlarla uyarılması sonucunda farklı davranışlar gösterildiği deneylerle görülmüştür.Beynin farklı bölgeleri farklı işlevler görürler.Bu işlevlerden biri beyin kabuğu ile ilgilidir.Korteks olarak adlandırılan beyin kabuğu çoğu zaman saldırma ve ket vurma gibi özellik gösterir.Yüksek eğitim görmüş kişilerde saldırganlık davranışının az olması bu kişilerin korteksinin çok gelişmiş olmasındandır.
Davranışsal Yaklaşım
Davranışsal yaklaşım bireyin gözlenebilen ve dolayısıyla ölçülebilen davranışlarını inceleyen psikolojinin tek bilimsel yöntemi olarak savunur.Davranışsal yöntem herkes tarafından gözlenebildiği için nesneldir bu nedenle bilimsel yöntemle eşanlamlıymış gibi algılanmaktadır.
Bilişsel Yaklaşım
Bilişsel psikologlar insanı pasif değil aktif bir sistem olarak görürler. Bilişsel oluşumlar deyince akla algılama bellek ve düşünme gibi zihinsel bilgi işlem süreçleri gelir. Bu süreçleri kullanarak birey çevresi ve kendi hakkında yeni bilgiler edinir.Eski olayları hatırlar ortaya çıkan sorunları çözer ve gelecekle ilgili planlar yapar. Algılama bellek ve bilgi işlem süreçlerini inceleyen dala bilişsel psikoloji denir.
Psikoanalitik Yaklaşım
Psikoanalitik yaklaşım her bireyin kendi geçmişini inceleyen vaka çalışması yöntemini kullanır.Freud’a göre insanoğlunun doğuştan gelen iki eğilimi vardır;cinsellik ve saldırganlık.
Bu eğilimler çocuklara sosyal yaşantısı esnasında kazandırılır.

Fenomenoljik Yaklaşım
Fenomen kişinin kendini ve dış dünyayı kendine özgü bir biçimde algılayan kişinin öznel yaşantısına verilen isimdir.Bireyin davranışını biçimlendiren en önemli etken onun kendini ve çevreyi o andaki anlamlandırış biçimi başka bir deyişle bireyin o andaki fenomenidir.Fenomenolojik yaklaşım görüşünü benimseyen bilim adamları deneysel çalışmalardan uzak dururlar edebiyat ve güzel sanatların her dalını insanın doğasını anlamada bir fenomen olarak kullanırlar.

BİLİMSEL PSİKOLOJİNİN KAPSAMI

Psikolojinin Tanımı
Psikoloji davranışı ve davranışın altında yatan süreçleri bilimsel olarak inceleyen çalışma alanı olarak tanımlanır.Önceden ise insan zihninin incelenmesi şeklinde tanımlanmıştı.

Psikolojinin alanları
Psikolojinin aşağıda sıralayacağımız bir çok ilgi alanı vardır.

Deneysel psikoloji
Deneysel psikologlar belirli konuları etkileyen çevre koşullarını ve uyarıcıları ayrıntılı bir biçimde tanımlayıp ölçerek uyarıcının hangi davranışı nasıl ve derece etkilediğini bulmayı amaçlar.Olaylar arasındaki ilişkileri deneysel olarak inceler.

Fizyolojik psikoloji
Yediğimiz ve içtiğimiz maddelerle davranışlar arasında ilişkiler kurarak inceleyen bir alandır.

Gelişimsel psikoloji
Kişinin yaşına bağlı olarak gösterdiği davranışları inceler.Çocukken yapılan davranışlarla gençken ve yaşlanınca yapılan davranışları inceleyen bir alandır.

Kişilik psikolojisi
Kişi her an çevresi ile etkileşim içinde olduğu için bireylerin kendine özgü davranış duygu ve düşünceleriyle ilgilenir.Bunların temelinde yatan genel yapıları bulmayı amaçlar.

Sosyal psikoloji
Kişilerin birbirleri ile olan ilişkilerini inceleyen bir bilim dalıdır.

Bilişsel psikoloji
Bellek ile ilgili konuları ele alan bir alandır.Neyi nerede nezaman yapacağını hatırlama gibi konular bu alanda incelenir.

Klinik ve danışmanlık psikolojisi
Danışman kişiler kullanarak kişi vereceği kararlarda daha emin ve doğru karar alabilir.Bir meslek seçecek kişi danışman ile hareket ettiğinde kendine en uygun mesleği seçecektir.

Okul ve eğitim psikolojisi
Kişinin çocuğunun yada öğrencisinin eğitim seviyesinin en yüksek olması için okul ve eğitim konularını inceleyen bir alandır.

Endüstri psikolojisi
Bir iş yerine alınacak kişilerin uygunluğunu verimli olup olmayacaklarını hem işletmeyi memnun edecek hem kendileri tatmin olacak bir ortamı oluşturmak için uğraşan bir psikolojik alandır.

Yeni gelişen psikoloji alanları
Sağlık adalet çevre ve spor psikolojisi gibi bir çok psikoloji alanı oluşmuştur.


ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ
Bilimin diğer uğraşılardan en büyük farkı yöntemlerle hareket etmesidir.Bilimsel yöntemi ayırt edici bir çok özellik vardır;
Düzenlidir verilere dayanır nesneldir analitiktir tekrar edilebilir.

Deneysel Yöntem
Deneylerle yaş ile öğrenme kilo ile cinsiyet gibi konularda ilişkiler arayan bunun üzerinde araştırma yapan bir alandır.

Gözlem yöntemi
Her araştırma konusunda uygulanmaz.Uygulanması yasal ve ahlaki yönden sakıncalı olan durumlar olduğu için uygulanmaz.Gözlem yöntemi son derece yoruma açık bir yöntemdir. Her bir bilim adamının gözlemi sonucu yaptıkları yorumları farklıdır.

Tarama yöntemi
İncelenecek olayın gözlenme olasılığının olmadığı zamanlarda soru listesi ile mulakatla yada anket usuluyle alınan cevaplar değerlendirilerek bir takım genellemeler yapan bir alandır.

Test yöntemi
Günümüzde zeka tutum yetenek kişilik ve kaygı testleri gibi testler yapılarak kişilerin önceden belirlenmiş olan koşullardaki davranışları incelenir ve kişiler ona göre konuya göre sıralanabilir.

Vaka tarihçesi yöntemi
Kişilere geçmişteki olaylar anlattırılarak sonuç elde etmeye çalışan klinik psikologları bu yöntemi kullanırlar.


PSİKOLJİ BİLİMİNİN TÜRK TOPLUMUNDAKİ YERİ
Ülkemizde psikolog bilim adamlarımızın bir çoğu Türk toplumuna birşeyler vermekten uzaktır.Çünkü pek zaman ve para ayıramıyorlar.
Psikolji insanlara bireysel ve toplumsal yönde bir çok yarar sağlamaktadır. Bireysel olarak kişilerin davranışlarını duygularını ve düşüncelerini anlamalarını sağlamaktadır. Kalıplaşmış laflar yerine kendine has ve mantıklı cevaplar vermemizi sağlar.İşte psikolojinin temel kavramlarını ve süreçlerini bilen kişi yaptığı davranışların nedenlerini bilir.
Grup ve toplum düzeyinde de çok faydası vardır birey evleneceği zaman bir grup içinde birisini seçeceği zaman nasıl karar vereceğini psikolojinin temel kavramlarını bilerek daha anlamlı şekilde gerçekleştirir.Bir toplumu arkasına alabilen kişiler psikolojinin temel kavramlarını ve süreçlerini iyi bilen kişilerdir.


Benzer Konular:

___----____
__________________


Uykum Gibi Gelsene...!




Kardelen' immmm

~~Dilara~~ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 24-06-2009, 03:11 AM   #2 (permalink)
°•♥•°кαя∂єℓєи°•♥•°

 
~~Dilara~~ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Bilgileri
Üyelik tarihi: Nov 2007
Bulunduğu yer: νєиÜѕ:)
Yaş: 25
Mesajlar: 55.550
Bahsedildi: 0 mesajda
Davet edildi: 0 konuda
Rep Durumu
Tecrübe Puanı: 3118
Rep Puanı: 80472
Rep Derecesi:
~~Dilara~~ Çok ünlü.~~Dilara~~ Çok ünlü.~~Dilara~~ Çok ünlü.~~Dilara~~ Çok ünlü.~~Dilara~~ Çok ünlü.~~Dilara~~ Çok ünlü.~~Dilara~~ Çok ünlü.~~Dilara~~ Çok ünlü.~~Dilara~~ Çok ünlü.~~Dilara~~ Çok ünlü.~~Dilara~~ Çok ünlü.
Standart

DAVRANIŞIN BİYOLOJİK TEMELLERİ

Sinirsel iletimin temel birimini oluşturan sinir hücresi (nöron) hücre gövdesi dendritler akson ve akson ucundaki fırçalardan oluşur. Bir nöron yeterli derecede uyarıldığı zaman elektriksel bir tepki oluşur ve bu tepki akson boyunca sinaptik bağlantıya doğru akar. Sinaptik keseciklerin içindeki kimyasal sinirsel aktarıcılar aksondan gelen uyarıcının etkisi altında sinaptik aralığa boşalırlar ve yakındaki nöronun dendritlerini uyarırlar.
Elektrokimyasal akım hücre zarının her iki tarafında yer alan elektrik yüklü iyonların yer değiştirmesiyle akson boyunca akar. Hep yada hiç ilkesine göre çalışır. Mutlak dinlenme devresi hücre zarının hiç uyarılamadığı kısa bir zaman süresine verilen addır. Sinirsel aktarıcılar sinaptik bağlantıdaki nöronu uyarabildiği gibi uyarılmaya ket vurucu bir etki de yapabilir. Bir snapsta uyarıcı ve ket vurucu türden çok sayıda sinirsel aktarıcı aynı zamanda etkide bulunabilir. Bu durumda uyarıcı ve ket vurucuların cebirsel toplamı sonucu nöron ya uyarılır ya da ketlenir.
Hücre gövdeleri bir araya gelerek nükleus ve gangliyonların oluştururlar. Aksonlar ve denritler ise bir araya geldikleri yere göre akson grupları (traktlar) ya da sinirleri oluştururlar. Getirici nöronlar duyu organlarından beyine bilgi getirirler. Götürücü nöronlar beyinden kaslara ve salgı bezlerine emirler götürürler.
Merkezi sinir sistemi beyin ve omurilikten oluşur. Çevresel sistemin somatik sistemin bölümü merkezi sisteme bilgi getirir ve kaslara emirler götürür. Çevresel sistemin otonom bölümü iç organların ve yapıların işleyişlerini denetler. Otonom sistemin sempatik sistem ise kişiyi normal dinlenme haline getirir.
Beyin çalışmalarında üç temel teknik kullanılır: Beyin kısımlarının çıkarılması beyindeki elektriksel faaliyetlerin kaydı ve beynin elektriksel ya da kimyasal uyarımı.
Beyin üç ana bölümden oluşur: Ön beyin orta beyin ve arka beyin. Arka beyin madulla serebellum ve ponstan oluşur. Orta beyin nisbeten küçüktür ve arka beyinle ön beyin arasındadır. Beyin sapı evrimsel gelişme içinde en ilkel yapıyı oluşturur arka ve orta beyni içerir ve ön beyinle ilişki kurar. Retiküler aktivasyon sistemi (RAS) beyin sapının içinde yer alır ve beynin uyarılma derecesini denetler. Ön beyin talamus hipatalamus limbik sistem ve serebrumu içerir. Talamus gelen duygu uyarıcıları beyin kabuğuna yansıtır. Hipatalamus heyecanların arzuların ve isteklerin denetlendiği yerdir. Limbik sistem duygusal davranışların öğrenme ve belleğin dikkatin denetlendiği merkezdir.
Her bir beyin yarı-küresi dört loba ayrılır. Alın (frontal) lobu hareketle ilgilidir çepr (parietal) lobu beden duyumlarıyla şakak (temporal) lobu işitme ense (oksipital) lobu görmeyle ilgili işlev görürler. Alın lobunda merkez oluk boyunca karşılıklı yer alan duygusal ve motor korteks duyum ve hareketle ilgili işlevler görür. Beyin kabuğunun bağlantı kurucu alanları öğrenme düşünme ve dil gibi yüksek beyin işlevleriyle ilgilidir. Ayrık beyin çalışmaları dille ilgili süreçlerin genellikle sol yarı-kürede mekanla ilgili sözlü olmayan süreçlerin ise genellikle sağ yarı-kürede yer aldığını göstermiştir. Bu işlevsel uzmanlaşmanın yarı sıra beynin bir bütün olarak çalıştığı ve her bir işlemin beynin diğer kısımlarıyla ilişki içinde olduğu gözlenmiştir.
Hipofiz bezi vücudun çalışmasını önemli biçimde etkileyen birbirinden farklı sekiz hormon üretir. Tiroid bezinin ürettiği hormonlar bedenin ****bolizmasını düzenler. Adrenal bezinin ürettiği hormonlar diğer fonksiyonlarının yanı sıra ikincil türden cinsel belirtileri ve heyecansal tepkileri denetler.
Kalıtımın davranışı etkileyip etkilemediği konusundaki son bilimsel düşünce şu merkezdedir: Kalıtım davranışın alt ve üst sınırlarını belirler yaşantının türü ise kalıtımın belirlediği bu sınırlar içinde davranışın gelişim noktasını saptar. İnsan bedenindeki her hücrede 46 adet (23 çift) kromozom vardır. Büyük kromozomlar X küçükler ise Y biçiminde bir görünüme sahiptirler. Her bir kromozom binlerce genlerden oluşur bu genler karmaşık DNA moleküllerinden meydana gelmiştir. Genetik bilgileri bu moleküller taşır.
Babanın spermi ve annenin yumurtası 46 kromozomun ancak yarısına sahiptir. Sperm ve yumurta birleşerek döllenme döllenme oluşunca bireyin 46 kromozomu böylece ve böylece genetik yapısı tamamlanmış olur. Altkın genlerden ikisi bir arada olursa bu altkın genin özelliği bireyde ortaya çıkar. Aksi halde baskın genin özelliği gelişir. Kromozomla ilgili anormallikler geri zekâlılığa bedensel deformasyona ve normaldışı cinsel gelişmelere yol açar. Genlerin yapısı zeka düzeyini ve şizofreni bazı akıl hastalıklarına yatkınlığını belirler.
Seçerek çiftleştirme ve inbred (çok yakın akrabalarıyla çiftleştirerek üretme) davranışın temelinde yatan genetik etkenleri anlamak için yapılan araştırmalarda kullanılan iki teknik türüdür. Sosyalbiyoloji tüm sosyal davranışların temelinde genetik olarak saptanmış nedenler yattığını iddia eden sosyolojik akımın adıdır.

DUYUM VE ALGILAMA

Duyu duyu organlarının getirmiş olduğu henüz işlenmemiş bilgidir. Algı gelen bilgileri işleyerek belirli işleyerek belirli bir yapı ve organizasyona sokma işlemine verilen addır. Mutlak eşik bir bireyin tepkide bulunabilmesi için gerekli en küçük uyarıcı şiddetini gösterir. Uyarıcıda meydana gelen değişikliğin fark edildiği en küçük miktara fark eşiği adı verilir. Uyarıcının şiddetine göre fark eşiği değişir. Uyarıcı sürekli ise ve enerji düzeyinde bir değişiklik meydana gelmiyorsa duyu organı uyarıcıya uyum yapar ve tepkide bulunmamaya başlar.
Basınç acı sıcak ve soğuk deri duyumlarının belli başlılarını oluşturur. Farklı türden deri alıcıları belirli biçimlerde uyarılarak deri duyuları ortaya çıkartılabilir.
Hareket alıcıları kaslarda tendonlarda (kas krişi) ve eklemlerde yer alır ve bedenimizin durumuyla ilgili bize sürekli bilgi sağlarlar. Denge alıcıları kulaktaki yarım kanallarda ve vestibuler torbacıklarda bulunur ve bedenin denge durumuyla ilgili bilgi verir.
Buruna giren gazlar burunun üst kısmında bulunan koku alma hücrelerine çarparlar ve koku alıcılarını harekete geçirirler. Koku alıcıları birkaç günde bir değişirler. Bazı araştırmacılar temel 6 veya 7 koku olduğunu ve her bir koku türü için özel bir koku alıcı hücre bulunduğunu söylerler.
Her tat alıcı hücre temel tatlardan birine (tatlı tuzlu ekşi acı) daha fazla duyarlıdır fakat diğer tatlara da tepkide bulunur Bu hücreler dilin belirli bölgelerine yerleşmişlerdir.
Hava dalgaları moleküllerin basınçla sıkışması ve sonra hemen gevşemesinin birbiri ardından tekrar etmesiyle oluşur. İşlemin tekrar sayısı sesin frekansını oluşturur ve sesin perdesi olarak işitilir. Dalganın genliği sesin yüksekliği olarak işitilir ve titreşimin şiddeti yükseldikçe artar. Karmaşık bir ses temel bir dalga boyu ile dalganın armonilerinden oluşur. Sesin karmaşıklığı o sesin tınısı olarak algılanır.
Kulağa gelen ses dalgaları kulak zarını titreştirir titreşim kulak zarından çekiç örs ve üzengi kemikleri aracılığıyla orta kulaktan geçer ve oval pencere yoluyla salyangoz adı verile içi sıvı dolu bir bölüme gelir. Salyangozun içindeki baziler zar bükülür ve Korti organındaki kirpiksi hücrelerin hareket etmesine yol açar.
Bir ses kaynağının nerede ve ne kadar uzakta olduğuna zaman şiddet ve yansıma gibi ipuçları kullanarak karar veririz.
Görülebilen ışık dalga boyları 380 ile 760 nm(nanometre) arasında değişir ve renk ya da ton olarak algılanır. Işık dalgasının genliği parlaklık olarak algılanır. Bir rengin tokluğu o rengin ne kadar saf olduğunu gösterir.
Işık sırasıyla saydam tabakadan iristen ve mercekten göz yuvarlağının arka kısmından geçer ve ışığa duyarlı olan retina üzerine düşer. Yakını görme uzağı görme ve astigmatizm uygun mercekler kullanarak görüntünün retina üzerine düşmesi sağlanarak düzeltilebilir.
Mızrakçılar renk görmemizi sağlayan hücrelerdir. Düşük şiddetteki ışık dalgalarına duyarlı değildirler. Çubukçular ise renk görmemize yardımcı olmazlar değişik dalga boylarına ve şiddet derecelerine duyarlıdırlar. Çubukçular ve mızrakçılar retinada iki kutuplu hücrelerin ve gangliyon hücrelerinden gelen aksonların beyine gitmek üzere gözden çıktığı yerde oluşur. Fovea mızrakçıların yoğun olarak bulunduğu küçük bir çukurluğa verilen addır. Çubukçular fovea hariç retinanın her yerinde yayılmışlardır. Karanlığa uyum halinde hem mızrakçılar hem de çubukçular uyarıcının düşük enerji düzeyine duyarlı duruma gelirler.
Renk görmeyle ilgili Young-Helmhotz kuramı üç tip mızrakçık olduğunu öngörür. Bunların biri kırmızı biri mavi biri de yeşil renk içindir. Zıt süreçler kuramı ise kırmızı ve yeşil için bir tür süreç sarı ve mavi için bir başka süreç ve değişik şiddet derecelerini duyumsamak için daha başka bir süreç olduğunu farzeder. Her süreç iki biçimde işler. Sürecin bir aşamasında bir renk diğer aşamasında da başka bir renk algılanır.
Algı daha önceki deneyimleri ve öğrenme süreçlerini içerir. Algı yanılmaları algılama düzenimizin hatayı açık olduğunun en güzel kanıtıdır. Uyarıcının değişik olması hareketli olması tekrarı büyüklüğü şiddeti ve rengi dikkatimizi çekmede etkilidir. Bireyin gereksinmeleri ve değerleri onun algılayışını büyük ölçüde etkiler. Algısal organizasyonu şekil-zemin tamamlayıcılık devamlılık mekanda yakınlık ve benzerlik eğilimlerine göre yaparız. Örüntü tanıma ise kalıba vurma veya özelliklerin analizi yoluyla başarılır.
Hareket algılaması birbirine yakın alıcıların birbiri ardı sıra uyarılmasıyla ortaya çıkarılabilir. Bunun yanında görünüşte hareket stroboskobik hareket ve otokinetik etki de hareket algılaması yaratan uyarıcılardır.
Derinlik algılaması birçok etkenin katkısıyla ortaya çıkar. Bu etkenler Çift-gözle görüş çift-göz açılarının kesişmesi araya girme örüntü yükseklik doğrusal bakış göreli büyüklük ve hareket paralaksıdır. Derinlik algılamasında kullandığımız yeteneklerin büyük bir kısmı doğuştandır.
Yazılı ve sözlü dilin nasıl algılandığıyla ilgili araştırmalarda yazı ve seslerin birim olarak algılandığı dil alışkanlığı geliştikçe algılanan birimlerin genişlediği (bir heceden tüm bir cümleye kadar) görülmüştür.
Algısal değişmezlik sürekli değişen duyusal girdilere rağmen nesnelerin biçimlerini büyüklüklerini yerlerini ve renklerini değişmeden algılamamıza verilen addır. Beklentilerimiz doğrultusunda algılarız bu olaya algısal beklenti denir.
Uyarıcının içinde yer aldığı bağlam o uyarıcının algılanışını etkiler.
Bazı algılama yetenekleri doğuştandır ne var ki kişinin öğrendikleri ve deneyimleri doğuştan gelen bu yeteneklerin gelişmesinde önemli bir rol oynar.


ÖĞRENME

Öğrenmeyi çağrışımlı öğrenme ve zihinsel öğrenme olarak iki temel gruba ayırabiliriz. Çağrışımlı öğrenmenin iki türünü gözden geçirdik: Klasik koşullama ve edimsel koşullama. Klasik koşullamada ise organizma iki uyarıcının birbiriyle ilişkili olduğunu öğrenir; edimsel koşullamada ise organizma belirli bir edimin (davranımın) belirli bir sonuca götürdüğünü öğrenir. Pavlav ‘un denemeleri çağrışımsal öğrenmenin temelinde yer alan önemli ilkelerin öğrenilmesinde yararlı olmuştur: Pekiştirme kazanma sönme genelleme ve ayırt etme bu kavramlardandır.
Skinner ‘ın denemeleri edimsel koşullama kavramını geliştirmiştir : daha önce doğal olarak ortaya çıkmayan bir davranışı yeni bir uyarıcı ortamında ortaya çıkarma olanağı Skinner ‘ın yaklaşımının temelini oluşturur. Edimsel davranış organizmaya ortamdaki pekiştireçlere ulaşmanın yolunu açar. Belirgin bir ödüle ulaşan edim pekiştirilir ve aynı ortamda yeniden ortaya çıkma olasılığı artar. Edimin gücü öğrenilen davranışın ne kadar sıklıkta kendini gösterdiği ile ölçülür.
Pekiştirme kavramı Skinner ‘ın denemelerinden sonra daha bir önem kazanmış ve bu konuda birçok ayrıntıların farkına varılmıştır. Bunlardan biri aralıklı pekiştirme kavramıdır: Edimsel davranışın her zaman değil belirli aralıklarda pekiştirilmesini ifade eder. Aralıklı pekiştirmeyle ödüllenen davranışlar sönmeye daha dirençli olurlar.
Bir davranımın ortaya çıkma olasılığını yükselten her olaya pekiştireç adı verilir. Pekiştirme her zaman birincil doğal pekiştireçlerle olmaz. Doğal pekiştireçle beraber bulunarak koşullanan ve böylece pekiştireç özelliğini kazanan ödüller vardır: Para ve sosyal övgü bu anlamda koşullupekiştireçlerdir. Koşullu pekiştireçlerin varlığı öğrenme denemelerinde kullanılabilecek ödülleme türlerini artırır.
Davranışı Biçimlendirme edimsel koşullama yoluyla mümkündür: istenen edimi seçici bir biçimde ödüllendirip istenmeyen edimi yine seçici bir biçimde söndürerek organizmanın davranışını biçimlendirebiliriz. Sirklerde gösteri yapan hayvanların davranışları edimsel koşullama ilkelerinin uygulanmasıyla yani davranış biçimlendirmesi süreçleriyle yapılır. Davranış biçimlendirme süreçleri yalnız görülebilen davranışlara değil iç organların çalışmasıyla ilgili olarak da kullanılabilir. Davranışı biçimlendirme ilkeleri kalp atışı kan basıncı gibi iç organların çalışmasını düzenleyici olarak kullanıldığında biyobildirim adını alır.
Premack ilkesine göre daha sık yapılan faaliyetler daha az yapılan faaliyetler için pekiştireç görevini görürler. Pekiştireçin miktarı ve geciktirilmesi başka bir deyişle davranımdan ne kadar sonra verildiği öğrenmeyi etkileyen önemli faktörlendendir. Ceza bir davranımın ortaya çıkma olasılığını azaltan olaya verilen addır.
Zihinsel öğrenmenin insanlarda çağrışımsal öğrenmeden daha önemli bir rol oynadığını ileri süren psikologlar vardır. Bu psikologlar hayvan davranışlarıyla ilgili öğrenme denemelerinin daha yakından gözden geçirildiğinde onların temelinde de zihinsel süreçlerin bulunacağını ileri sürerler.
Gizli Öğrenme deneyleri zihinsel haritaların ve zihinsel yapıların davranış ifade edilmeden (dışalaştırılmadan) önce oluştuğunu ve yapılan davranışların zihinsel süreçlere bağımlı olarak yapıldığını göstermiştir.
Bilgisayar yardımıyla öğrenme eğitimde önemli bir gelişmeyi içerir. Bilgisayar yardımıyla öğrenmenin diğer öğrenme yöntemlerine göre üstünlükleri öğrencinin öğrendiği konuyla etkin etkileşim kurabilmesi anında geri bildirim alabilmesi öğrenilen konu ve düzeyini kendi gereksinmelerine uydurabilmesidir.


BELLEK

Belleğin üç aşaması vardır: Kodlama depolama ve arayıp-bulup-geri getirme Kodlama dış dünyadaki uyarıcıların belleğe kaydedilebilecek biçime dönüşmesine depolama kodlanan bilginin tutulmasına ve ara-bul geriye getir işlemi de depolanan bir bilginin gerektiği zaman aranıp-bulup çıkarılmasına verilen addır. Bu üç aşama kısa ve uzun süreli belleklerde farklı görünümler gösterirler. Görsel kodu da kullandığı halde kısa süreli belleğin kullanmış olduğu en belirgin kod sessel koddur. Kısa süreli bellek biyofizik uzun süreli bellek ise protein zincirlerinin oluşmasıyla gerçekleşen biyokimyasal bir süreçtir.
Kısa süreli belleğin depolama kapasitesi 7+2 birim ya da kümedir. Bu kapasiteye ulaştıktan sonra kısa süreli belleğe giren her yeni birim belleğe evvelden bulunan diğer bir birimi dışarı atar ve onun yerini alır. Kısa süreli bellekteki bir birimi bulmak için yapılan ara-bul-geriye gelir süreci bellekteki ki her birim sırasıyla gözden geçirilerek başarılır.
Uzun süreli bellekteki bilgileri kullanarak kısa süreli bellekteki yeni bilgileri daha büyük anlamlı bilgi grupları halinde toparlamaya kümeleme adı verilir ve kısa süreli belleğin kapasitesini arttırmada tek yol olarak kullanılır.
Uzun süreli bellekte bilgi temel anlamına göre kodlanır. Hatırlanması gereken yeni birimler ne kadar anlamlı ise ve birimler arasında ilişkiler kurulmuşsa o kadar iyi hatırlanır. Birimler arasında ilişki yoksa belleyenin yeni bilgileri anlamlı bir biçimde örgütlemesi hatırlama düzeyini yükseltir. Öğrenilerek bilginin anlamı ne kadar ayrıntılı olarak işlenirse birim bellekte o kadar iyi kalır.
Uzun süreli bellekteki unutmaların çoğu ara-bul-geriye getir ipuçlarının ortadan yok olmasından ileri gelir; bir başka deyişle bilgi bellektedir fakat o bilgiye ulaşacak ara-bul-geriye getir ipuçları ortada kaybolmuştur. Öğrenme sırasında bilgi örgütlenmişse ve öğrenmenin içinde yer aldığı bağlamla hatırlama anındaki bağlam birbirine benzerse ara-bul-geriye getir ipuçlarını da o kadar çok olur ve böylece hatırlama kolaylaşır. Ara-bul-geriye getir ipuçlarını diğer öğrenilen bilgilerden bozucu etkiler olduğu ve heyecansal faktörler işin içine girdiği zaman görevlerini tam anlamıyla yapamazlar ve unutmaya yol açarlar.
Belirli teknikler kullanarak belleğin kapasitesini artırmak mümkündür. Kısa süreli bellekte kümeleme yoluyla öğrenilen birim sayısını arttırabiliriz. Uzun süreli belleğin kapasitesini hem kodlama ve hem de ara-bul-geriye getir aşamasında bazı yöntemler kullanılarak arttırılabilir. Kodlama aşamasında yer çağrışımlı yöntem ve anahtar kelime yöntemi gibi belleğe yardımcı düzenleme teknikleri kullanabiliriz. Öğrenilen bilginin ayrıntılarına inerek de kodlama aşamasında belleğin kapasitesini artırmak için örgütleme yararlı olacağı gibi öğrenme ve hatırlama zamanlarındaki bağlamın benzerliği de yararlı olur.
İki bellek kuramı bilginin kısa süreli bellekten uzun süreli belleğe aktarıldığını kabul eder. Bu kuram belirli bir kazadan sonra kazadan hemen önceki olayları hatırlamama biçiminden kendini gösteren retograd amnezi (geriye dönük bellek boşluğu) olayını açıkladığı gibi beynin hipokampus kısmının ameliyatla çıkarılmasından sonra ortaya çıkan ve yeni hiçbir şey öğrenememe biçimde kendini gösteren anterohreyd amnezi (ileri dönük belek boşluğu) yi de açıklayabilmektedir. Açıklamanın temelinde kısa süreli bellekten uzun süreli belleğe bilginin aktarılmaması anlayışı yatar.
Serbest hatırlama deneylerinden elde edilen bulguları da ikili bellek kuramıyla açıklamak mümkündür. Listenin sonundaki kelimeler henüz kısa süreli bellekte olduğu için listenin başındaki kelimeler ise ilk başlarda tekrar edilme olanağı buldukları için hatırlanır. Ne var ki ikili bellek kuramı anlamlı tekrarla mekanik tekrara arasında bir ayrım yapamaz. Ayrıca anlamlı ayrıntılar düzeyine inerek öğrenilen bilginin niçin daha iyi hatırlandığını da açıklayamamaktadır. Bu olayları açıklayabilmek için kodlama sürecinin derinliği kuramı ortaya atılmıştır. Ardından da anlaşılacağı üzere kuram bilgilerin değişik derinliklerde işlendiğini ve en yüzeyde işlenen bilginin en çabuk en derin işlenen bilginin ise en geç unutulacağını savunur.
Öğrenilecek ve hatırlanacak bilgiler genellikle karmaşık olaylar ve ifadelerden oluşur. Bu tür bilgilerle kültürün beklenti zinciri içinde öğrenilen olayı belleğimiz yeniden yapılandırır. Yapılandırma akıl yürütme ve kalıp yargılar kullanma aracılığıyla etkinliğini gösterir.



BİLİŞİM: DİL KAVRAMLAR VE PROBLEM ÇÖZÜMÜNDE DÜŞÜNCE

Bilişim dil düşünme problem çözme hatırlama kavramlaştırma hayal etme öğrenme bilgi işleme ve sembollerin akılda kullanılışı gibi değişik zihinsel faaliyetleri içerir.
Dil bizim iletişim kurmamıza bilgileri depolamamıza ve daha etkin düşünmemize yol açar. Fonemler konuşulan dilin en ufak ses birimleridir. Türkçe’nin fonemlerinin çoğu alfabemizdeki harflerle gösterilir. Mofem en ufak dil yapı birimidir. Gramer dilin fonemlerinin mofemlerinin kelimelerinin bir araya gelerek nasıl bir cümle kurulacağını belirleyen söz kurallarından oluşur. Bu kurallar zaman içinde yavaş yavaş değişir. Dilbilimci cümleleri değişik aşamalarda yapı birimlerine indirgeyerek analiz eder. Tümleç yapısı analizi konuşanın söylemek istediği niyeti ifade etmez. Bu eksikliği gidermek amacıyla yüzey yapı ve derin yapı kavramları geliştirilmiştir: Yüzey yapı konuşanın kullandığı kelimeleri ifade eder derin yapı konulanın ilk baştaki niyetini belirtir. Dönüştürümlü gramer derin ve yüzeysel yapı arasındaki ilişkileri sağlayan kuralları içerir.
Söylenenleri hatırlamamız yapılandırıcı ve yeniden yapılandırıcı süreçleri içerir. Şemalar değişik kavramlar olaylar ya da nesnelerin zihnimizdeki yapılarıyla ilgili bilgilerdir. Şemalar duyduğumuz ve gördüğümüz bilgileri nasıl depolayacağımızı etkiler.
Dil gelişimi değişik aşamalarda oluşur. İlk altı ay cıvıldama devresidir ve bu devrede dünyanın her bölgesindeki çocuklar benzer sesler çıkarırlar. Çocuk bir yaşı civarındayken tek kelimeler ortaya çıkmaya başlar ve çocuk bu tek kelimeleri anlamlı bir biçimde kullanarak iletişim kurmayı becerir. Bu tür tek kelimelik cümlelere tümcel söz adı verilir. On-seki ay civarındaki iki kelimelik telegrafik cümleler görülmeye başlanır. İkiden fazla kelime içeren cümlelerin ortaya çıkması daha uzun zaman alır ve bu devrede çocuklar arasında bireysel farklılıklar gözlenir. Bu farklılıklara rağmen çocukların dil öğrenimi değişik diller konuşan farklı toplum ve ülkelerde aynı yapıyı gösterir: Basit gramer kuralları önce karmaşık kurallar daha sonra öğrenilir.
Çocukların dili nasıl öğreneceği konusunda koşullama kuralları ve modern psikolinguistik kuramlar birbirinden farklı görüşler ileri sürerler. Koşullama kuralları dil davranışı ile bireyin diğer kassal davranışları arasında bir fark görmez ve dilin pekiştirme sönme cezalandırma gibi koşullama ilkeleri altında öğrenildiğini savunur.Psikoinguisitk yaklaşım dilin biyolojik temeline önem verir ve insan çoğunun konuşmaya genetik olarak “programlandığını” kabul eder. Bu genetik programı çevre harekete geçirir. Çocuk çevreden elde ettiği ipuçları sayesinde dilin gramerini kendisi keşfeder.
Dil ile düşünce arasındaki ilişki tartışmalıdır. Whorf dilin düşünceyi belirlediğini savunmuştur. Bugünkü görüş düşüncenin temelinde algılamanın yattığı ancak dil ve düşüncenin karşılıklı birbirini etkilediği yönündedir.
Bir kavram bir grup nesne veya olayların arasındaki ortak özellikleri belirten semboldür. Kavramlar düşünceyi kolaylaştırır mertebeli bir yapıya sahiptirler ve soyutluk ve somutluk bakımından farklılıklar gösterirler. Dildeki öznel isimlerin dışındaki bütün kelimeler birer kavramdır. Ne var ki bütün kelimeler kelimeyle gösterilmez bazı kavramlar trafik işaretleri gibi sözlü olmayan sembollerle gösterilir.
Kavram oluşumunu değişik türlerde açıklayan yaklaşımlar vardır: Çağrımsal yaklaşım kavramı pekiştirilmiş çağrışımlar olarak görülür. Bazı psikologlar kavram oluşumunun esnasında hipotez oluşturma olduğunu savunmuşlardır. Kavramların temelinde kuralların yattığını söyleyen psikologların yanı sıra kavramların temelinde prototiplerin bulunduğunu söyleyen psikologlar vardır.
Problem erişilmek istenen bir amacın ve bu amaca ulaşmasını önleyen bir engelin varlığını ifade eder. Problem çözümü bilişsel süreçleri yoğun biçimde içerir. Problem çözümünün dört aşamadan olduğu söylenir: Tanıma üretme kuluçka ve değerlendirme. Alt-amaçlar oluşturma ve planlama problem çözümünde etkin stratejilerdir. Problem çözümündeki süreçlerde deneme-yanılmanın mı yoksa içgörünün mü ağır bastığı konusunda tartışma deva etmektedir. İşleve takılma daha önceki yaşantımızdan dolayı belirli nesnelerin algı ve kullanılışında saplantılar geliştirdiğimizi ve bu nesneleri problem çözme durumlarında yaratıcı bir biçimde kullanamadığımızı ifade eder. Zihinsel kurulum problem çözmede daha önce kullandığımız bir yöntemi başka seçenek aramadan yeni problem çözme durumlarında tekrar takrar kullanmamıza verilen isimdir.
Bilgisayar programları kullanarak insanın bilişsel işleyişini taklit etmeye benzetme adı verilir. Bu programların insanın zihinsel süreçlerini kopya ederek tekrar ettiği kabul edilir.
Belleği kuvvetlendirmek için atılacak adımlardan ilki dikkati seçici bir biçimde öğrenmek istenilen konu üzerinde yoğunlaştırmaktır. Bilgi-işlem kapasitesi sınırlı olduğu için görülen duyulan herşey belleğe aktarılmaz. Seçilen belirli birkaç konu üzerinde dikkat yoğunlaştırıldığında bu konular daha iyi belleğe aktarılır ve daha iyi hatırlanır.
Belleği kuvvetlendirecek ikinci bir adım da öğrenileni tekrar etmektir. Her tekrar öğrenileni daha iyi hatırda tutmayı sağlar. Seçici dikkat ve tekrara ek olarak belleğe yardımcı olacak diğer bir yöntem öğrenmek istenilen konuyu organize etmektir. Organizasyon öğrenmek istenilen konuya seçicilik ve anlam getirir. Daha önce bilinenle yeni öğrenilen bilgiler arasında ilişki kurmaya olanak verir.
Yukarıda üç temel yöntem (seçici olarak dikkat etme öğrenildiğini tekrar etme ve öğrenilecek malzemeyi organize ederek öğrenme) başka bellek teknikleri kullanılarak daha da pekiştirilebilir. Bu bellek tekniklerinden biri bölgeyle çağrışım kurma diğer biri yeni deyişler uydurarak öğrendiğimizi bize hatırlatma yöntemidir. Ayrıca birbiriyle etkileşen imgeler yaratarak da belleğimize yardımcı olabiliriz.
Hatırlamaya yardımcı olacak etkenlerden en önemlilerinden biri de konunun öğrenilmiş olduğu ilişkiler ortamında veya o ilişkiler ortamına en çok benzeyen bir ortamda hatırlanmasıdır. İlişkiler ortamı kişinin dışında yer alan nesnel ortamlar olarak düşünülebildiği gibi kişinin duygu ve düşüncelerini belirten içsel ilişkiler ortamı olarak da düşünülebilir.
En etkin ve verimli biçimde çalışabilmek için psikologlar beş aşamalı bir çalışma düzenini öğrencilere sağlık verirler: (1)Tara (2)Sor (3)Oku (4)Tekrar et ve (5) Gözden geçir. Bu beş aşamaya dikkat ederek çalışan öğrenci hem öğrenme hızı artırır hem de öğrendiği konuları daha iyi belleğinde tutar.



Bilişim: Dil Kavramlar ve Problem Çözümünde Düşünce
Bilişim: Dil düşünce problem çözme hatırlama hayal etme öğrenme bilgi isteme ve sembollerin akılda kullanılışı gibi değişik zihinsel faaliyetleri içerir.
Dil bizim iletişim kurmamıza bilgileri depolamamıza ve daha etkin düşünmemize yol açar. Fonemler konuşulan dilin en ufak ses birimleridir. Türkçe’nin fonemlerinin çoğu alfabemizdeki harflerle gösterilir. Morfem en ufak dil yapısı birimidir. Gramer dilin fonemlerinin morfemlerinin kelimelerinin bir araya gelerek nasıl bir cümle kurulacağını belirleyen söz kurallarından oluşur. Bu kurallar zaman içinde yavaş yavaş değişir. Dil bilimci cümleleri değişik aşamalarda yapı birimlerine indirgeyerek analiz eder. Tümleç yapısı analizi konuşanın söylemek istediği niyeti ifade edemez. Bu eksikliği gidermek amacıyla yüzey yapı ve derin yapı kavramları geliştirilmiştir. Yüzey yapı konuşanın ilk baştaki niyetini belirtir. Dönüştürümlü gramer derin ve yüzeysel yapı arasındaki ilişkileri sağlayan kuralları içerir.
Söylenenleri hatırlamamız yapılandırıcı ve yeniden yapılandırıcı süreçleri içerir. Şemalar değişik kavramlar olaylar ya da nesnelerin zihnimizdeki yapılarıyla ilgili bilgilerdir. Şemalar duyduğumuz ve gördüğümüz bilgileri nasıl depolayacağımızı etkiler.
Dil gelişimi değişik aşamalarda oluşur. İlk altı ay cıvıldama devresidir ve bu devrede dünyanın her bölgesindeki çocuklar benzer sesler çıkarırlar. Çocuk 1 yaş civarındayken tek kelimeler ortaya çıkmaya başlar ve çocuk bu tek kelimeleri anlamlı biçimde kullanarak iletişim kurmayı becerir. Bu tür tek kelimelik cümlelere tümcel söz adı verilir. 18 ay civarında iki kelimelik telegrafik cümleler görülmeye başlanır. İkiden fazla kelime içeren cümlelerin ortaya çıkması daha uzun zaman alır ve bu devrede çocuklar arasında bireysel farklılıklar gözlenir. Bu farklılıklara rağmen çocukların dil öğrenimi değişik diller konuşan farklı toplum ve ülkelerde aynı yapıyı gösterir. Basit gramer kuralları önce karmaşık kurallar daha sonra öğrenilir.
Çocukların dili nasıl öğrendiği konusunda;
Koşullama Kuramları dil davranışı ile bireyin diğer kassal davranışı arasında bir fark görmez ve dilin pekiştirme sönme cezalandırma gibi koşullama ilkeleri altında öğrenildiğini savunur.
Psikolinguistik Yaklaşım dilin biyolojik temeline önem verir ve insan yavrusunun konuşmaya genetik olarak “programlandığını” kabul eder. Bu genetik programı çevre harekete geçirir. Çocuk çevreden elde ettiği ipuçları sayesinde dilin gramerini kendisi keşfeder.
Dil ve düşünce arasındaki ilişki tartışmalıdır. Whorf dilin düşünceyi belirlediğini savunmuştur. Bugünkü görüş düşüncenin temelinde algılamanın yattığı ancak dil ve düşüncenin karşılıklı birbirini etkilediği yönündedir.
Kavram bir grup nesne veya olayların aralarındaki ortak özellikleri belirten bir semboldür. Kavramlar düşünceyi kolaylaştırırlar. Mertebeli bir yapıya sahiptirler ve soyutluk somutluk bakımından farklılıklar gösterirler. Dildeki öznel isimlerin dışındaki bütün kelimeler birer kavramdır. Ne var ki bütün kavramlar kelimeyle gösterilmez bazı kavramlar trafik işaretleri gibi sözlü olmayan sembollerle gösterilir.
Kavram oluşumunu açıklayan yaklaşımlar;
Çağrışımsal Yaklaşım kavramı pekiştirilmiş çağrışımlar olarak görür. Bazı psikologlar kavram oluşumunun esasında hipotez oluşturma olduğunu savunmuşlardır. Kavramların temelinde kuralların yattığını söyleyen psikologların yanı sıra prototiplerin bulunduğunu söyleyen psikologlar da vardır.
Problem erişilmek istenen bir amacın ve bu amaca ulaşılmasını önleyen bir engelin varlığını ifade eder. Problem çözümünün dört aşamadan oluştuğu söylenir.Bunlar;
Tanıma üretme kuluçka ve değerlendirmedir. Alt amaçlar oluşturma ve planlama etkin stratejilerdir. Süreçlerde deneme yanılmanın mı yoksa içgörünün mü ağır bastığı konusunda tartışma devam etmektedir. İşleve takılma daha önceki yaşantılarımızdan dolayı belirli nesnelerin algı ve kullanılışında saplantılar geliştirdiğimizi ve bu nesneleri problem çözme durumlarında yaratıcı bir şekilde kullanamadığımızı ifade eder.
Zihinsel kurulum problem çözmede daha önce kullandığımız bir yöntemi başka bir seçenek aramadan yeni problem çözme durumlarında tekrar tekrar kullanmamıza verilen isimdir.Benzetme bilgisayar programları kullanarak insanın bilişsel işleyişini taklit etmektir.
Belleği kuvvetlendirmek için atılacak adımlar;
1. Dikkati seçici bir biçimde öğrenmek istenilen konu üzerinde yoğunlaştırmaktır.
2. Öğrenileni tekrar etmektir. Her tekrar öğrenileni daha iyi hatırda tutmayı sağlar.
3. Öğrenmek istenilen konuyu organize etmektir.
4. Bölgeyle çağrışım kurma.
5. Yeni değişler uydurma.
6. Birbirleriyle etkileşen imgeler kullanma.
Hatırlamaya yardımcı olacak etkenler konunun öğrenilmiş olduğu ortamda veya benzerinde hatırlanmasıdır.
Etkin ve verimli çalışabilmek için; tara sor oku tekrar et ve gözden geçir. Böylelikle öğrenme hızı artar hem de öğrendiği konuları daha iyi belleğinde tutar.






__________________


Uykum Gibi Gelsene...!




Kardelen' immmm

~~Dilara~~ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 24-06-2009, 03:12 AM   #3 (permalink)
°•♥•°кαя∂єℓєи°•♥•°

 
~~Dilara~~ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Bilgileri
Üyelik tarihi: Nov 2007
Bulunduğu yer: νєиÜѕ:)
Yaş: 25
Mesajlar: 55.550
Bahsedildi: 0 mesajda
Davet edildi: 0 konuda
Rep Durumu
Tecrübe Puanı: 3118
Rep Puanı: 80472
Rep Derecesi:
~~Dilara~~ Çok ünlü.~~Dilara~~ Çok ünlü.~~Dilara~~ Çok ünlü.~~Dilara~~ Çok ünlü.~~Dilara~~ Çok ünlü.~~Dilara~~ Çok ünlü.~~Dilara~~ Çok ünlü.~~Dilara~~ Çok ünlü.~~Dilara~~ Çok ünlü.~~Dilara~~ Çok ünlü.~~Dilara~~ Çok ünlü.
Arrow

GÜDÜLENME

Güdülenme davranışa enerji ve yön verir. Güdülenmeyi açıklamaya çalışan değişik girişimler vardır. Bunlardan dörtü (drive) kuramı güdünün temelinde biyolojik hücresel gereksinmeler bulunduğunu ifade eder ve organizmanın bu hücre dengesini korumak için davranışa itildiğini savunur. Özendirici uyarıcı yaklaşım güdülenmiş davranışı harekete geçiren uyarıcıya önem verir. Uyarılmanın optimal düzeyde bulunmasını amaçlayan kuram ise uyarılma düzeyinin önemli olduğunu savunur.
Bazı güdülenmiş davranışlar doğuştan gelir bunlara iç güdüsel davranışlar adı verilir. İçgüdüsel davranışlar doğuştan gelmektedir öğrenmenin etkisi altında değildir türe özgüdür ve belirli türden uyarıcı ortamında otomatik olarak ortaya çıkar. Basımlama bu tür iç güdüsel davranışlardan biridir.
Bilinçdışı güdülerin varlığını savunan psikologlar iki grupta toplanabilir. Bilinçdışı güdülere önemli yer verenler ve ılımlı olanlar. Birinci gruptakiler cinsiyet ve saldırganlıkla ilgili bütün arzularımızın toplumun baskısı altında bilinç dışına itildiği ve buradan davranışımızı etkilediğini savunurlar. Daha ılımlı olan psikologlar ise güdülerimizin büyük bir kısmının farkında olduğumuzu ancak bir kısım güdülerin de bilinçdışında bulunduğunu kabul ederler.
Maslow insan güdülerini mertebeli bir yapı içinde görürü. Bu mertebeli yapıda biyolojik gereksinmeler en temelde bireysel psikolojik güdüler en tepede yer alır. Kendini gerçekleştirmede mertebeli yapının duruğunu oluşturur.
Bedenimizdeki homeostatik düzen açlık susuzluk hava hava ve ısıyla ilgili davranışlarımızın temelinde yatar ve sürekli bir denge sağlamayı amaçlar.
Aç olduğumuzu beynimize bildiren değişik ipuçları vardır: Kandaki şeker miktarı bedendeki yağ miktarı ve midenin kasılma hareketleri gibi.
Beynin hipotalamus kısmının hem yemeye başlatma ve hem de durdurma görevleri olduğu kabul edilir. Dış uyarıcılar yeme davranışını etkileyebilir ama iç homestatik faktörler belirleyici en önemli faktör rolünü oynar.
İçme davranışı hipatalamusdaki bazı duyarlı hücrelerin su kaybıyla ve kay hacminin azalmasıyla ortaya çıkar. Ağız kuruluğu susuzluk güdünün temelinde yatmaz. İnsanlarda birincil ve ikincil içişler ayırımını yapmak olanağı vardır. Bedenin gereksinmesiyle ilgili içişlere birincil öğrenme yoluyla alışkanlık haline gelmiş içişlere ikincil içiş adı verilir.
Cinsel güdü açlık ve susuzluktanşu yönlerden farklıdır: bireyin yaşamını sürdürmesi için gerekli değildir cinsel gerinim birey tarafından istenir birbirinden farklı uyarıcılar işin içine girer yoksunluk sürecinden daha az etkilenir enerjiyi yerine koyma yerine enerjiyi harcar.
Cinsiyet davranışın normal ya da normal dışı oluşu toplumun değerlerine göre değişir. Bu konuda araştırma yapmak zor olmuştur ne var ki Kinsey’in ve Master ve Johnson’ın yayınları öncülük yaparak deneysel araştırmayı geliştirmiştir. Hayvanlarla insanlar arasındaki cinsel güdü yönünden önemli farklılıklar vardır: Hayvanlar biyolojik fonksiyonlara sıkı sıkıya bağlı oldukları halde insanlar öğrenmenin daha çok etkisi altındadır.
Optimal-uyarılma-düzeyi kuramı temelinde açık seçik bir biyolojik gereksinme bulunmayan duyusal uyarılma duyusunu en iyi açıklayabilen kuramdır. Uzun süre duyusal uyarımdan mahrum kalan insanlar sıkılır açık seçik düşünme yeteneklerini yitirir ve halüsinasyonlar görmeye başlar.
Ödüller iç ve dış kaynaklı olarak ayrılabilir. İçkaynaklı ödüllenmeye ek olarak dış kaynaklı ödül verilirse ilk ödül değerini kaybeder. İnsana ait güdüler karmaşık süreçlerdir ve toplumsal ve kültürel bir ortam içinde gelişerek öğrenme yaşantısının etkisi altında kalmışlardır. Bu karmaşık insan gereksinmelerinden başarma insanlarla ilişki kurarak yakınlaşma bilişsel tutarsızlık ve denetlemeyi inceledik. Güdülerin içinde oluşturdukları kültürle ilişkilerini ve kültür içinde zamanla değiştiklerini belirttik.


HEYECAN

Heyecanlar denetim altında tutamadığımız kuvvetli duygulardır. Bu duygular davranışımızı etkiler ve yön verir. Psikologlar heyecanın üç yönünü incelemişlerdir: öznel yaşantı gözlenebilen davranış ve fizyolojik değişmeler. Bu üç yön her zaman birbiriyle aynı yönde değişiklik göstermez.
Heyecanlar hoş ve hoş olmayan heyecanlar olarak gruplanabildiği gibi zayıf ve kuvvetli olarak da gruplanabilir. Bazı psikologlar temel heyecanlar adını verdikleri bir grup heyecan tanımlamışlar ve diğer heyecanların bu temel heyecanların karışımından türediğini savunmuşlardır.
Heyecan ve düşünce birbirinden bağımsız değildir biri diğerini etkiler. Heyecanlar oldukça karışık bir dizi süreci içerir: uyarıcı ortamını uyarıcının algılanılıp anlaşılmasını algılanan olayla ilgili duyulan duyguyu ortama yapılan tepkiyi ve bu tepkini çevrede yaptığı değişikliği kapsar.
Otonom sinir sistemi heyecanlarla birlikte ortaya çıkan birçok fizyolojik değişikliklerin temelinde yatar. Otonom sinir sisteminin sempatik kısmı heyecan durumlarında vücudun duruma uygun çabuk ve kuvvetli tepkide bulunabilmesine yol açıcı değişiklikler yapar. Heyecanı ortaya çıkaran durum ortandan kalktıktan sonra bedenin normal duruma geçmesini parasempatik kısım sağlar.
James-Lange kuramı uyarıcı ortamının bizde fizyolojik değişiklikler yaptığını bu değişikliklere uygun olarak davranışta bulunduğumuzu ve davranışlarımıza göre heyecanlarımıza isim verdiğimizi söyler. Bu kurama göre “ağladığımız için hüzünleniriz” ve “titrediğimiz için korkarız”. Deneyler bu kuramı desteklememiştir.
Cannon-Bard kuramı hipotalamusa merkezi bir görev verir: dış uyarıcılar hipotalamusu uyarır ve hipatalamus hem beyin kabuğuna durum bildiri hem otonom sinir sistemine. Beyin kabuğu durumu algılayıp anlamamıza otonom sisnir sistemi uygun fizyolojik değişikliklerin ortaya çıkmasına yol açar.
Bilişsel kuram hangi heyecanı yaşadığımızın temelinde bizim çevreyi nasıl anlamlandırdığımızı yattığını söyler; fizyolojik değişiklikler geneldir ve bir heyecandan diğerine pek değişmez.
Sosyobiyolojik kuram heyecanların insan türünün devamıyla ilgili olduğunu söyler. Bu kurama göre heyecanların çevreye uyum ve türün yaşamını devam ettirici bir görevi vardır.
Heyecanların ifadesinde hem doğuştan getirdiğimiz hem de sonradan öğrendiğimiz yetenekler yatar. Sözsüz iletişim heyecanların son derece etkinliği olan bir “dil” dir. Hoş ve hoş olmayan olarak isimlendirdiğimiz heyecanlar yüz ifadeleri el-kol hareketleri bedenin aldığı değişik pozisyonlar ses tonu gibi sözsüz mesajlarla anlatımlarını bulurlar.
Göz ilişkisi sözsüz iletişimin önemli bir parçasıdır. Bireylerin çevresini görünmeyen bir “kişisel uzaklık” çemberi kapsar ve çemberin yarıçapı iki kişi arasındaki ilişkinin ve sosyal ortamın türüne göre değişir.
İki-anlamlı mesajlar sözlü mesajlarla bir anlamı sözsüz mesajlarla başka bir anlamı verirler. İki mesajın duygusal tonu birbiriyle çelişir. Kinayeli hicivli konuşma olumlu duygu ifade eden bir sözlü mesajı olumsuz duygu ifade eden bir sözsüz mesajın verilmesiyle gerçekleşir. İki insan arasındaki etkileşimde yüz ifadesi söz ve sesin tonu ayrı türden ve ayrı miktarda iletişimde bulunurlar.
Nedeni kesin olarak bilinmeyen bir korku ya da tedirginlik olarak tanımlanan kaygının değişik kaynaklar bulunabilir: Kaynaklar arasında alışagelmiş olan desteğin ortadan kalkması bir cezanın verilme olasılığına inanma ortamdaki belirsizlik veya bunların bir karışımı yer alır. Yapılacak bir görev karmaşıklaştıkça kaygı başarısızlığa götürür. Basit işlerin yapımında ise kaygı daha verimli olmaya götürür.
Engellenme güdülerin amacına ulaşmamasıyla ortaya çıkar. Engelleneme dönemleri arasında ödülün geciktirilmesi yada amaca götürücü davranışın önlenmesi yer alır. Amaca götürücü davranış ya çevredeki engeller ya toplumun kural görenek ve yasaları ya da bireyin yetersizliğinden dolayı engellenir.
Çatışma aynı anda ulaşılması olanaksız olan birden fazla güdünün işin içine girdiği ortamlarda çıkar. Üç türü vardır: Yaklaşma-yaklaşma kaçınma-kaçınma ve yaklaşma-kaçınama çatışmaları.
Yaklaşma-yaklaşma türü çatışmalarda çatışmaya konu olan seçeneklerde birine yaklaştıkça o seçeneğin özendirici özelliği artar ve diğer seçenek kuvvetini kaybeder.
Aynı durum ters yönde kaçınma-kaçınma türü çatışmalar için de geçerlidir: olumsuz bir seçeneğe yaklaştıkça o seçeneğin iticiliği artar ve o seçenekten uzaklaşmaya çalışırız. Kaçınma güdüsünün artması yada azalması yaklaşma güdüsününkünden daha hızlı olur








15. BÖLÜM – SOSYAL PSİKOLOJİ

Baron ve Byrne göre sosyal psikoloji; bir bireyin davranış duygu veya düşüncelerinin diğer kimselerin davranış ve özelliklerinden nasıl etkilendiğini veya belirlendiğini inceleyen bir bilim dalıdır. İnsanlar arası etkileşim iki birey arasında bir grup içinde kalabalıkta formel ve yakın ilişkilerde üç temel düzeyde incelenebilir; davranışsal – bilişsel – duygusal. Davranış düzeyinde davranışın türü frekansı ve kuvveti ile kişiler arası ilişkinin özellikleri arasında bir bağlantı aranır. Bilişsel düzeyde kişinin algılama düşünme süreçlerinin yanı sıra onun tutum ve beklentilerinin özellikleri araştırılır. Duygusal düzeyde duygu ve heyecanların kişiler arası ilişkilerle ilgisini incelemektir.

Yükleme süreci bireyin içinde yer alan ve o bireyin diğer kimseler hakkında izlenim oluşturmasını etkileyen temel bir psikolojik olaydır. İnsanlar karşısında bulunan kişilerin davranışlarının altında yatan nedenlere anlamaya çalışırlar ve bu da yükleme sürecinin altında yatan temel nedendir. En sık kullanılan yükleme nedensel yüklemedir. Bireyin yapmış olduğu davranışın nedenini ya o bireyin kişiliğinde olan bir özellikte ya da bireyin içinde bulunduğu ortamın koşullarında ararız. Mesela; borç verdiğimiz birisi borcunu ödemiyorsa onun borcuna sadık olmadığını düşünürüz (kişisel özelliğe dayalı yükleme) fakat o kişinin trafik kazası yaptığını öğrendiniz ve borcunu ödememesini trafik kazasından dolayı ödemediğini (durumdaki koşullara dayalı yükleme) düşünürüz. Bu yüklemelerden hangisini yapacağımız kişinin davranışı ile ilgili tutarlılığını diğer kimselerin o davranışı aynı biçimde yorumlama derecesini ve bu davranışın ne kadar kişiye özgü olduğunu anlamamıza bağlıdır. Yükleme sürecinin genel temel bir eğilimi vardır. Genellikle davranışın altında yatan nedeni kişinin özelliğinde ararız. Bu temel hatanın yanı sıra başka bir eğilim olarak; bireyler yükleme yaparken başkalarının davranışlarıyla ilgili olarak daha fazla kişisel özellikle ilgili yüklemelerde bulunurlar ama kendi davranışlarını duruma bağlı nedenlere yüklerler. Diğer bir eğilim de bireyin kendi davranışlarını değerlendirirken başarılıysa kendi özelliklerini başarısızsa çevreden gelen koşulları davranışının nedeni olarak göstermesidir.

Tutumlar oldukça organize olmuş uzun süreli duygu düşünce ve davranış eğilimleridir. (Baron ve Byrne). Davranışların değişimi ancak belirli özelliklere sahip iletişim durumlarında gerçekleşir. İletişimde bulunan kişi yüksek inanırlığa ve çekici bir kişiliğe sahipse konu üzerinde söylenen sözler dinleyenin tutumundan büyük farklar göstermiyorsa ve bu iletişim sık sık tekrarlanıyorsa tutumda değişiklik meydana gelmez. Bireyin önce belirli bir durumda davranmasını sağlayarak da tutum değişimi ortaya çıkabilir. Bu davranış bireyin daha önceki tutumundan farklıysa birey bilişsel çelişkiye düşer bilişsel çelişkiden kurtulmak için birey eski tutumunu yeni davranışına uyacak biçimde değiştirir.

Sosyal psikologlar iki kişinin birbirini hoş veya itici bulmasını iki yaklaşımla açıklarlar: Denge kuramları ve öğrenme kuramları. Denge kuramı tutum düşünüş ve duyuş tarzımıza benzer tutum duygu ve düşünceleri olan kişilerin uyum ve denge uyandıracağı için bize hoş görüneceklerini ifade eder. Öğrenme kuramı ise klasik koşullama kavramlarını kullanarak hoş ortamlar içinde karşılaştığımız kişileri koşullanma olayından dolayı hoş bulacağımızı ifade eder. Yapılan araştırmaların bulguları her iki kuramı da desteklemektedir. Kişisel çekiciliğin altında yatan faktörleri şöyle sıralayabiliriz: Benzerlik bedensel güzellik sık sık görüp aşina olma ve mekanda yakınlık.
Sosyal faktörler birey üzerinde etkilerini belirli bir kural çerçevesinde yapar. Birçok sosyal faktör bireyi etkilediğinde birey bu özellikleri şu özelliklere göre algılar: (1) Sosyal faktörün kuvveti (2) sosyal faktörün kişinin yaşamında zaman ve mekan bakımından yakın olması ve (3) sosyal faktörün etkilediği kişi sayısı. Bu temel ilkelere bağlı olarak; otoritenin kuvveti grup üyelerinin benzer düşünmesi ve birçok kişinin bireyi aynı yönde etkilemesi uyma ve itaat davranışını ortaya çıkarır. Grubun verimliliği ise grup üyelerinin becerikliliği grubun büyüklüğü grup üyelerinin birbirine bağlılığı ve lider durumunda olan kişinin davranış biçimine bağlı olarak değişir.

Hoşlanma ve sevme birbirinden farklı şeylerdir. Psikolog Zick Rubin’e göre hoşlanma bir kişiye saygı ve sıcak duygular beslemeyi içerir. Sevme ise bağlanmayı kişiye önem vermeyi ve mahremiyeti gerektirir. Yapılan araştırmalar sonucunda ilişkilerin uzun süreli olması için üç temel faktörün önemli olduğunu göstermektedir. Benzerlik tamamlayıcılık ve olumlu etkileşimler. Doyurucu uzun süreli ilişkilerde kişiler birbirlerine karşı olumlu duygu ve düşünceler geliştirirler.

Önyargı bir başka gruba karşı duyulan olumsuz bir duyguyu ve bununla birlikte yapılan ayırt edici bir davranışı içerir. Önyargının temelini kalıplaşmış algılamalar oluşturur. Bazı psikologlar önyargının kaynağını çocukluktaki gelişme çevresinde görürler. Çocuk çevresinde önemli kimseleri model alır ve bu kişilerin davranışlarını taklit ederek onların önyargılarını farkında olmadan kabul eder. Önyargının temelinde otoriter kişilik tipinin yattığını savunan psikologlar da vardır. Bir başka grup psikolog önyargının farklı olan kişi ve gruplara karşı bireyin normal bir savunucu davranışı olduğunu ileri sürer. Birbirlerine karşı önyargılı olanların aşağıdaki koşullar içinde ilişkiye girmeleri önyargının ortadan kalkmasına en etkin yol olarak kendisini göstermiştir:
1. İlişkide bulunan kişiler eşit statüde olmalıdır.
2. İlişkide bulunan kişiler paylaşılan genel bir amaç üzerinde beraberce çalışmalıdırlar.
3. İkiş grup arasındaki ilişki o ortamda otorite olarak bilinen kişilerce desteklenmelidir.
4. Gruplar arasında başlatılan ilişki iki grubun üyeleri arasında müşterek ilgilerin olduğu algılamasına götürmelidir.
Bu koşullar yerine gelmediği zaman ön yargılarda artma görülür.

Sosyal normlar belirli durumlarda nasıl davranılması gerektiği hakkında yol göstericiliği olan ve beklenilen davranış yapılmadığı zaman ceza verici bir tepki doğurarak yaptırım gücü yaratan kurallardır. Yaptırım gücü en hafifi olan tasvip etmemeyi gösteren dudak bükmeden başlar gruptan atılma veya ölüme kadar gider. Kitle iletişimi tutumlarımızı ve davranışlarımızı etkiler. Özellikle siyasal tutumların oluşması ve oy verme davranışıyla ilgili olarak kitle iletişiminin etkileri araştırılmıştır ve sonucunda: Seçmenlerin kendileri gibi düşünen hoş görünüşlü ve aşina oldukları kimselere oy verdikleri görülmüştür. Adaylardan hiçbiri bilinmiyorsa adı sık sık duyulan daya oy verme olanağı artar.

Başkalarına yardım davranışını etkileyen
üç temel faktör Kalabalığın etkilerini çevre psikolojisi inceler.
Kalabalığın etkilerini dört temel faktör belirler.
1. Yardımı gerektiren durumda kaç kişi bulunduğu
2. Orada bulunan kişilerin ne yaptıkları
3. Bireyin yardım edeceği konuda kendi becerilerine güven duygusu. 1. Bireyin kişisel mekanının sık sık ihlal edilmesi
2. Bireyin içinde bulunduğu rahatsızlığı kalabalığa yüklemesi
3. Kendi gereksinimlerini gidermek için gerekli davranışlar üzerinde denetiminin olmaması
4. Beraber bulunduğu kişilerin işbirliği yapmaması.










1.BÖLÜM

Sosyal Psikoloji Nedir?


Bu bölümde; sosyal psikolojinin tanımı sosyal psikolojinin diğer bilimler arasındaki yeri tarihsel gelişimi bir çalışma alanı olarak belirmesi 1930 ve 1970 arasında alanın bilimsel gelişimi ve 70’ lerden günümüze kadar olan gelişimine değineceğiz.

Sosyal psikolojinin tanımı üzerine ortaya konmuş bugün de geçerliliğinin koruyan bir çok tanım vardır.

Bir görüşe göre sosyal psikoloji sosyal ve kültürel ortamdaki birey davranışının özelliklerinin ve nedenlerinin bilimsel incelemesidir (Baron Bryne&Suls 1989). Bir başka görüşe göre sosyal psikoloji kişinin başka kişilere ilişkin davranışlarını inceler (Marlowe 1971). Bireylerin düşünce duygu ve davranışlarının başkalarının gerçek hayal edilen ya da zımni (altık) varlığından etkileniş tarzını anlama ve açıklama cabası tanımı ise bugün artık klasik olmuştur. Sosyal psikoloji toplum içindeki bireyin davranış bilimidir. Bu tanımlarda bireyin davranışının ön plana çıktığını biliyoruz kısacası sosyal psikolojinin çalışma birimi bireydir.

Başka tanımlarda ise vurgunun bireyin davranışından sosyal etkileşime ve sosyal çevreye doğru kaydığını görmekteyiz. Bu türdeki bir tanıma göre sosyal psikoloji insanların sosyal gruplara katılmaları sonucu ortaya çıkan davranış özelliklerini inceler (Shibutani 1961). Bir başkası sosyal psikoloji çoğunlukla sembolik nitelikteki etkileşimi inceler ve organizma-çevre karşılıklı etkilerini kapsar (Dewey ve Humber 1966). Nihayet bir diğerine göre sosyal psikoloji sosyal çevre tarafından kontrol edilen etkilenen ve sınırlandırılan insan davranışını açıklar (LindeSmith ve Strauss 1956). Bu tanımların hepsinde de sosyal etki üstünde durulmakta bireyin davranışı bu etki çerçevesinde ele alınmaktadır.

Sosyal psikoloji psikolojik sosyal psikoloji ve sosyolojik sosyal psikoloji olarak iki şekilde ele alınabilir. Psikolojik sosyal psikoloji akımı olayları içten dışa doğru inceler ve temel amacı bireyin davranışını ve bunun nedenlerini sosyal çevre içinde fakat birey düzeyinde anlamak ve açıklamaktır. Bu şekliyle sosyal psikoloji genel psikolojiye konusu itibarı ile çok yaklaşmaktadır. İkisinin de konusu bireyin davranışı bilişi ve yaşantısıdır (tecrübesidir).

Sosyolojik sosyal psikoloji akımı ise olayları dıştan içe doğru inceler bu yaklaşımda inceleme birimi bireyden daha geniş olan sosyal çevre ya da gruptur.

Kısaca toplumla birey birbirinden soyutlanmış şekilde incelenemez birey toplumun içinde toplumda bireyin içindedir. Toplum bireyi şekillendirdiği gibi bireyde toplumu etkiler genel anlamıyla sosyal psikolojinin konusu birey-toplum (grup) etkileşimidir.

Sosyal psikoloji sosyoloji ve psikoloji ile yakından ilgilidir hatta bunların birleşme noktasında yer alır. Sosyal psikoloji çalıştığı olaylara sosyoloji ve psikolojide kolayca geliştirilemeyen yeni bir görüş açısı meydana getirir. Sosyal psikoloji sosyoloji ve psikolojinin yetersiz kaldığı sosyal olaylara eğilerek sosyal bilimlerdeki önemli bir boşluğu doldurur. Sosyal psikolojinin diğer birimlerle-özellikle antropoloji ile yakından ilişkisi vardır.

Sosyal psikolojinin ortay çıkışı 19 yy sonlarına rastlamakla beraber 17 ve 18 yy’ lardaki gelişmelerinde sosyal psikoloji oluşumuna büyük katkısı olmuştur. 17 ve 18 yy’ larda özellikle İngiliz filozofları bireyin diğer bireylerle ve toplumla ilişkileri konusuna eğilerek sosyal davranışın hangi güdülere dayandığını bulmaya çalışmışlardır. Bu devre sosyal filozofları tek-anahtar kavramları üzerinde durduklarından ele alışları tek yönlü olmuştur. Genellikle toplum birey ve ikisinin ilişkilerinin niteliği konusundaki bu felsefi görüşler bilimsel yaklaşımdan çok kişisel gözlem sezgi tahmin ve mantığa dayalı olarak geliştirilmiştir.

19 yy sosyologlarının tipik olarak tek-anahtar kavramlarla sosyal davranış ve özellikle sosyal düzeni ve kişi-toplum uyuşumunu açıklamaya çalıştıklarını görüyoruz.











SOSYAL PSİKOLOJİ ARAŞTIRMALARINDA YÖNTEM VE TEKNİKLER


Sosyal psikologları ilgilendiren araştırmalarına konu olan sayısız problem ve soru. Bunların hepsi de kişinin içinde bulunduğu durumu nasıl anladığı kişiler arası ilişkiler toplum içindeki kişi ya da grubun davranışı bu davranışın diğer kişi ve gruplara etkisi ;tutum ve değerlerle davranış arasındaki karşılıklı ilişkiler yani kısaca TOPLUM-GRUP-BİREY üçlü düzeyindeki olayların karşılıklı etki durumu ile ilgilidir.
Sosyal psikologları ilgilendiren sorulara örnek verecek olursak; New York şehrinde bir cinayet olayını örnek gösterebiliriz; genç bir kadın apartmanında öldürüldü. Polis raporlarına göre komşu apartmanlardan en aşağı 38 kişi ya olayı gördü ya da imdat seslerini duydu fakat hepsi olaya seyirci kaldı. Bir kişi bile yardıma koşmadı polise telefon eden dahi olmadı. Amerika’da bir şok etkisi yapan ve büyük şehir yaşamı hakkında çeşitli yorum ve tartışmalara neden olan bu olay iki sosyal psikoloğun seri araştırmalara girişmesine yol açtı.
Sosyal psikolojinin klasik çalışma konularının biraz dışına uzandığı göze çarpmaktadır. Bu klasik konular şunlardır: sosyal biliş sosyal güdülenme sosyalleşme süreci; dil ve bilişsel faaliyetler tutumlar değer hükümleri etkileyici iletişim kişiler arası algı ve etki grup süreci ve dinamiği liderlik benlik sosyal çevre kültür ilişkileri ve sosyal kimliktir.

BİLİMSEL YÖNTEMİN MANTIĞI
Bilimsel yöntemin önemli bir özelliği döngüsel olmasıdır. Bu döngü olgularla başlar hipotez ve tahminlerden geçerek tekrar yeni olgulara doğru yönelir. Bilimsel yöntemin döngüsel niteliğine bağlı olarak üç ayrı önemli sürecide içerdiğini görüyoruz.
1) Tümevarım
2) Tümdengelim
3) Sınama- Sağlama

BİLİMSEL ARAŞTIRMANIN AMAÇLARI
Bu yöntemi kullanan araştırmaların amaçlarını kısaca sıralayalım:
a) Olayların betimlenmesi
b) Olaylar arasındaki ilişkileri bulup çıkarma
c) Olayları anlama ve açıklama
d) Olayların önceden tahmini
e) Olayların tahmini










TUTUMLAR

Tutumların Gelişmesi ve Kalıplaşması :

Tutumlar genellikle doğrudan deneyim pekiştirme taklit ve sosyal öğrenme yollarıyla edinilir. En kolay tutum sahibi olma şekli tutum objesiyle doğrudan bir deneyim geçirmiş olmaktır. Ayrıca anne – babalar ve arkadaş çevresinin tutum sahibi olmamızda büyük etkileri vardır. Bunlardan başka günümüzde özellikle medya tutum oluşturmada ve var olan tutumları pekiştirmede çok etkilidir.
Tutumları genellikle küçük yaşlarda ve farklı yollardan ediniriz. Zaman içerisinde tutumlar değişim ve gelişim gösterebilir. Genellikle önemli yaşantı ve olaylar olmazsa değişmezler ve zaman içinde durağanlaşırlar.
Az bildiğimiz gruplar veya nesneler hakkında sahip olduğumuz bilgilerin özetine kalıpyargılar ( kalıplaşmış tutumlar ) denir. Bir grubun üyelerine sırf o grubun üyesi olduğu için olumsuz davranışta bulunmaya da ayrımcılık denilmektedir. Çevreden gelen baskı ve insancıl beklentiler fazla olursa ayrımcılık meydana çıkmayabilir.
Tutum ve ortamsal etkenlerin yanısıra alışkanlıklar ve sonuç hakkındaki beklentiler de Davranışı etkiler. Bunların hepsi aynı doğrultuda olursa davranışı tahmin etmemiz kolaylaşır.
Kalıplaşmış tutumlar önemli bir olay olmadığı sürece değişmez. Çoğunlukla başkalarından kulaktan dolma bilgilerle beslenir çoğu zaman akılcı olmaktan uzaktır ve duygusal nitelik gösterir.
Tutumların ölçülmesi için direkt (doğrudan ) ve dolaylı ölçümler kullanılmaktadır.

1. Direkt Ölçümler
a. Thurstone Ölçekleri
b. Likert Ölçekleri
c. Guttman Ölçekleri
d. Duygusal Anlam Ölçeği
2. Dolaylı ölçümlerdir. Burada deneklerin dikkati çekilmeden etkilemeden tutumlar ölçülmeye çalışılır.







SOSYAL GELİŞİM

Sosyalleşme insan yavrusunun toplumun bir üyesi haline gelmesidir. İnsan çevresinden bir takım şeyler öğrenir ve bunu kendi yaşamının bir parçası haline getirir. Kral çıplak hikayesinde herkes kralın çıplak olduğunu bildiği halde sadece bir çocuk kralın çıplak olduğunu söyler. Sosyal gelişim sürecinde benlik gelişimi ve bilişsel gelişim oluşur.
Ahlak sosyal gelişimin bir alt dalıdır. Ahlak kişinin hem kendisi hem de toplumla ilgili görev ve sorumluluklarını belirtir. İd ego insanı kötü davranışlar yapmaya iter. Bazen bu bilinç düzeyine çıkar ve kişi olumsuz kötü davranışı gerçekleştirir (ego). Süper ego ise kişiyi her zaman doğru davranışları yapmaya yöneltir. Süper ego yolu ile toplum kurallarım kişiliğin bir parçası haline gelir.
Ebeveynler çocuklarının ahlaklı olmasını isterler çocuklarında görülen istenmeyen davranışları önlemeye çalışırlar. Bunlardan biri fiziksel cezadır. Ancak fiziksel cezanın bir çok olumsuz etkisi vardır. Bunun yerine ikna ve empati kullanılmalıdır.
Bilişsel yaklaşıma göre ahlaki gelişimin şu özellikleri vardır.

 Her birey farklı özelliklere sahiptir.
 Her çocuk belirli dönemler halinde zihinsel gelişim sürecini tamamlar.
 Her devrede bir önceki devrede öğrenilenlerin sentezi yapılır.

Çocuk önce yetişkinlerden etkilenir. Sonraki dönemlerde kendi düşünceleriyle dış dünyadan öğrendiklerini/edindiklerini sentezler.
Sosyal gelişimle ilgili diğer bir araştırma konusu da saldırganlıktır. Çevremizden pek çok haber duyarız saldırganlıkla ilgili. Saldırganlıkta niyet önemlidir. Doktor kangren olmuş bir organı keserse bu saldırganlık değildir. Freud’a göre saldırganlık bir ihtiyaçtır. Karşılanması gerekir. Ancak saldırgan davranışta bulunan kişi bunu tekrar yapar hatta alışkanlık haline getirir. Aftan çıkanların gene aynı suçları işlediği gözlemlenmiştir.
Diğer bir görüş ise saldırganlık öğrenilen bir olgudur.Yaşanılan ortamdaki saldırganlıkları TV.programları vb. insanları saldırganlığı alıştırıyor. Zamanla normal hale geliyor. Engelleme de insanlarda saldırganlığı tetikler. Bir kimse bir yere geç kalsa bir aksilik olsa bu onda saldırganlığı arttırır. Veya eşiyle kavga eden yönetici iş yerinde çalışanlara bağırabilir.














KAMUOYUNUN PSİKOLOJİK TEMELLERİ

İnsan tek başına da olsa bir güçtür. Bir araya gelmiş ve kenetlenmiş insanlar ise daha büyük bir güçtür. 1+1+1=3 eder halbuki üç tane 1 yanyana yazıldığında 111 eder.
Kitleleri belli düşünce paralelinde bir araya getiren ve yönlendiren unsurların başında propaganda gelmektedir. Propaganda lazer gibi düşünülebilir. Lazer tedavi amacıyla da kullanılabilir tahrip amacıyla da bir silah olarak kullanılabilir. İşte propaganda da sosyal olayların yatıştırılmasında ve sağlıklı bir kamuoyu oluşturulmasında kullanılabileceği gibi art niyetli insanlar tarafından kitlelerin ajitasyonu için de kullanılabilir. Kamuoyu en önemli sosyal yaptırım aracıdır.
Propaganda ; kamuoyunu etkilemek için gerçek yarı gerçek veya yalan bilgiler yaymada simgeler aracılığıyla bireylerin grupların inançlarını tutumlarını veya eylemlerini etkileme yönünde sistemli gayretlerin tümüne verilen addır. Psikolojinin sosyal bilimlere uygulanmasıdır.
Propagandanın amacı ; fertlerin kabule zorunlu olmadıkları bir düşünceyi istekleriyle kabule yapmaya zorlanamayacakları bir hareketi istekleriyle yapmaya yöneltmektir. Yani herşeyi propaganda amacıyla kullanmak mümkün olduğu gibi her konu da propaganda amacıyla ele alınabilir. Propaganda şartları değiştirmez sadece bu şartlar altındaki inançları değiştirebilir. İnsanları inançlarını değiştirmeye zorlayamaz ama onları istenilen şekilde davranmaya ikna edebilir.
Farkına varmadan bir düşünceyi yaymak propaganda değildir. Kendisine şuurlu olarak yerleştirilmiş bir kanaati farkına varmadan başkasına nakleden kimse propagandacı değil bir propagandacının piyonudur. Tam anlamıyla propaganda faaliyeti kasıtlı olarak muayyen hedefler gözeterek ve bir takım vasıtaları kullanarak yapılan yayma faaliyetidir.
Propagandanın insan tabiatı üzerinde etkin olmasının en büyük sebeplerinden biri insanın makine gibi mekanik bir varlık olmamasıdır. Yani insanı her yönüyle bir saat gibi değerlendirmek mümkün değildir. İnsan her şeyden önce bir organizmadır ve bu yönüyle de sürekli gelişme halindedir. Bu özellik insana zaman ve zemine göre düşünce yapısında değişiklik göstermesine neden olur. İnsan etkisinde bulunduğu şeye çoğu zaman uyar. Herhangi bir şekilde bir cephe alanı içine giren bir kimse doğal olarak başkalarını da ikna etme kazanma ve etki alanını genişletme eğilimine girer. Savunduğu fikirlerin başkaları tarafından da kabul görmesini hafızalarında yer etmesini ve elden geldiğince o insanların da aynı davaya hizmet etmesini beklemeye başlar. İlk insandan günümüze propaganda eğilimi içinde bulunan her insanın en büyük arzularından biri budur.
Propaganda diğer insanlar üzerinde tesir yapma amacına yöneliktir. Sıcak savaştan daha tehlikeli olan etkin bir silahtır. Çünkü sıcak savaşta doğrudan bedeni zarar sözkonusudur oysa propaganda vasıtasıyla uğranılan psikolojik saldırıda ruhi zararlar sözkonusudur. Ruhi darbeler bünyeye bedeni darbelerden daha çok zarar verir. Çünkü insanın psikolojik ortamı onun gerçek dünyasının bir fonksiyonudur.

PROPAGANDA VE KAMUOYU OLUŞTURMADA BAŞARININ VE SONUÇ ALMANIN YOLLARI
1. propagandacı maksadını gizli tutar empoze etmek istediği fikirleri açıklamakta acele etmez. Çünkü üzerinde tesir yapmaya çalıştığı şahsa ilk temasta fikirlerini söylemeye kalkarsa muhatabında bir tepki oluşur.
2. propagandacı muhatabına empoze etmek istediği fikirleri aratmalı ve yine kendisine buldurmalıdır. Bu şekilde fikir onun malı gibi olacağından onun tarafından daha çok beğenilir benimsenir ve müdafaa edilir.
3. propagandacı muhatabını en ince detaylarıyla tanımaya çalışmalıdır. Muhatabının fikirlerini anlayıp onu ideolojik çerçevesini de tespit ettikten sonra bu fikirlerden hangisinin kendi empoze etmek istediği fikirlere uygun olduğunu araştırır ve o noktadan kendi fikirlerini ona aşılamaya çalışır. Ortak nokta bulunduktan sonra o fikri beslemek gerekir. Propagandacı muhatabı üzerinde sempati yaratmalı kendini ona sevdirmelidir.
4. bir propaganda kampanyasının sürdürülüp geliştirilmesi için ilerlemeler yakından izlenmeli yeni haber ve sloganlarla sürekli olarak beslenmelidir. Ardarda yeni açıklamalar yeni kanıtlar ortaya sürülmelidir ki rakip karşılık verdiğinde iş işten geçmiş ve kitlenin dikkati çoktan başka yöne çevrilmiş olmalıdır.
Bir toplum ne kadar kalabalıksa bir fikri özümseme yeteneği de o kadar zayıf olur. Bu yüzden propagandanın başarılı olabilmesi için verilmesi gereken mesaj kısa birkaç noktaya indirgenmeli ve amaca ulaşıncaya kadar tekrar edilmelidir. Bu metot propaganda da en başarılı yolardan biridir.
Sözlü propaganda her zaman yazılı propagandadan daha etkilidir. Sözün dinleyicileri konuşmacıyla birleştiren büyüleyici bir gücü olduğu her türlü toplantıların insan kitlelerini etkilemenin güçlü bir yolu olduğu kitle haberleşme araçlarıyla sözün her yere ulaşabileceği bilinen gerçeklerdir. Dinleyicilerin fiziki açıdan yorgun olmaları telkinlerin etkili olabilmesi için gereklidir. Büyük kalabalıkları bir araya getirmek için başarılı bir kampanya yürütülmelidir. Kişiler belli görüşlere yönelişlerinde yalnızlık hissinden korkarlar ve belli bir fikri başkalarıyla paylaşmaktan mutluluk duyarlar. Bu kişilerin aynı görüşü paylaştıkları diğer insanlarla birlikte kalabalık toplantılara katılmaları cesaretlerini artırır.buralarda insanlar kitle telkini denilen büyülü bir atmosfere girerler. Kitlelere mal edilmek istenen büyük fikirler için en önemli dekor büyük insan topluluklarıdır. Böylesine büyülü ortamlarda çoğu kez konuşma yapmak bile gerekmez insanlar kendilerini büyük görüp kendilerinden geçerler. Olaya bu açıdan bakıldığında kontrol edilememiş ve iyi motive edilememiş kalabalıklar aynı zamanda serseri mayın gibidirler ne zaman nereye çarpacakları belli olmaz.
Toplumları etkilemenin bir başka yolu da gösterişli geçit törenleri ve parlak işaretlerle süslenmiş üniformalardır. Bu birlik ve beraberlik görüntüsü üyelerde tek vücut olma psikolojisi oluşturduğu gibi seyredenler tarafından da ilgi çekici bulunur ve iyi bir propaganda malzemesi olur.
Dinleyicinin dikkatini yakalamak çok önemlidir. Propagandacı dinleyicilerde tabiatlarında var olan ama daha çok sonradan edinmiş olduğu tutumlardan kendi amaçlarına uygun düşenleri uyandırmak veya uyarmak amacındadır. Hiç kimse zaten mevcut olmayan duygular meydana getiremez. İnsandaki tüm temel motifler duyguya şartlı olduğundan propaganda uzmanı yoğun bir şekilde sevgiden öfkeden korkudan umuttan... diğer duygulardan yararlanır.
İnsanların sosyal tutum ve davranışları içlerindeki bütün psikolojik olayların sonucudur. Davranışların gelişmesinde kültürel ve sosyal faktörlerin de büyük payı vardır. İnanç ve tutumlar bu bakımdan idrak öğrenme ve motivasyon olaylarının bir fonksiyonudur. İnançlar kişinin dünyasına bir devamlılık getirir. Buna karşın kişi kendi isteğiyle inançlarının gelişmesini ve değişmesini kolaylaştırabilir. Kişinin günlük idrak ve çalışmalarının bir anlam bütünlüğü olması önemlidir. Alıştığı inançlar onun rutin yaşantısını açıklamaya yetmediği zaman kişi yeni inançlar arama gereği duymaya başlar.


PROPAGANDANIN SOSYAL PSİKOLOJİYLE İLİŞKİLERİ
Toplumda özellikle içinde bulundukları hallerinden memnun olmayanlar başarılı bir propagandacı için iyi bir malzeme kaynağı olabilirler. Fakirler uyumsuzlar umutsuzlar (umut kırıklığı olanların sıkıntısı kendilerini çaresiz bir biçimde kusurlu ve suçlu görmelerinden kaynaklanır. Bu kişilerin esas amaçları kendilerini bu kusurlardan kurtarmaktır.umutsuzluk insanın birinci dereceden yakınını kaybetmesine benzer bir psikolojiyi andırı kaybedilen şeyin geri gelmeyeceğini düşünür.) aşırı benciller (kişi ne kadar bencilse hoşnutsuzluğu da o derece yoğun olur) azınlıklar can sıkıntısı suçluluk(pişmanlık veya herhangi bir şekilde belaya bulaşmış olma duyguları insanlarda suçluluk hissi doğurur. Bu psikolojideki insanlar dış telkine ve propagandaya en açık insanlardır)

















KİŞİLİK VE KAMUOYU


Bu bölümde bireyin kişiliğini etkileyen etmenler ve bu kişilik farklılıklarının siyasal tutumlar ve siyasal ideoloji ile ilişkisi üzerinde duracağız.
İster solda ister sağda olsunlarideolojik farklılıklar genellikle bireylerin kişilikleri altında yatan farklılıkları yansıtırlar. Bu kişilik farklılıkları büyük bölümüyleçocukluk toplumsallaşmasıözellikledeçocuk yetiştirme örüntülerindeki farklılıkları yansıtırlar. ana babalar tarafından fiziksel ceza ve duygusal utandırma kullanmayı içeren sert toplumsallaştırma davranışları katılıkbelirsizliğe karşı hoşgörüsüzlük ve yetkecilikle ilişkili olmak eğilimindedirler.


KİŞİLİK GEREKSİNİMLERİ TUTUMLARI ETKİLER

Kişilik gereksinimleri tutumları etkiler. Başkan Reagan halkın desteklemediği pek çok projeyi gerçekleştirmesine rağmen çeşitli sloganlarla amerikan halkının duygusal gereksinimlerini doyurmuşhalkın kendini iyi hissetmesini sağlamış bu sayede popülaritesini korumuştur.
Kişiliğin kamuoyu üzerindeki etkisi ve siyasal davranış üzerinde çalışan toplumsal bilimciler iki yaklaşımdan birini izlemişlerdir bunlar Bennett’in dediği gibi “bütüncü” ve “kişilik özelliği “yaklaşımlarıdır.

A-BÜTÜNCÜ YAKLAŞIMLAR

1- Lasswell’in kişilik gelişimi kuramı
Harold lasvell psikoloji siyasete uygulamaya çalışan ilk sosyal bilimcidir. Ona göre yaşamlarını yoğun olarak siyaset üzerinde odaklaştırılan bireyler bunu bazı temel kişilik gereksinimleri karşıladığı için yaparlar.
Özel eğilimler siyasal nesne ya da siyasal konulara bağlanmış ve toplumsalolarak kabul edilebilir tutumlar halinde mantıksallaştırılmışlardır. Kişisel deneyimler tutkulu siyasal bağlanmaya neden olabilir. Örnek : kürtaj olmasına izin vermediği karısının kendisini terk etmesi üzerine kürtaj karşıtı olan adam
Lasswell ayrıcağeliştirdiği siyasal davranış modeli ile Freudçu kişilik kuramı arasında da bir bağ kurmuştur. Freud ‘a göre bir bireyin kişiliği bir dizi psikoseksüel gelişim evresinden geçerek gelişir ; eğer belirli bir noktada gelişimin normal gidişi kesintiye uğrarsa birey daha önceki gibi bir gelişim evresine takılıp kalmış olarak yetişkinliğe girecektir. Böylece gelişimin fallik evresinde oidipal çatışmayı yeterince çözememiş bireyler az gelişmiş bir süper egoya sahip ve suç işlemeye eğilimli olacaktır. Freudcu gelişim evrelerine paralel bir dizi sosyo-siyasal etmenin bulunduğuna işaret etmiştir. Oral evredeki bireyler güvenlik üzerinde odaklaşacaklardır anal evredekiler düzene önem vereceklerdir ; fallik evrede takılıp kalmış olanlar otorite üzerinde yoğunlaşacaklardır; ve genital evredeki bireyler de toplum üzerinde odaklaşacaklardır.

2- Yetkeci ( otoriter ) kişilik Kuramı ( Adorno ve arkadaşları)
İkinci Dünya savaşı karmaşası ardından Adorno ve arkadaşları Yahudi düşmanlığının kökenlerini belirlemeye çalıştılar. Yetkeci kişilik adını verdikleri özgül bir kişilik belirtisinin ( sendrom ) yahudi düşmanlığı ile ilişkili olabileceğine işaret ettiler. Çok az sevgi ve sert ceza görmüş katı otorite ve disiplinin uygulandığı cinselliği yasak ( tabu ) konusu olmuş bir çocuklukla ilişkili bir kişiliktir bu.
Adorno ve arkadaşlarına göre yetkeci kişilik kişinin kendisinin ve diğerlerinin içtepilerini ve saldırganlıklarını kontrol yeteneklerine karşı bir güvensizlik; bütün durumlarda katı hiyerarşik otorite gereksinimi; belirsizliğe karşı hoşgörüsüzlük ve bunun sonucu olarak katı “ ya siyahtar ya beyaz” anlayışıyla belirginlik kazanmaktadır. Bu kişilik yapısına sahip bireyler ayrıca muhazafakar siyasi görüşlere sahip olmak ve sapkın gruplarla etnik azınlıklara karşı düşmanlık duygularıda beslemek eğilimindedirler.
Yetkeciliğin değişik yönlerini ölçmek için dört ölçek geliştirmişlerdir. Yahudi karşıtlığı genel etnocentrizm siyasal ekonomik muhazafakarlık ve faşizm
Araştırmalar aşırı muhazafakar siyasal görüşlere sahip bireylerin önemli kişilik sorunlarına da sahip olduklarını göstermektedir. Bu araştırmaların bulguları muhazafakarların genellikle zeka düzeyleri düşük düşmanca eğilimleri olan katı ve zorlayıcı kişiler olduğunu göstermektedir. Tersine solcular sağcı yada ortalama insanlardan daha zeki yaratıcı duygusal bakımdan kararlı ve ahlaksal gelişim düzeyleri daha yüksek kişiler olmak eğilimindedirler.

B- SOLUN YETKECİLİĞİ

Bu noktada sağ/sol boyutunu kesip geçen bütünüyle farklı bir kişilik boyutunun bulunduğunu ileri süren araştırmalar tartışılacak. Bu görüşe göre bir kişinin siyasi inançları o kişinin dikkafalı mı yoksa yumuşak başlı mı olduğunu da gösterir.

1-Eynseck’in iki etmenli tutum yapısı kuramı
İdeolojik yapının zıt uçlarındaki bireyler yani dikkafalı sağcılar ve dikkafalı solcular arasında güçlü bir yaklaşım benzerliği vardır. İdeolojik olarakaynı görüşteiki birey kişilik sitili bakımından dikkafalı solcu ve yumuşak başlı solcu biçiminde büyük farklılıklar gösterebilirler.

2-Rokeach’ın değer çoğulculuğu modeli
Eysenck gibi Rokeach da muhafazakarlık ve yetkeciğe bir çok araştırmacı tarafından benimsenen yaklaşımın “solunda yetkeciliği olasılığı” nı göremediğini ileri sürmüştür. “Doğmatizm”adı verilen ideolojiden bağımsız olduğuna inandığı altarnatif bir kişilik boyutu önerdi. Rokeach ‘a göre dar kafalı kişiler yeni bilgileri özümsemede güçlük çekerler ve çelişkili bilgileri anında reddetmek eğilimindedirler; geniş görüşlü kişilerse yeni ve çelişen bilgilerle karşılaştıklarında problemi çözmek için daha çok zaman harcamak eğilimindedirler. Ayrıca geniş görüşlü kişiler belirsizliğe karşı daha hoşgörülüdürler. Dogmatiklik düzeyi yüksek bireyler yaşama daha paranoid bir açıdan bakmak ve kendilerini daha az kabul etmek eğilimindedirler. İnsanlar sahip oldukları en önemli değerler açısından oldukça büyük farklılıklar gösterirler. Bu en önemli değerlere Rokeach “uç değerler” adını vermektedir. Dört farklı siyasal ideolojinin tek bir sağ/sol çizgisi üzerinde değil de iki boyutta değiştikleri görüşünü ortaya atmıştır. Bu iki boyut yüksekten düşüğe doğru eşitlik ve yüksekten düşüğe doğru özgürlüktür. Kominizm eşitlik üzerine çok fazla özgürlük üzerine ise çok az vurgu yapar; Kapitalizm özgürlüğe çok fazla değer verirken eşitliğe az önem verir; sosyalizm hem eşitliğe hem de özgürlüğe yüksek değer verir; faşizmde ise her iki değerin önemi düşüktür.




C- TOMKİNS’İN UÇLARA YIĞILMA KURAMI

1-Tomkins’in Uçlara yığılma kuramı ölçeği
Siyasal ideolojilerin bir sağ/sol boyutu üzerine sıralanabileceği ve değişik ideolojilerin farklı kişilik tiplerini kendilerine çektiği görüşünü ortaya attı. Sol stile sahip bireyler olumlu duygulara ( heyecanlanma neşe v.b.) daha çok tepki vermektedirler. Bunun nedeni insancıl toplumsallaşmadır. Kuralcı (normatif) toplumsallaşmadan geçen sağ stilli insanlarsa olumsuz duygulara (iğrenme kızgınlık küçümseme ve ho5r görme v.b.) daha fazla tepki vermektedirler. Kuralcı toplumsallaşma daha çok kurallara uyma üzerinde duran çocuk yetiştirme yönteminin bir sonucudur. Siyasal olarak ılımlı bireyler anababadan birinin kuralcı diğerinin ise insancıl olduğu bir aile ortamından gelen insanlardır.
2-sağ ve sol bakış açıları
Tomkins ideolojinin bütün insan çabalarının bir yönü olduğunu savunur. Ona göre sol bir yönelim bireylerin daha çok bağımsızlığı insanların kendi başlarına değerli olduğu inancı üzerine odaklaşır; sağ bir yönelim ise daha çok dış bir yetkeye boyun eğmeye yatkınlıktır.
3- İdeolojik farklılıkların kökenleri
Yalnızca anababanın siyasal tutumlarının ne olduğu değil aynı zamanda çocukların yetiştirilme biçimlerine ilişkin siyasal doğurgularında bulunduğudur.
Mel Kohn’a göre: İşçi sınıfından olan anneler “davranışsal uyma” değerleri olan itaat ve düzenliliğe Orta sınıftan anneler ise mutluluk düşüncelilik kendini kontrol ve merak gibi “iç dinamiklerle” ilgili değerlere öncelik vermektedir.





KİTLE İLETİŞİM ARAÇLARI VE KAMUOYU

Bu bölümde daha önce tartışılan değişik sosyal ve bilişsel süreçler ışığında
kitle iletişim araçlarının kamuoyu üzerindeki etkileri üzerinde durulmuştur.
Araştırma sonuçları ile
Televizyon haberlerinin yapı ve içeriğinin bireylerin önemli gördükleri siyasal
sorunlar ve bireylerin bu sorunlara ilişkin siyasal akıl yürütme süreçlerinin
karmaşıklığı üzerinde oldukça etkili görülmektedir. Bu bulgular A.B.D. 'de
televizyonun siyasal olaylara yer verme düzeyinin halkın siyasal ilgi ve katılım
düzeyi üzerinde zararlı olduğuna işaret etmektedir.
Liebling bir keresinde basın özgürlüğünün onu satın almak için parası olanlarla
sınırlı olduğuna işaret etmiştir. A.B.D.' de kitle iletişim araçlarının
sahipleri büyük holdinglerdir. A.B.D. ve bütün dünyada haber kaynakları giderek
daha sınırlı ellerde toplanmaktadır.
Gazete ve televizyonlar haber için haber ajanslarına bağımlıdırlar. Dünyada
temel olarak kullanılanlar Associated Press(AP)United Press İnternational(UPI)
ve Reuters'dır. Bunların yanında ülkemizde ise Anadolu Ajansı(AA)İhlas Haber
Ajansı ve Cihan Haber Ajansı gibi haber ajansları vardır.
Vallone ve arkadaşları 1982 yılında bir çok sığınmacı kampında Filistinli
sivillerin öldürülmesi olayını da içeren İsrail'in Lübnan'ı işgali ile ilgili
haber öyküleri topladılar. Daha sonra bu haberleri ya İsrail yanlısı yada Arap
yanlısı öğrencilere gösterdiler. Her iki grup da kitle iletişim araçlarını
çatıştırmaktaki karşı tarafı destekler nitelikte buldular. İsrail yanlısı
öğrenciler haberleri Arap yanlısıArap yanlısı öğrencilerde İsrail yanlısı
olarak değerlendirdiler. Bu bulguya 'Düşman Kitle İletişim Araçları Olgusu'
dediler.
Bu sonuç sosyal yargı kuramı bakışı açısından çok iyi anlaşılabilir.
Arap-İsrail çatışmasına ilişkin iletişimler söz konusu olduğunda güçlü bir
biçimde İsrail yada Arap yanlısı öğrenciler dar kabul alanlarına ve geniş ret
alanlarına sahip olmak eğilimindedirler. Böylece her iki grup içinde aynı haber
öyküsü kolayca ret alanına girebilir ve dolayası ile karşı tarafı destekler
nitelikte bulunabilir.
Önemli kitle iletişim araçlarından televizyonun küçük çocuklar üzerinde şiddet
etkisi ile ilgili bir araştırmada şöyledir. Televizyonda şiddet içerikli program
izleyen 2. Ve 3. Sınıf erkek çocuklarda özelliklede saldırganlığa meyilli
olanlarda saldırganlığın arttığı görülmüştür. Televizyonda şiddet içerikli
programlar saldırgan davranışın tek nedeni değildirler ama araştırma sonuçları
toplumdaki şiddet düzeyini artırıcı yönde etkili olduklarını göstermektedir.

Bernard Johen'e göre basın 'İnsanlara neyi düşünmeleri gerektiğini anlatma
konusunda çoğu kez başarılı olmayabilir fakat okuyuculara ne hakkında
düşünmeleri gerektiğini anlatma konusunda son derece başarılıdır'. M.McCombs ve
Donald Shaw buna kitle iletişim araçlarının 'Gündem Oluşturma Kapasitesi' adını
vermişlerdir.
Kitle iletişim araçları kamuoyunun gündemini gerçek dünya olaylarından bütünü
ile bağımsız olarak oluşturamaz. Ama gündem oluşturmada etkili oldukları da
yadsınamaz bir gerçektir. Bunun yanında eğitim düzeyleri kişisel deneyimleri
güdüleri ve haberlere ilgileri nedeni ile gazetelerin değişik okuyucuları ve
televizyon izleyicileri farklı biçimlerde etkilenirler.
Siyasal kampanyalarda kitle iletişim araçlarının kullanılması yaşamsaldır.
Seçim öncesinde yapılan reklamlar adaylar için önemli stratejik yaklaşımlara
işaret etmektedir. Reklamlar olumlu yönde olmakla beraber olumsuz yönde de
olabilmektedir. Olumsuz reklamların geri tepme etkisine BUMERANG etkisi
denir.(Merit)
Televizyon haberleri üretilirken kanalların önemli saydıkları olayları
yayınlayabilecekleri yayın süresi kısıtlıdır. Bu nedenle haber öyküleri olası
en etkili yoldan biçimlendirilir. Haber öyküleri dramatik olarak işlenir.
Böylece dinleyicilerin dikkat ve izleme isteği canlı tutulmaya çalışılır.
Örneğin:Küçük Ahmet'in dramıbir annenin feryadı gibi...
Televizyonların olumlu etkilerinin yanında birçok olumsuz etkileri de vardır.
Bu konuda yapılan araştırmalardan biride şöyledir. Hiç televizyon kanalı
olmayan yerleşim merkezlerindeki 2. Sınıf çocukların okuma becerileri
televizyonlu yerleşim merkezlerindeki çocuklarınkinden daha iyi idi. Bu yerleşim
merkezlerine televizyonun girişinden sonra okuma becerisindeki farklar ortadan
kalkmıştır. Benzer şekilde televizyonsuz yerleşim merkezlerindeki çocukların
bir yaratıcılık testinden aldıkları puanlar ortalama olarak daha yüksekti.
Televizyonun gelmesinden sonra ise yaratıcılık düzeyi düştü ve televizyonlu
çocuklar seviyesine indi. Televizyon öyle görülüyor ki çocukların imgeleme
(Hayal gücü) yeteneklerini azaltmaktadır.
Sonuç olarak;kitle iletişim araçlarının bireylerin siyasal olaylara ilişkin
açıklamalarının karmaşıklık düzeyi üzerinde etkili olduğu görülmektedir.




__________________


Uykum Gibi Gelsene...!




Kardelen' immmm

~~Dilara~~ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
cuceloglu, davranisi, dogan, insan


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



WEZ Format +3. Şuan Saat: 06:53 AM.
"5651 Sayılı Kanun'un 8.Maddesine ve T.C.K'nın 125. Maddesine göre Forumumuzdaki Üyelerimiz, yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. Forumumuzda bulunan bir içeriğin, kanunlara aykırı olduğunu veya yanıltıcı olduğunu düşünüyorsanız lütfen buradan ( kemalyanal@yahoo.com ) bize bildirin."
Protected by CBACK.de CrackerTracker

Add to Google Suchmaschinenoptimierung mit Ranking-Hits Add to Google
| Tags | Gizlilik Bildirimi | dC| Death Chasers Klan | Link Ekle | Sitemap | Link Ekle | GençMekan |

Search Engine Optimization by vBSEO 3.3.0