Array
Geri git   GençMekan > GENEL KÜLTÜR - SANAT > Kültür - Sanat - Edebiyat > Makale


Türkçe'nin Yazılışı, Okunuşu


Konuya Davet EdilenLeR

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 05-07-2009, 08:43 AM   #1 (permalink)
Kurucu

 
Hâdim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Bilgileri
Üyelik tarihi: Dec 2006
Bulunduğu yer: Başkent
Yaş: 30
Mesajlar: 33.504
Bahsedildi: 5 mesajda
Davet edildi: 3 konuda
Rep Durumu
Tecrübe Puanı: 2449
Rep Puanı: 83973
Rep Derecesi:
Hâdim Çok ünlü.Hâdim Çok ünlü.Hâdim Çok ünlü.Hâdim Çok ünlü.Hâdim Çok ünlü.Hâdim Çok ünlü.Hâdim Çok ünlü.Hâdim Çok ünlü.Hâdim Çok ünlü.Hâdim Çok ünlü.Hâdim Çok ünlü.
Standart Türkçe'nin Yazılışı, Okunuşu

Türkçe'nin yazılışı okunuşu

Türkçe'nin yazılışı okunuşu
Eskişehir'e indim; Porsuk Çayı'nın orda dükkânın adı 'Lavash'. İstanbul
Beşiktaş yokuşunda kebapçı olmuş 'Dönerchi'. Allah Allah bunu yazan zât-ı
Avrupaî anlaşılan Batı dilinde 'ch' nın 'c' değil 'ç' okunduğunun da farkında
değil. Ve tabii böyle gülünç (daha doğrusu acınacak) misâlleri artık sıkça
görüyorsunuz. Sâdece aşağılık duygusundan sömürge ruhluluktan mı yoksa üstüne
özenti sıvanmış bir kara câhillikten mi oluyor bunlar dersiniz? Sanmam; işin
temelinde 'millî eğitim'i 1946'dan beri güdümüne almış yabancı danışmanların (ve
tabii onların yerli emir kullarının) kademeli oyunlarından biri yatıyor. Nasıl
mı?

Kademeler şöyle:
1. Önce Türkçe ikiye bölündü (yanlış adlarıyla 'Osmanlıca' 'Öz Türkçe' geçen
iki yazımda belirttiğim daha doğru adlarıyla 'Eski Türkçe' 'Kök Türkçe' diye).
Bilim terimleri Atatürk'ün yolunda bir süre Kök Türkçe'den türetilip bu
terimler ortaöğretime yerleşti. Ancak aynı terimleri evrenkentler pek
kullanmadığı için tam bir teknik dili birliği oluşmadı. 'Solcu' diye bilinen Öz
Türkçeciler 1950-1980 arası tedrîcen ana gayeden uzaklaşıp Eski Türkçe'yi
tasfiye yoluna girdiler. 'Sağcı' diye bilinen Eski Türkçeciler ise bu
tasfiyeciliğe aşırı bir tepki olarak bilim için Kök Türkçe'den türetilen
terimlere dahî düşman oldular. (Bu konuları son iki yazımda etraflıca işledim).
Oluşan boşluğa İngilizce bozuntusu ('Tarzanca') lâflar hücum etti. İki tarafın
da saplantılıları artan 'Anglomanlıca' tehlikesine pek aldırmadılar;
birbirleriyle 'Kelime mi sözcük mü?' 'Millet mi ulus mu?' diye kavga etmeyi
sürdürüyorlardı.

2. İngilizce ile eğitim önceleri yalnız fen dersleri olmak üzere ilk kez bir
Türk okulunda (hem de Atatürk'ün tam tersi gayeyle kurduğu okulda) 1953'te
başladı. Kısa sürede bu devletin birçok okullarına sonra özel ve
cemaatlerinkine bulaştırıldı. 1960'ta gene dış telkinle ilk kurulan İngilizce
dilli Türk evrenkentini zamanla birçok yenileri tâkip etti. Bunlarda yalnız fen
değil tüm dersler İngilizce oldu (tarih edebiyat dâhil). Kamuoyu toptan
aldatıldı (Bkz. O.S 'Bye Bye Türkçe' kitabı (Otopsi Yayınları İst. 25.baskı
2005).

3. 1990'larda 'Tarzanca' ile eğitim ilkokullara anaokullarına kadar indirildi.
(Bir ülkenin dilini yok etmenin temel yöntemi).

4. Bir yandan da Türk yazısını bozmak (sonra yok etmek) faaliyetleri
yürütülüyordu. 1980 darbesinde birden Türk yazısındaki inceltme işaretleri (^)
kalktı. Tabii bu 'Eski Türkçe' sözcükleri yazılamaz hâle getiriyor Türkçe'ye
de büyük bir karışıklık darbesi vuruyordu. (Örn. 'hala' 'hâlâ' 'kar' 'kâr'
ikililerindeki gibi.) İşin garibi tasfiyeciliğe karşı olanlar dâhil 'sağ'lı
'sol'lu basın-yayın bunu uyguladı. Kimin başlattığına gelince iki taraf ta
birbirinin üstüne atıyordu. Demek ki hiçbirinden değil olay gene yabancı
danışmanlardan (yâni 'güdücü'lerden) kaynaklanmıştı. [Sanırım aynı sıralarda
okullarda da Türkçe yazım kuralları öğretilmez oldu. Zâten edebiyat (ve târih)
dersleri de azaltılıp duruyordu].

5. Atatürk'ün yeni Türkçe yazısı tüm dünyanın imrendiği bütünüyle diline tam
uyan okunduğu gibi yazılan yazıldığı gibi okunan bir yazıdır. Herkes bu yazıyı
birkaç haftada öğrenebilir. İlk defâ karşınıza çıkan bir kelimenin nasıl
okunacağı nasıl yazılacağı diye bir sorun yoktur. 'Harf harf söyle' diye
sorulmaz. Batı dillerinde özellikle şu imlâsı tam bozuk 'Tarzanca'da ise biri
'Adım Smith' dese öbürü hemen 'spell it' (harfle) der. Ne gülünç; halbuki
'Smith' Türkçe'deki 'Mehmet' kadar yaygın bir isim. Türkçe'nin ve yazısının
bilgisayar ve bilim için en uygun dil ve yazı olduğu hakkında ise Batılılar da
artık yazılar yazıyorlar.
Dili İngilizce olan okullarda çocuklara okuma yazma öğretmek çok zordur. Her
sözcüğün okunuşunu yazılışını çocuk ezberleyecek. Kural kaide yok. Nitekim ABD
basınına göre orada liseyi bitirenlerin yüzde 60'ı kendi dili İngilizce'yi
dosdoğru okuyup yazamıyor. Türkçe'de ise yakın zamana kadar çocuklar heceleme
yöntemiyle ve Türkçe'nin güzel kuralları sâyesinde her şeyi hemen okuyabilir
yazabilir konuma ilk yılda gelirlerdi. Derken Türkçe'yi yok edip yerine 250
kelimelik köle dili İngilizce'yi koymak ana planına uygun olarak yabancı
danışmanların güdümüyle okullarımızda Türkçe okumak yazmak öğretimi yöntemi
değiştirilip kelime kelime her birisinin görüntüsünü ezberleme yöntemi kondu.
Sonuçta evrenkentli gençlerin bile imlâsı bozuldu (e-postalarda sık sık
görüyoruz). Tabii buradaki dış güdüm gayesi aslında sâdece İngilizce okumayı
öğretmek Türkçe'yi toptan yok etmek. Ayrıca ilkokulda Türk alfabesi öğretirken
'w' 'q'yu da katıyorlar.
Yukarıda bir dizi abuk sabuk mantıksız gibi görünen olayların yapılanların
arasında nasıl bir temel bağıntı nasıl bir düşman hedefine doğru adım adım
yürüyüş olduğunu göstermeye çalıştık. Umarım durum belirginleşmiştir.

Şimdi Türkçe'nin yazısı konusundaki ilkelerimizi şöyle sıralayabiliriz:
a. Türk yazısında inceltme (^) işaretleri herkes tarafından mutlaka
kullanılmalıdır. (Bilgisayarda onları koymak da çok kolay.) Yazarlar çıkacak
yazılarında koydukları inceltme işaretlerinin aynen baskıda da olması için
yayınevine gazete dergi idâresine (bizim yaptığımız gibi) ısrar etmeli.
b. Okullarda okuma yazma tekrar bizim usul heceleme yöntemiyle öğretilmeli.
Türkçe'nin dilbilgisi ses uyumları terim türetme kuralları eskiden olduğu gibi
çok iyi öğretilmeli.
c. Türk edebiyatı (her dönemdeki) ve târihi dersleri yeniden ihyâ edilip 1980'e
kadar olduğu şekle ve miktara rücû etmeli; tarih derslerinde Türk kültür
tarihine verilen yer de artırılmalı.
Tabii bütün bunların olabilmesi için her düzeydeki eğitimi düzenleyen devlet
kuruluşları artık kesinkes yabancı 'danışman'lar hâkimiyet ve güdümünden
kurtarılmalı. Türk gençliğinin dolayısıyla milletinin geleceğini kaderini
gizli açık düşmanlar değil Türk milletinin öz vatansever evlâtları
belirleyecektir. 19.06.2005

İki kitap
Ülkenin bilim ve teknikte kalkınması tüm bilimlerin [toplumsal (içtimâî) dâhil]
dili olan matematiği ('riyâziye'yi) gençlerin iyi öğrenmesine gerçek
araştırmacı olabilecek bilimcilerin riyâziyeyi (soyut cebir hendese ilinge
-'topoloji'- sayılar kuramı cebirsel hendese daha neler neler...) derinine
meslekî âlet çantalarına koymalarına böyle dallarda evrenkent ve sâir araştırma
kurumlarımızda özgün yepyeni yaratıcı araştırmalar yapılıp ulusal bilim
çevrelerimizin ('ekoller') oluşmasına bağlı. Elbette bu dediğimiz türden bir
yerli ortam ancak eğitim ve bilim dilinin Türkçe olmasıyla gerçekleşebilir.
[Türkçe ile bilim çalışmalarına katılmak isteyenlerin gençlerin benden bağımsız
olarak hazırladıkları www.sinanoglu.net sitesinin o bölümüne bakmalarını tavsiye
ederim.] Yoksa bildiğiniz gibi ezberciler Tarzan'a özenenler yabancılara
veya yerli işbirlikçilerine çömezler yetiştirmekten öteye gidemeyiz. [Tabii bir
yandan da gereken yabancı diller bülbül olacak kadar değil ama mesleğini takip
edebilecek kadar ayrıca dil derslerinde iyi öğretilip uluslararası bilim çevre
ve ortamları ile de etkileşim kolayca sağlanacak.]

Riyâziyede en ileri düzeyde araştırmacı olacakların daha çok genç yaşlarında
örn. ortaokul lise çağlarında tespit edilmesi oradan itibâren devlet
desteğiyle yetiştirilmesi faydalıdır. Riyâziyede en ileri ülkeler olan eski
Sovyetler ve Fransa'da [Lehistan (Polonya) ve Macaristan'ı da unutmayalım]
gençler böylece belirlenip yetiştirilirler. [Eski Sovyet ülkelerinde pek çok
Türk riyâziyeci yetişmiştir. Sovyetler dağılınca o ve diğer bilimcilerden
Türkiye çok iyi faydalanabilir bilimde teknikte ciddî bir atılım yapması
kolaylaşırdı. Bu az da olsa biraz yapıldı (özellikle Âzerî Türkleri. Ancak
sonradan bazı köklü evrenkentlerimiz bile eğitim dillerini Tarzanca'ya çevirmeye
yeltenirken o değerli kişiler dışlandılar; yerlerine ise üçüncü sınıf Amerikan
İngiliz hocalar getiriliyor. ABD telkiniyle kurulmuş yabancı dille eğitimli ilk
Türk evrenkentinde ise değerli Âzerî Türk'ü bir bilimci getirilmişken zor
durumda bırakılıp kendisine o evrenkente 'sâdece ana dili İngilizce olan
yabancı hocaların alınacağı' bildirildi (Şu hâle bakın! Neredesin Türkiye?).

Birkaç yıl önce ilk Türk Dünyası (Avrasya) Riyâziye Kurultayı'nda bir Sovyet
riyâziyecisi ile tanışmıştım (o da Türk kökenli). Daha lisede iken yeni bir
riyâzî sav (teorem) ispatlamış. Şimdi o sav riyâziye kitaplarında geçiyor ve
ismiyle anılıyor (bunu başkalarından öğrenmiştim. Hâşâ kendisi anlatmadı. Derin
bilim adamı kibirli olmaz elbet).

Türkiye'nin geç de olsa 'özdeciksel yaşambilim (moleküler biyoloji)' dalına da
yüklenmesi lâzım. 1960'larda ortaya çıkıp hızla muazzam bir teknikbiliğe yol
açan bu dal insanlığa pek çok faydalar sağlamaya başlamakla birlikte
insanlığın sonunu getirebilecek kâbuslara da neden oluyor. [Bilim böyle.
Buluşları insanın hayrına da olur şerrine de. Bilimcinin gönlünün de gelişip
gelişmediğine içinde insânî duygular olup olmadığına bağlı.]

İşte riyâziye olsun 'moleküler biyoloji' olsun gençlerimizin böyle dalların
heyecanını hissetmeleri lâzım ki o dallara merak sarsınlar ['Pop-top'
tutkunluğundan daha iyi değil mi?] o dallara âşık olanlar evrenkentlerimizde
araştırmacı olmaya yönelsinler.

Şimdi size önereceğim iki mükemmel kitap lise okumuş herkesçe okunup
anlaşılabilir tarzda yazılmış ama ikisi de derin; yüzeysel boş lâflar değil.
Biri sizi riyâziyeye diğeri 'moleküler biyoloji'ye tutkun kılacak.

Eğer Türkçe'ye çevrilmedilerse hemen ikisi de çevrilip yayınlanır inşallah.
I. Kitap: 'Fermat'nın Muamması' (Simon Singh 'Fermat's Enigma- The Quest to
Solve the World's Greatest Mathematical Problem' (Walter & Co. N. Y. 1997).

Bu kitapta yukarıda dediğimiz gibi tüm bilimlerin dili olan ve en az 2500
yıllık bir süreklilik gösteren insan aklının en muhteşem ürünü diyebileceğimiz
riyâziyede (matematikte) bin yıl süren özel bir serüvenin öyküsü anlatılıyor.
1600'lerde Fermat bu târifi basit ama ispatı için en büyüklerin 300 yıl
uğraştığı meseleyi savı ispatladığını bir kitap sayfasının kenarına yazmış
ama ölümünden sonra da o ispatın yazılmışı bulunamamıştı. Sav nihâyet
1990'ların ortalarında A. Wiles tarafından en az yedi yıl süren gizli
çalışmasından sonra ispatlanıp yayınlandı. Kitapta böyle bir çalışmanın
heyecanını hissedeceksiniz. Kitabın iyi bir yanı da o hikâye anlatılırken
riyâziyenin çeşitli dallarının mâhiyeti ve aralarındaki bağıntılar hakkında
genel bir bilgi sahibi olabiliyorsunuz ('Bilimin Haritası' adlı yazımızı
hatırlayın ['Ne Yapmalı' adlı kitabımızda (Otopsi Yayınları Eylül 2003 6.
Baskı Şubat 2004)].

I. kitabın bir eksiği var: Meselenin tarihçesini verirken yazar Dr. Singh eski
Yunan'dan başlıyor ama oradan hemen Avrupa'ya 1600'lere atlıyor. Biliyorsunuz
Eski Yunan'da muhteşem bir hendese (geometri) bilimi vardı (-ki onun da
kökeninde Sümerler bulunabilir-) ama cebir icat edilmemişti. Cebir (ve
'algebra' olarak Batı dillerine geçen sözcüğümüz) 900-1500 yılları arasında
çoğunluğu Asya'dan getirdiğimiz kültürümüz ve bilimimizle İslâm Dünyası'na
gelen Türkler olan Müslüman riyâziyeciler tarafından icat edilip sonra da Selçuk
Türklerinden (kısmen de Endülüs'ten) Batı'ya geçmişti. 'Fermat Muamması' diye
bilinen savın Türk-İslâm riyâziyeciler tarafından bir cebir meselesi olarak
ortaya atılıp ispatta bazı somut adımlar da atıldığını bazı Batılılar da yazıyor
ama Hint asıllı bir İngiliz vatandaşı olan Singh oraları belirgin bir şekilde
pas geçiyor. [Pek de şaşılmaz: Biliyorsunuz 1990'larda akrabamız Babür
hânedanının Hint'te yaptırdığı (vaktiyle gördüğüm) 400 küsur yıllık büyük târihî
eser caminin kışkırtılmış Hinduların eliyle yıkılmasıyla başlatılan 'küresel
kıraliyetçilerin' her yerde olduğu gibi Hint'te de hâlen kışkırtıp körüklemekte
olduğu koyu Müslüman düşmanlığından Singh de kendini kurtaramamış anlaşılan.]
Bay Singh'in gösterdiği zaafına üzülmüş olmakla birlikte son derece takdire
şâyan bu kitabı insanlığa sunduğu için kendisini cân-ı gönülden kutluyor ve
şükranlarımı belirtiyorum.

II. Kitap: 'Evrim Yolunda Hayat' (Christian de Duve 'Life Evolving?Molecules
Mind and Meaning' Oxford Univ. Pres 2002).

Yaşambilim (hayatiyat biyoloji) dersleri genellikle sıkıcı olur; bol ezber
(hele Türkçe adlarla değil de o çetrefil Lâtinceleri ile olursa) olgular
arasındaki bağıntıların üstünde durulmadığı bir tarz. Halbuki en ilkel tek
hücreliden insana kadar uzayan silsilede bir bütünlük var. Bakteri olsun
bitkiler hayvanlar olsun hepsi aynı yaşamkimyasal düzeneği kullanıyor. Her
birinin şifresi olan DNA'daki temel takı dizileri bile yüzde 90'dan fazla
birbirinin aynı. Özellikle saptırılmakta olan misyonerlik ağırlıklı yeni sahte
Hıristiyan mezhepleri mensupları Azmanistan başta olmak üzere bazı Batı
ülkelerinde 'okullarda evrimi istemezük' diye diretip duruyorlar. Halbuki yakın
devirdeki bile aydın Müslüman ve mutasavvuf atalarımızda böyle yobazlıklar
yoktu. 1800'lü yıllarda büyük âlimimiz Erzurumlu Hakkı'nın evrim kuramını
Darwin'den önce düşünüp yazdığı söylenir. Maalesef o metinleri şimdi
okuyamıyoruz. Öyle eserlerin bir an önce aynen yeni yazıyla basılıp halkımıza ve
gençlerimize sunulması lâzım. Devlet bu önemli görevde başı çekmeli; en azından
Batılı'nın telkinine kapılıp da engel olmamalı.

Değerli bilim adamı ve yazar Mösyö de Duve Belçikalı. Uzun yıllar oradaki
Université de Louvain'de kendi adı verilmiş Institute'ün (Hücre Patolojisi
?sayrıbiliği-) başkanlığını yapıp bir yandan da New York'taki Rockefeller
Evrenkenti'nde araştırmalarla iştigal etmiş. Hücrenin yapısı ve düzeni
üzerindeki çalışmalarıyla 1974'te Nobel Ödülü'nü kazandı. Kendisinin bilimle
birlikte derin bir felsefî anlayışı var. Yazı üslûbu da âdetâ şâirane
büyüleyici. Kitabında dünya oluştuktan kısa sayılabilecek bir süre sonra ilk
organik moleküllerden (özdeciklerden) başlayarak hayatın adım adım nasıl
geliştiğini insana kadar nasıl vardığını bundan sonra nelerin ufukta
belirdiğini câzip ve zevkle okunan bir tarzda anlatıyor. Yaşamın bütünlüğünü
idrak edebiliyorsunuz. 'Moleküler biyoloji'nin nelere yol açabileceğini de
kısmen fark ediyorsunuz. Yazar dinî inançları (Katolik; Louvain Evrenkenti de
bir Katolik evrenkenti) olan bir şahıs olmakla birlikte dinle bilimi birbirine
karıştırmamayı başarmış. İnançlar kişinin insanlık için çalışmasına yardımcı
olur (eğer insanlık düşmanlığına dönüşmüş örn. sahte bir Hıristiyanlık'ın
yobazlığına sapmamışsa); bilim ile ise Allah'ın kula bahşettiği akıl
kullanılarak yaratılmışın ne olduğunun nasıl işlediğinin ayrıntılıları
incelenir; doğanın kanunları anlaşılmaya çalışılır. Edinilen bilgiler ve görünen
uygulamaları insanlığın mahvı için değil insanlığın halkın yararına
kullanılmalıdır.

Ve evet on yıl önce yazdığımız formülümüzü hatırlıyoruz: 'Bilim + Gönül'.

MAKALELER / Prof.Oktay SİNANOĞLU

Benzer Konular:

___----____
__________________
Yediğin içtiğin senin olsun kardaş
Ahiret için neler yapıyorsun onlardan bahset ...
Hâdim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
okunusu, turkcenin, yazilisi


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



WEZ Format +3. Şuan Saat: 07:10 AM.
"5651 Sayılı Kanun'un 8.Maddesine ve T.C.K'nın 125. Maddesine göre Forumumuzdaki Üyelerimiz, yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. Forumumuzda bulunan bir içeriğin, kanunlara aykırı olduğunu veya yanıltıcı olduğunu düşünüyorsanız lütfen buradan ( kemalyanal@yahoo.com ) bize bildirin."
Protected by CBACK.de CrackerTracker

Add to Google Suchmaschinenoptimierung mit Ranking-Hits Add to Google
| Tags | Gizlilik Bildirimi | dC| Death Chasers Klan | Link Ekle | Sitemap | Link Ekle | GençMekan |

Search Engine Optimization by vBSEO 3.3.0